Otel Arama

ARA
Kriterlere Göre Ara

Haritada Ara

Haberler ve Duyurular

Büyükada Gala Otelde Balayı


Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi
 
Unutulmaz ve keyifli bir balayı için GALA HOTEL, yeni evli çiftleri Büyükada’ya davet ediyor. Cumartesi 350 TL, diğer günler 300 TL…..
 
Balayı paketine dahil olan hizmetler;
·       Delüks oda konaklama (Delüks odalar kendine ait açık terası olan, deniz manzaralı ferah odalardır)
·       Hoşgeldiniz kokteyli
·       Oda süsleme ve özel sürprizler
·       Odaya zengin kahvaltı servisi
·       Özel ev yapımı pasta ikramı
·       Geleneksel Türk Kahvesi ikramı
·       Özel çikolata ikramı
·       Odaya meyve sepeti ve şarap ikramı
·       Büyükada gezi kitapçığı
·       Konaklama süresince fotoğraf çekimi ve çekilen fotoğrafların hediye edilmesi
·       Geç çıkış imkanı
·       Ücretsiz internet erişimi
Oda Sayısı : 11
Kontak Kişi : Özlem Özen
Telefon 1 : +90 (216) 382 22 23
Telefon 2 :+90 (216) 382 22 23
Adres: Çankaya Cad. No : 3 Büyükada, İstanbul
Web Adresi : www.kucukoteller.com.tr/galaotelbuyukada
 

2013-04-26 17:03:48
Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi  ...
devamını okumak için tıklayınız.


Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi
 
Unutulmaz ve keyifli bir balayı için GALA HOTEL, yeni evli çiftleri Büyükada’ya davet ediyor. Cumartesi 350 TL, diğer günler 300 TL…..
 
Balayı paketine dahil olan hizmetler;
·       Delüks oda konaklama (Delüks odalar kendine ait açık terası olan, deniz manzaralı ferah odalardır)
·       Hoşgeldiniz kokteyli
·       Oda süsleme ve özel sürprizler
·       Odaya zengin kahvaltı servisi
·       Özel ev yapımı pasta ikramı
·       Geleneksel Türk Kahvesi ikramı
·       Özel çikolata ikramı
·       Odaya meyve sepeti ve şarap ikramı
·       Büyükada gezi kitapçığı
·       Konaklama süresince fotoğraf çekimi ve çekilen fotoğrafların hediye edilmesi
·       Geç çıkış imkanı
·       Ücretsiz internet erişimi
Oda Sayısı : 11
Kontak Kişi : Özlem Özen
Telefon 1 : +90 (216) 382 22 23
Telefon 2 :+90 (216) 382 22 23
Adres: Çankaya Cad. No : 3 Büyükada, İstanbul
Web Adresi : www.kucukoteller.com.tr/galaotelbuyukada
 

Star Gazetesi Çanakkale Yazımız & Otel Önerilerimiz

Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, arkeolojisi ve insanı büyüleyen doğal zenginliğiyle Türkiye’nin en kuzey batısındaki ilimiz Çanakkale. Ege ve Marmara Denizini birleştirerek, stratejik konumu gereği dünyanın en önemli boğazlarından birine sahip ilimiz dünyanın tarihini Troya ve 1. Dünya Savaşı ile değiştirerek tarih boyunca hep büyük önem taşımış. Geçen yıllara mirasına saygı duyarak uyum sağlayan, dünyanın dört bir yanından ağırladığı tüm misafirlerini etkileyen, deniz, kara veya hava ulaşamından birini tercih edip rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu güzel şehrimizde sizi keyifli bir yolculuğa çıkarıyoruz…

Çanakkale Otelleri: http://www.kucukoteller.com.tr/index.php?page=mod_otel_kategori&otlAra=%E7anakkale

2013-04-26 16:41:00
Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, a...
devamını okumak için tıklayınız.

Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, arkeolojisi ve insanı büyüleyen doğal zenginliğiyle Türkiye’nin en kuzey batısındaki ilimiz Çanakkale. Ege ve Marmara Denizini birleştirerek, stratejik konumu gereği dünyanın en önemli boğazlarından birine sahip ilimiz dünyanın tarihini Troya ve 1. Dünya Savaşı ile değiştirerek tarih boyunca hep büyük önem taşımış. Geçen yıllara mirasına saygı duyarak uyum sağlayan, dünyanın dört bir yanından ağırladığı tüm misafirlerini etkileyen, deniz, kara veya hava ulaşamından birini tercih edip rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu güzel şehrimizde sizi keyifli bir yolculuğa çıkarıyoruz…

Çanakkale Otelleri: http://www.kucukoteller.com.tr/index.php?page=mod_otel_kategori&otlAra=%E7anakkale

Alaçatı Sezona Bomba Gibi Başlıyor

“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !
 
Alaçatı bu yıl sezona muhteşem bir organizasyon ile; “Ot Festivali” ile bomba gibi giriş yaptı.. Binlerce ziyaretçi oluk oluk aktı şirin beldeye bu festival boyunca; Otlar yarıştı, onlarla yaratılan lezzetler gelenleri mest etti.
 
Artık Alaçatı için durmak yok, Önce 23 Nisan’ın Salı gününe denk gelmesi nedeniyle 19 -23 Nisan arası Alaçatı cıvıl cıvıl, uzun bir hafta sonuna hazırlanıyor..
 
Ardından 04 Mayısta Aya Yorgi’nin artık efsaneleşen “Day and Night “ Kulübü “Marrakech”  sezonu dev bir parti ile açıyor.
 
Durmak yok; Sonrasında hep birlikte 19 Mayıs Gençlik bayramını bayram tadında yaşıyoruz.
 
Mayıs ayının son etkinliği de Alaçatı’mıza çok yakışan “ Uçurtma Festivali”miz; 25-26 Mayıs 2013.
 
Bu tarihleri şimdiden ajandalarınıza yazın, planlarınızı yapın; Kurabiye Otel sizleri konuk etsin..
 
Keyif paylaştıkça çoğalır.
 
Alaçatı sizi ağırlamaya hazır….

Kurabiye Otel İletişim:

Kontak Kişi :Perihan Akbulut - M.Ali Akbulut
Telefon 1 :+90 232 716 0901
Telefon 2 :+90 541 273 0741
Adres: Hacı Memiş Mah. Mithatpaşa Cad. 2012 Sok. No:54 35950 Alaçatı / Çeşme İzmir
2013-04-22 13:15:31
“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !...
devamını okumak için tıklayınız.

“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !
 
Alaçatı bu yıl sezona muhteşem bir organizasyon ile; “Ot Festivali” ile bomba gibi giriş yaptı.. Binlerce ziyaretçi oluk oluk aktı şirin beldeye bu festival boyunca; Otlar yarıştı, onlarla yaratılan lezzetler gelenleri mest etti.
 
Artık Alaçatı için durmak yok, Önce 23 Nisan’ın Salı gününe denk gelmesi nedeniyle 19 -23 Nisan arası Alaçatı cıvıl cıvıl, uzun bir hafta sonuna hazırlanıyor..
 
Ardından 04 Mayısta Aya Yorgi’nin artık efsaneleşen “Day and Night “ Kulübü “Marrakech”  sezonu dev bir parti ile açıyor.
 
Durmak yok; Sonrasında hep birlikte 19 Mayıs Gençlik bayramını bayram tadında yaşıyoruz.
 
Mayıs ayının son etkinliği de Alaçatı’mıza çok yakışan “ Uçurtma Festivali”miz; 25-26 Mayıs 2013.
 
Bu tarihleri şimdiden ajandalarınıza yazın, planlarınızı yapın; Kurabiye Otel sizleri konuk etsin..
 
Keyif paylaştıkça çoğalır.
 
Alaçatı sizi ağırlamaya hazır….

Kurabiye Otel İletişim:

Kontak Kişi :Perihan Akbulut - M.Ali Akbulut
Telefon 1 :+90 232 716 0901
Telefon 2 :+90 541 273 0741
Adres: Hacı Memiş Mah. Mithatpaşa Cad. 2012 Sok. No:54 35950 Alaçatı / Çeşme İzmir
Kapadokyada Bahar! Argos in Cappadociadan size özel bahar promosyonu

Size özel bahar..

Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bahar keyfi yapmak isteyenlere müjde; Nisan ayında 3 gece ve üzeri konaklamalarda, kaya ve deluxe oda kategorilerinde %15, suite ve içinde özel havuzu bulunan splendid suite oda kategorilerinde %20 bahar indirimi yaptık. Bahar paketi alan konuklarımıza, argos in Cappadocia’daki konaklamaları sırasında arzu ettikleri bir günde, Seki Lounge’da gün batımında birer kadeh roze şarap da ikramları..


İletişim için:

Telefon 1: +90 384 219 31 30
Adres: Kayabaşı Sok. Uchisar / Nevşehir - Kapadokya
Web Adresi :

www.kucukoteller.com.tr/argosincappadocia

 

2013-04-19 13:08:33
Size özel bahar.. Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bah...
devamını okumak için tıklayınız.

Size özel bahar..

Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bahar keyfi yapmak isteyenlere müjde; Nisan ayında 3 gece ve üzeri konaklamalarda, kaya ve deluxe oda kategorilerinde %15, suite ve içinde özel havuzu bulunan splendid suite oda kategorilerinde %20 bahar indirimi yaptık. Bahar paketi alan konuklarımıza, argos in Cappadocia’daki konaklamaları sırasında arzu ettikleri bir günde, Seki Lounge’da gün batımında birer kadeh roze şarap da ikramları..


İletişim için:

Telefon 1: +90 384 219 31 30
Adres: Kayabaşı Sok. Uchisar / Nevşehir - Kapadokya
Web Adresi :

www.kucukoteller.com.tr/argosincappadocia

 

Haber Arşivi

Haberler ve Duyurular

Sapanca Gölü ve çevresi
Sapanca Gölü, çevre illere, özellikle de İstanbul’a yakınlığıyla, temiz havasıyla, tertemiz doğasıyla, sunduğu pek çok aktivitelerle ve çevresinde de gezilebilecek yerlerin fazlalığıyla son yıllarda pek çok kişinin tercih ettiği bir destinasyon hâline geldi. Ziyaretçileri için her mevsim huzur ve dinginlik kaynağı olan Sapanca Gölü, özellikle hafta sonları ufak kaçamaklar yapmak isteyenler için cazip bir alternatif oluşturuyor. Gölün maviliğiyle gölü çevreleyen doğanın yeşilinin birleşmesi, adeta cennetten bir köşe oluşturmuş. Şehrin karmaşasından ve gürültüsünden sıkılanlar için göl çevresindeki turistik tesisler, çeşitli konaklama alternatifleri sunuyor. Yazları göl kenarı plaj olarak da kullanılıyor, ziyaretçiler gölün serin sularında yüzerek serinleme ve su sporları yapma imkânı buluyor. Ayrıca serin havasıyla ve dağlardan akan buz gibi dereleriyle de yaz sıcaklarında bir kaçamak olanağı sunuyor. Kışları ise bembeyaz bir örtüye bürünen dağların çevrelediği gölün çevresinde doğa yürüyüşleri yapmak ve şehrin hava kirliliğinden kaçıp tertemiz havayı solumak, Sapanca Gölü’nün tercih edilmesinin sebeplerinden birkaçı. Sapanca’nın iklim özellikleri ve toprak yapısı sayesinde bölgede zengin bir flora oluşmuş. Havadaki nem ve oksiyen miktarının uygunluğu ve toprağın az tuzlu olması, bitkilerin yetişmesinde en ideal ortamı oluşturuyor. Böylece bitkiler çok daha canlı, sağlıklı ve iri yapraklı oluyor. Başka bölgelerde de yetişebilen bir bitki Sapanca’da yetiştirildiğinde, yeşilin çok daha farklı tonlarına kavuştuğu görülür. 100’den fazla çeşit bitkiyi görebileceğiniz Sapanca, sadece bu özelliğiyle bile görülmeye değerdir. Sapanca’nın misafirlerine sunduğu derin sakinlik ve huzurda, bu bitki çeşitliliğinin de büyük rolü vardır. Kayın, gürgen, kestane, ıhlamur ve çınar gibi geniş yapraklı ağaçlar; kızılçam, karaçam, ladin ve ardıç gibi iğne yapraklı ağaçlar bu zengin floranın sadece birkaç örneği. Bu ağaçlara ek olarak irili ufaklı ve rengârenk onlarca süs bitkisi de doğanın zenginliğine katkıda bulunuyor. Göl çevresinde ve ilçe genelinde pek çok botanik bahçesi vardır. Bu botonik bahçeleri sayesinde Sapanca’ya gelen ziyaretçiler; doğada gördükleri ağaç ve süs bitkilerini daha yakından inceleme imkânı buluyor, aynı zamanda da istedikleri bitkileri buralardan satın alabiliyorlar. Sapanca Gölü ve çevresi doğal bir gezi için birebir. Ama doğayla birlikte kültürel bir gezi isteyenlerin görebileceği pek çok tarihi eser de bulunuyor. Bölgede yüzyıllar boyu yaşamış medeniyetlerden kalan eserler, yörenin tarihi ve kültürel açıdan da zengin olmasını sağlamıştır. Sapanca ve çevresinde görebileceğiniz eserler arasında; Vecihi Kapısı, Rahime Sultan Camii, Hasan Fehmi Paşa Camii ve Bizans devri Lahit ve Mezar taşları vardır. Nasıl gidilir? İstanbul'dan Adapazarı'na bağlı Sapanca'ya özel araçlarıyla gelecekler, TEM otoyolunu kullanabilirler. Demiryolunu tercih etmek isteyenler, Haydarpaşa’dan kalkan Adapazarı treniyle bölgeye ulaşabilirler. Ayrıca özel otobüs firmalarıyla da ulaşım mümkün. İstanbul – Sapanca arası ise yaklaşık 150 km. Neler yapılır, nereler gezilir? Sapanca Gölü’nü tercih edenler için, hiçbir şey yapmadan gölün dinginliğini ve tabi güzelliğini izlemek bile huzur ve mutluluk vericidir. Doğal ortamın korunduğu alanları bulmanın giderek zorlaştığı günümüzde Sapanca Gölü, korunmaya çalışılan eşsiz güzellikte bir alan. Göl kenarında konaklayıp sakin bir hafta sonu geçirmek isteyenler için Sapanca Gölü birebir. Sapanca Gölü, sakinliğinin yanı sıra spor aktiviteleri yapmak için de uygun bir yapıya sahip. Trekking bunlar arasında en kolay ve en keyiflilerinden biri. İhtiyacınız olan tek şey rahat bir çift yürüyüş ayakkabısı ve rahat kıyafetler. Zengin bitki çeşitliliğinin eşlik edeceği yürüyüşün rotası, göl çevresi de, gölü çevreleyen orman içindeki patikalar da olabilir. Her iki rotada da mükemmel bir göl manzarası ve bol oksijen sizi bekliyor olacak. Özel araçlarıyla yolculuk yapanlar yanlarında bisikletlerini, bot ve deniz motorlarını getirebilirler. Bisikletle göl çevresinde dolaşabilir ve yakınlarda bulunan mesire yerlerine bisikletle ulaşabilirsiniz. Motor ve deniz botlarını yanında getirenler gölde keyifli geziler yapabilirler. Göl kenarında kayık ve deniz bisikleti kiralamak da eğlenceli zaman geçirmek için güzel bir seçenek. Naturel Park Botanik mutlaka görülmesi gereken botanik bir bahçe. 7000 dönüm arsa üzerine kurulu bu botanik bahçenin amacı; zor büyüyen dekoratif bitkiler yetiştirmek ve aynı zamanda konuklarını en iyi şekilde ağırlayıp bilinçli bitki yetiştirme yöntemlerini öğretmek ve peyzaj sevgisini aşılamak. Bitkiler hakkında detaylı bitki edinirken keyifli dakikalar geçirme ve stres atma imkânı sunan Naturel Park Botanik’in bahçesi yemyeşil çimlerle kaplı. Çeşitli ağaçların ve dış mekân bitkilerinin olduğu bahçede hava koşulları elverdiği ölçüde uzun kahvaltılar, yemekler yeniliyor. İster kalabalık gruplar hâlinde isterseniz tek başınıza gelin, bu parkta keyifli zaman geçirmek hiç de zor değil. Yerlerdeki geniş minderlere uzanıp dinlenmek, ağaç direkler üzerine kurulmuş kamelyalarda çay ve kahve yudumlamak, bambu sandalyelerde kitap okumak ve ağaçların gölgelerindeki masalarda arkadaşlarla ve ailenizle keyifli yemekler yemek bu parkta yapılabilecekler arasından birkaçı. İsteyenler iç ve dış mekân bitkileri ve hediyelik seramik süs eşyaları satın alabilir. Çevredeki gezilip konaklanılabilecek yerleşim birimleri de bulunmakta. Bunlardan biri Sapanca’ya 8 km uzaklıktaki Maşukiye ve onun yakınlarındaki Kartepe’dir. Maşukiye de çevresi gibi zengin bir doğaya sahiptir. Yeşilin bütün tonlarını görüp, çağlayan ve şelalerin sesiyle huzur bulacağınız yürüyüşler yapabilirsiniz. Dağ turizmi için elverişli olan Kartepe, Maşukiye’ye sadece 17 km uzaklıktadır. Son zamanlarda özellikle kar turizminde İstanbul’a yakınlığıyla tercih edilen bir merkez hâline gelen Kartepe, kayak merkezleri ve turistik tesisleriyle ziyaretçilerinin hoş vakit geçirmesi sağlıyor. Ne yenir, ne içilir? Göl kenarında ve çevresindeki yerleşim merkezlerinde çok sayıda alabalık çiftliği bulunur. İsteğe göre kiremitte, tavada veya ızgarada tereyağı eklenerek pişirilen alabalık; mutlaka tadılması gereken lezzetler arasında. Alabalığın yanı sıra bölgeye has, ağız sulandıran yöresel lezzetler de bulunuyor. Sebze ağırlıklı bu yemekler arasında; lahana sarması, mısır ekmeği, yeşil fasulye turşusu, cevizli fasulye ve cevizli pekmezli lokum mutlaka denenmesi gereken lezzetlerden. Sapanca’dan Maşukiye’de doğru giden yolun her iki yanında da alabalık üretim çiftlikleri vardır. Gölden çıkan balıkları da taze olarak tüketmek mümkündür. Yine Sapanca’ya yakın yerleşimlerden Kurtköy ve Kırkpınar da benzer yöresel yemek seçenekleri sunmakta. Kurtköy’de özel olarak ayrılmış alanlarda piknik de yapabilirsiniz. Bölge doğal kaynak suları açısından da oldukça zengin. Özellikle hafif içimiyle dikkat çeken Sırma, Mahmudiye gibi kaynak sularını tadılabilir ve bu sulardan kaplara doldurararak yanınıza alabilirsiniz.
2010-07-28 18:08:47
Sapanca Gölü, çevre illere, özellikle de İstanbul’a yakınlığıyla, temiz havasıyla, tertemiz doğasıyla, sunduğu pek çok aktivitelerle ve çevresinde de gezilebilecek yerlerin fazlalığıyla son yıll
devamını okumak için tıklayınız.

Sapanca Gölü, çevre illere, özellikle de İstanbul’a yakınlığıyla, temiz havasıyla, tertemiz doğasıyla, sunduğu pek çok aktivitelerle ve çevresinde de gezilebilecek yerlerin fazlalığıyla son yıllarda pek çok kişinin tercih ettiği bir destinasyon hâline geldi. Ziyaretçileri için her mevsim huzur ve dinginlik kaynağı olan Sapanca Gölü, özellikle hafta sonları ufak kaçamaklar yapmak isteyenler için cazip bir alternatif oluşturuyor. Gölün maviliğiyle gölü çevreleyen doğanın yeşilinin birleşmesi, adeta cennetten bir köşe oluşturmuş. Şehrin karmaşasından ve gürültüsünden sıkılanlar için göl çevresindeki turistik tesisler, çeşitli konaklama alternatifleri sunuyor. Yazları göl kenarı plaj olarak da kullanılıyor, ziyaretçiler gölün serin sularında yüzerek serinleme ve su sporları yapma imkânı buluyor. Ayrıca serin havasıyla ve dağlardan akan buz gibi dereleriyle de yaz sıcaklarında bir kaçamak olanağı sunuyor. Kışları ise bembeyaz bir örtüye bürünen dağların çevrelediği gölün çevresinde doğa yürüyüşleri yapmak ve şehrin hava kirliliğinden kaçıp tertemiz havayı solumak, Sapanca Gölü’nün tercih edilmesinin sebeplerinden birkaçı. Sapanca’nın iklim özellikleri ve toprak yapısı sayesinde bölgede zengin bir flora oluşmuş. Havadaki nem ve oksiyen miktarının uygunluğu ve toprağın az tuzlu olması, bitkilerin yetişmesinde en ideal ortamı oluşturuyor. Böylece bitkiler çok daha canlı, sağlıklı ve iri yapraklı oluyor. Başka bölgelerde de yetişebilen bir bitki Sapanca’da yetiştirildiğinde, yeşilin çok daha farklı tonlarına kavuştuğu görülür. 100’den fazla çeşit bitkiyi görebileceğiniz Sapanca, sadece bu özelliğiyle bile görülmeye değerdir. Sapanca’nın misafirlerine sunduğu derin sakinlik ve huzurda, bu bitki çeşitliliğinin de büyük rolü vardır. Kayın, gürgen, kestane, ıhlamur ve çınar gibi geniş yapraklı ağaçlar; kızılçam, karaçam, ladin ve ardıç gibi iğne yapraklı ağaçlar bu zengin floranın sadece birkaç örneği. Bu ağaçlara ek olarak irili ufaklı ve rengârenk onlarca süs bitkisi de doğanın zenginliğine katkıda bulunuyor. Göl çevresinde ve ilçe genelinde pek çok botanik bahçesi vardır. Bu botonik bahçeleri sayesinde Sapanca’ya gelen ziyaretçiler; doğada gördükleri ağaç ve süs bitkilerini daha yakından inceleme imkânı buluyor, aynı zamanda da istedikleri bitkileri buralardan satın alabiliyorlar. Sapanca Gölü ve çevresi doğal bir gezi için birebir. Ama doğayla birlikte kültürel bir gezi isteyenlerin görebileceği pek çok tarihi eser de bulunuyor. Bölgede yüzyıllar boyu yaşamış medeniyetlerden kalan eserler, yörenin tarihi ve kültürel açıdan da zengin olmasını sağlamıştır. Sapanca ve çevresinde görebileceğiniz eserler arasında; Vecihi Kapısı, Rahime Sultan Camii, Hasan Fehmi Paşa Camii ve Bizans devri Lahit ve Mezar taşları vardır. Nasıl gidilir? İstanbul'dan Adapazarı'na bağlı Sapanca'ya özel araçlarıyla gelecekler, TEM otoyolunu kullanabilirler. Demiryolunu tercih etmek isteyenler, Haydarpaşa’dan kalkan Adapazarı treniyle bölgeye ulaşabilirler. Ayrıca özel otobüs firmalarıyla da ulaşım mümkün. İstanbul – Sapanca arası ise yaklaşık 150 km. Neler yapılır, nereler gezilir? Sapanca Gölü’nü tercih edenler için, hiçbir şey yapmadan gölün dinginliğini ve tabi güzelliğini izlemek bile huzur ve mutluluk vericidir. Doğal ortamın korunduğu alanları bulmanın giderek zorlaştığı günümüzde Sapanca Gölü, korunmaya çalışılan eşsiz güzellikte bir alan. Göl kenarında konaklayıp sakin bir hafta sonu geçirmek isteyenler için Sapanca Gölü birebir. Sapanca Gölü, sakinliğinin yanı sıra spor aktiviteleri yapmak için de uygun bir yapıya sahip. Trekking bunlar arasında en kolay ve en keyiflilerinden biri. İhtiyacınız olan tek şey rahat bir çift yürüyüş ayakkabısı ve rahat kıyafetler. Zengin bitki çeşitliliğinin eşlik edeceği yürüyüşün rotası, göl çevresi de, gölü çevreleyen orman içindeki patikalar da olabilir. Her iki rotada da mükemmel bir göl manzarası ve bol oksijen sizi bekliyor olacak. Özel araçlarıyla yolculuk yapanlar yanlarında bisikletlerini, bot ve deniz motorlarını getirebilirler. Bisikletle göl çevresinde dolaşabilir ve yakınlarda bulunan mesire yerlerine bisikletle ulaşabilirsiniz. Motor ve deniz botlarını yanında getirenler gölde keyifli geziler yapabilirler. Göl kenarında kayık ve deniz bisikleti kiralamak da eğlenceli zaman geçirmek için güzel bir seçenek. Naturel Park Botanik mutlaka görülmesi gereken botanik bir bahçe. 7000 dönüm arsa üzerine kurulu bu botanik bahçenin amacı; zor büyüyen dekoratif bitkiler yetiştirmek ve aynı zamanda konuklarını en iyi şekilde ağırlayıp bilinçli bitki yetiştirme yöntemlerini öğretmek ve peyzaj sevgisini aşılamak. Bitkiler hakkında detaylı bitki edinirken keyifli dakikalar geçirme ve stres atma imkânı sunan Naturel Park Botanik’in bahçesi yemyeşil çimlerle kaplı. Çeşitli ağaçların ve dış mekân bitkilerinin olduğu bahçede hava koşulları elverdiği ölçüde uzun kahvaltılar, yemekler yeniliyor. İster kalabalık gruplar hâlinde isterseniz tek başınıza gelin, bu parkta keyifli zaman geçirmek hiç de zor değil. Yerlerdeki geniş minderlere uzanıp dinlenmek, ağaç direkler üzerine kurulmuş kamelyalarda çay ve kahve yudumlamak, bambu sandalyelerde kitap okumak ve ağaçların gölgelerindeki masalarda arkadaşlarla ve ailenizle keyifli yemekler yemek bu parkta yapılabilecekler arasından birkaçı. İsteyenler iç ve dış mekân bitkileri ve hediyelik seramik süs eşyaları satın alabilir. Çevredeki gezilip konaklanılabilecek yerleşim birimleri de bulunmakta. Bunlardan biri Sapanca’ya 8 km uzaklıktaki Maşukiye ve onun yakınlarındaki Kartepe’dir. Maşukiye de çevresi gibi zengin bir doğaya sahiptir. Yeşilin bütün tonlarını görüp, çağlayan ve şelalerin sesiyle huzur bulacağınız yürüyüşler yapabilirsiniz. Dağ turizmi için elverişli olan Kartepe, Maşukiye’ye sadece 17 km uzaklıktadır. Son zamanlarda özellikle kar turizminde İstanbul’a yakınlığıyla tercih edilen bir merkez hâline gelen Kartepe, kayak merkezleri ve turistik tesisleriyle ziyaretçilerinin hoş vakit geçirmesi sağlıyor. Ne yenir, ne içilir? Göl kenarında ve çevresindeki yerleşim merkezlerinde çok sayıda alabalık çiftliği bulunur. İsteğe göre kiremitte, tavada veya ızgarada tereyağı eklenerek pişirilen alabalık; mutlaka tadılması gereken lezzetler arasında. Alabalığın yanı sıra bölgeye has, ağız sulandıran yöresel lezzetler de bulunuyor. Sebze ağırlıklı bu yemekler arasında; lahana sarması, mısır ekmeği, yeşil fasulye turşusu, cevizli fasulye ve cevizli pekmezli lokum mutlaka denenmesi gereken lezzetlerden. Sapanca’dan Maşukiye’de doğru giden yolun her iki yanında da alabalık üretim çiftlikleri vardır. Gölden çıkan balıkları da taze olarak tüketmek mümkündür. Yine Sapanca’ya yakın yerleşimlerden Kurtköy ve Kırkpınar da benzer yöresel yemek seçenekleri sunmakta. Kurtköy’de özel olarak ayrılmış alanlarda piknik de yapabilirsiniz. Bölge doğal kaynak suları açısından da oldukça zengin. Özellikle hafif içimiyle dikkat çeken Sırma, Mahmudiye gibi kaynak sularını tadılabilir ve bu sulardan kaplara doldurararak yanınıza alabilirsiniz.
Ramazan ayı, turizm sezonunu daraltıyor
11 Ağustos'ta başlayan Ramazan ayı, turizm sezonunu daraltıyor Ramazan ayının bu yıl 11 Ağustosta başlaması turizm sezonunu daraltırken, özellikle ramazan öncesi son dönem olan ağustosun ilk haftası için fiyatlar arttı.

Ramazan ayının bu yıl 11 Ağustosta başlayıp 9 Eylülde sona erecek olması ramazan öncesi son dönem olan ağustosun ilk haftası için rezervasyon fiyatlarını şimdiden yükseltti.

Ramazan öncesi tatil yapmak isteyenlerin fazlalığı nedeniyle Akdeniz sahilindeki pek çok otel, ağustos ayının ilk 10 günlük dönemi için haziran ayındaki ücretin yüzde 50'lere varan oranlarda fazlasını talep ediyor.

Turizm acenteleri, bu yıl ramazan ayı dolayısıyla daralan sezonda uygun koşullarda tatil yapmak isteyenlerin bir an önce harekete geçmesini önerdi.

TÜRSAB Konya Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Atilla Özdemir, yaptığı açıklamada, Ramazan ayı dolayısıyla 3 aylık turizm döneminin 2 aya sıkıştığını ifade ederek, şunları söyledi:

''Bu yıl dünyada çok yaygın olan ve ucuza tatil yapma olanağı tanıyan erken rezervasyon dönemi Türkiye'de çok uzun tutuldu. Yabancı turistlerin diğer alternatif ülkelere göre Türkiye'ye bu yıl yoğun ilgisi nedeniyle oteller iç talebe yataklarının ancak yüzde 20-30'unu ayırdı. Ayrılan bu yatakların da büyük kısmı bu ayın sonuna kadar dolar. Çünkü oteller, iç piyasa için ayırdıkları yatakları erken rezervasyonla bitirmek istiyorlar. Erken rezervasyonsuz 'kapı satışı' dediğimiz otel fiyatlarının özellikle Ramazan ayı yaklaştıkça artacağı bir gerçek. Şu an erken rezervasyon için her şey bitmiş değil, önümüzdeki ayın başına kadar elini çabuk tutanlar halen devam eden erken rezervasyon kampanyalarından yararlanabilirler.''
2010-07-28 18:03:10
11 Ağustos'ta başlayan Ramazan ayı, turizm sezonunu daraltıyor Ramazan ayının bu yıl 11 Ağustosta başlaması turizm sezonunu daraltırken, özellikle ramazan öncesi son dönem olan ağustosun ilk haftası
devamını okumak için tıklayınız.

11 Ağustos'ta başlayan Ramazan ayı, turizm sezonunu daraltıyor Ramazan ayının bu yıl 11 Ağustosta başlaması turizm sezonunu daraltırken, özellikle ramazan öncesi son dönem olan ağustosun ilk haftası için fiyatlar arttı.

Ramazan ayının bu yıl 11 Ağustosta başlayıp 9 Eylülde sona erecek olması ramazan öncesi son dönem olan ağustosun ilk haftası için rezervasyon fiyatlarını şimdiden yükseltti.

Ramazan öncesi tatil yapmak isteyenlerin fazlalığı nedeniyle Akdeniz sahilindeki pek çok otel, ağustos ayının ilk 10 günlük dönemi için haziran ayındaki ücretin yüzde 50'lere varan oranlarda fazlasını talep ediyor.

Turizm acenteleri, bu yıl ramazan ayı dolayısıyla daralan sezonda uygun koşullarda tatil yapmak isteyenlerin bir an önce harekete geçmesini önerdi.

TÜRSAB Konya Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Atilla Özdemir, yaptığı açıklamada, Ramazan ayı dolayısıyla 3 aylık turizm döneminin 2 aya sıkıştığını ifade ederek, şunları söyledi:

''Bu yıl dünyada çok yaygın olan ve ucuza tatil yapma olanağı tanıyan erken rezervasyon dönemi Türkiye'de çok uzun tutuldu. Yabancı turistlerin diğer alternatif ülkelere göre Türkiye'ye bu yıl yoğun ilgisi nedeniyle oteller iç talebe yataklarının ancak yüzde 20-30'unu ayırdı. Ayrılan bu yatakların da büyük kısmı bu ayın sonuna kadar dolar. Çünkü oteller, iç piyasa için ayırdıkları yatakları erken rezervasyonla bitirmek istiyorlar. Erken rezervasyonsuz 'kapı satışı' dediğimiz otel fiyatlarının özellikle Ramazan ayı yaklaştıkça artacağı bir gerçek. Şu an erken rezervasyon için her şey bitmiş değil, önümüzdeki ayın başına kadar elini çabuk tutanlar halen devam eden erken rezervasyon kampanyalarından yararlanabilirler.''
Periler Ülkesi: Kapadokya
Önce tektonik hareketlerin, ardından rüzgâr, yağmur ve akarsuların ve en sonunda da insanoğlunun elinden geçerek bugünkü şeklini almış peri bacaları ve tarihi dokusu ile masalsı bir mirastır Kapadokya. Bugün; Aksaray, Kayseri, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde illerinin sınırlarında olan Kapadokya; Avanos, Derinkuyu, Göreme, Ihlara, Kaymaklı, Uçhisar, Ürgüp gibi keşfedilmesi gereken çeşitli bölgeler üzerine kurulmuştur. Peri bacaları, yöresel lezzetleri, şarapları, uçan balonları ve ilginç doğal yapısı ile Kapadokya; ziyaretçileri için coğrafi bir keşfin yanı sıra ATV safarisi, binicilik benzeri macera sporlarının ve gurme lezzetlerin de bulunabildiği nadide bir destinasyondur. Bölgenin paleolitik döneme kadar uzanan tarihi, Kapadokya ve civarının beşerî ve dini tarih açısından geçirdiği evreleri bize yansıtan önemli bir unsurdur. Nereleri görmeli? Göreme Açıkhava Müzesi Hemen hemen her kayanın içinde bir kilise, şapel, yemekhane, mutfak ya da yaşam alanlarına ve bunlara ek olarak pek çok kafe, bar ve restorana rastlayabileceğiniz Göreme Açık Hava Müzesi; manastır eğitim sisteminin başladığı yer olarak bilinmektedir. Hristiyan toplumunun önemli rahiplerinden Aziz Basil’in doktrinleri bu bölgeden yayılmış; Soğanlı, Ihlara gibi bölgelerde de uygulanmaya başlanmıştır. Günlük hayattan uzak olmayan bir dini inanç seçen bu azizler ve bölge halkı, böylece taş evler ve mekânlar yaratarak önemli yerleşim merkezleri kurmuşlardır. Bunlar arasında Aziz Basil Kilisesi, Aziz Barbara Kilisesi, Çarıklı Kilise, Elmalı Kilise, Karanlık Kilise, Kızlar ve Erkekler Manastırı, Tokalı Kilise ve Yılanlı Kilise müzede keşfedilecekler arasındadır. Zelve Açıkhava Müzesi Peri bacalarına olan hayranlığınızı doyuracak olan bölge, Zelve Açıkhava Müzesi’dir. Zelve’de, ikonaklastik dönemde yapılan kilise ve manastırları keşfedebilirsiniz. 3 vadiden oluşan ve vadi duvarlarında yaşam alanlarını barındıran Zelve Açık Hava Müzesi, Kapadokya gezinizin unutulmazları arasında yer alacaktır. Çavuşin Romalı askerlerin Hristiyanlaşan halka yapmış olduğu baskılar nedeniyle önce rahiplerin ve ardından Hristiyan halkın bereketli topraklarını arkalarında bırakarak tüf kayaları oymak suretiyle buralara yerleşmesiyle Çavuşin’de bir yerleşim merkezi oluşmuştur. Halk; evlerini buralara oymuş, verimsiz topraklardan verim alabilmek için güvercinlikler oluşturup güvercin gübrelerinden faydalanmış, rahatlıkla ibadetlerini sürdürebilmek amacıyla evlerine şapeller yapmıştır. Bizans döneminde Hristiyanlığın resmi din kabul edilmesi ile bölgede rahat dolaşım başlar ve bu rahat dönemde Kapadokya’nın en geniş kilisesi olan Vaftizci Yahya Kilisesi inşa edilir. Bölgede pek çok manastır, kilise ve şapel bulunmaktadır. Selçuklu döneminde Müslümanlar tarafından yönetilen Kapadokya bölgesi hiçbir dini ayrımcılığa maruz kalmamıştır. Bunun en güzel örneği Vaftizci Yahya Kilisesi yakınında bulunan camidir. Bölgede, Selçuklu döneminde inşa edilmiş kiliseler bile bulunur. Paşabağ Vadisi Mantar şeklindeki peri bacalarına ev sahipliği yapan Paşabağ, aynı zamanda ziyaretiniz için almak isteyeceğiniz hediyeliklerin de bulunduğu bir alandır. Yürüyüş yollarında dolaşarak peri bacalarını keşfedebileceğiniz vadide, dünyadan elini eteğini çekmiş azizler yaşar ve peri bacalarının şapka şekilli üst kısımlarında ya da içlerinde ibadetlerini sürdürürlermiş. Bir not: Dönem dönem Paşabağ Vadisi peri bacaları üzerinde ışık şovları yapılmaktadır. Bunlardan bir tanesine denk gelebilmek için Kapadokya’ya vardığınızda etkinliklerle ilgili bilgi almalısınız. Avanos Nevşehir iline bağlı bir kasaba olan Avanos, seramikleri ve şarapları ile ünlü tarihi bir bölgedir. Burada 13. yüzyıl Selçuklu Dönemi’ne ait olduğu bilinen Sarıhan Kervansarayı ile Alaaddin Cami’yi keşfedebilirsiniz. Sinasos / Mustafapaşa Ürgüp’e 5 km uzaklıkta olan Sinasos; Rumların, Ortodoks Türklerinin ve Müslüman Türklerin mübadele dönemine kadar bir arada yaşadığı ve pek çok kültür mirasını bir arada bulabileceğiniz bir bölgedir. Burada bulunan Rum evleri, freskleri ve ilginç taş işçilikleri ile dikkatleri çeker. Aios Vasilios Kilisesi, Konstantin-Heleni Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri keşfedilecekler arasındadır. Burada bulunan bir Osmanlı dönemi kervansarayı da bölgedeki taş ve ağaç işlemeciliğinin en güzel örneklerindendir. Ürgüp Kapadokya’nın en önemli alanlarından biri olan Ürgüp, Nevşehir’e 20 km uzaklıktadır. Tipik peri bacalarının doğal nedenlerle oluşan peyzajı ilgi çekici ve etkileyicidir. Bölgeye oyulmuş kaya kilise ve manastırlarının yanında, çok daha ilginç taş oymalara da rastlayabilirsiniz. Altı Kapılı Türbe, Temenni Tepesi Türbeleri, kitabeli çeşmeler, Rum Hamamı keşfedilecekler arasındadır. Turasan Şarap Fabrikası Mahzeni Şarap üretimi hakkında detaylı bilgi almak, Kapadokya bölgesi şaraplarından tatmak ve burada alışveriş yapmak isteyenler; Ürgüp’te bulunan Turasan Şarap Fabrikası Mahzeni’ne uğramalılar. Bir not: Kapadokya şaraplarının bölgedeki toprak yapısının tüflü ve killi olması nedeniyle bildiğimiz üzümlerden farklı, kısa boylu asmalardan yapıldığını ve şarapların size apayrı bir lezzet sunacağını hatırlatmak isteriz. Gülşehir Çeşitli cami, kilise ve manastır benzeri yapılara ev sahipliği yapan Gülşehir; Nevşehir’e 20 km uzaklıkta bulunuyor. Burada, Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmet Seyyid Paşa’nın yaptırdığı külliyeyi ve mantar biçimindeki benzersiz peri bacalarını bünyesinde barındıran Açıksaray ören yerini keşfedebilirsiniz. Hacıbektaş İsmini ünlü Türk düşünür Hacı Bektaş-i Veli’den alan bu bölgede, bir semah gösterisi izleyebilir; Hacıbektaş Müzesi’ni, Ozanlar Anıtı’nı, Deliktaş’ı ve Çilehane Mağarası’nı ziyaret edebilirsiniz. Uçhisar Kapadokya’nın en yüksek yerleşim birimlerinden birisi olan ve Kapadokya’nın zirvesi olarak bilinen Uçhisar, sivri bir tepede bulunan Uçhisar Kalesi ismini uçurumun kenarında olması nedeniyle almıştır. Burada ilk olarak yapmanız gereken kaleye çıkmak ve bölge manzarasını seyre dalmaktır. Ihlara Vadisi Doğanın şekillendirdiği ve insanoğlunun üzerine yorumunu kattığı Kapadokya’da bulunan büyüleyici bölgelerden bir diğeri ise Ihlara Vadisi’dir. Hasandağı volkanından çıkan lavlar; Melendiz Çayı’nın aşındırmalarıyla, 15 km uzunluğunda ve yer yer 110 metrelere kadar ulaşabilen yükseklikte kanyon görünümlü Ihlara Vadisi’ni ortaya çıkarmıştır. Vadi duvarlarına oyulmuş mezarlıklar, kiliseler ve yaşam alanları dikkat çeker. Kiliselerde bulunan ve bugünlere kadar ulaşabilmiş pek çok süsleme ise görülmeye değerdir. Derinkuyu Yeraltı Şehri Yer altı şehirleri, o zamanlar dini baskılara uğrayan Hristiyanların korunabilmek için inşa ettikleri yaşam alanları sayesinde oluşmuşlardır. Yumuşak kayaların oyulması ile oluşturulan Derinkuyu da şehir planlaması, dar geçitleri, havalandırma sistemi, şapeli ve kuyuları ile insanların zor şartlarda bulabileceği çözüm yollarının en canlı örneklerindendir. Nasıl gidilir? Kapadokya bölgesi, varış noktasını Nevşehir olarak ele alacak olursak; İstanbul’a 730, Ankara’ya 275 ve İzmir’e 765 km uzaklıkta bulunuyor. Otoyoldan Gerede-Ankara çevre yoluna kadar devam edin. Kırşehir’den sonra Mucur’u geçin. Hacıbektaş, Gülşehir ve Avanos üzerinden Ürgüp ve Göreme'ye ulaşabilirsiniz.
2010-07-27 17:35:31
Önce tektonik hareketlerin, ardından rüzgâr, yağmur ve akarsuların ve en sonunda da insanoğlunun elinden geçerek bugünkü şeklini almış peri bacaları ve tarihi dokusu ile masalsı bir mirastır Kapadokya
devamını okumak için tıklayınız.

Önce tektonik hareketlerin, ardından rüzgâr, yağmur ve akarsuların ve en sonunda da insanoğlunun elinden geçerek bugünkü şeklini almış peri bacaları ve tarihi dokusu ile masalsı bir mirastır Kapadokya. Bugün; Aksaray, Kayseri, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde illerinin sınırlarında olan Kapadokya; Avanos, Derinkuyu, Göreme, Ihlara, Kaymaklı, Uçhisar, Ürgüp gibi keşfedilmesi gereken çeşitli bölgeler üzerine kurulmuştur. Peri bacaları, yöresel lezzetleri, şarapları, uçan balonları ve ilginç doğal yapısı ile Kapadokya; ziyaretçileri için coğrafi bir keşfin yanı sıra ATV safarisi, binicilik benzeri macera sporlarının ve gurme lezzetlerin de bulunabildiği nadide bir destinasyondur. Bölgenin paleolitik döneme kadar uzanan tarihi, Kapadokya ve civarının beşerî ve dini tarih açısından geçirdiği evreleri bize yansıtan önemli bir unsurdur. Nereleri görmeli? Göreme Açıkhava Müzesi Hemen hemen her kayanın içinde bir kilise, şapel, yemekhane, mutfak ya da yaşam alanlarına ve bunlara ek olarak pek çok kafe, bar ve restorana rastlayabileceğiniz Göreme Açık Hava Müzesi; manastır eğitim sisteminin başladığı yer olarak bilinmektedir. Hristiyan toplumunun önemli rahiplerinden Aziz Basil’in doktrinleri bu bölgeden yayılmış; Soğanlı, Ihlara gibi bölgelerde de uygulanmaya başlanmıştır. Günlük hayattan uzak olmayan bir dini inanç seçen bu azizler ve bölge halkı, böylece taş evler ve mekânlar yaratarak önemli yerleşim merkezleri kurmuşlardır. Bunlar arasında Aziz Basil Kilisesi, Aziz Barbara Kilisesi, Çarıklı Kilise, Elmalı Kilise, Karanlık Kilise, Kızlar ve Erkekler Manastırı, Tokalı Kilise ve Yılanlı Kilise müzede keşfedilecekler arasındadır. Zelve Açıkhava Müzesi Peri bacalarına olan hayranlığınızı doyuracak olan bölge, Zelve Açıkhava Müzesi’dir. Zelve’de, ikonaklastik dönemde yapılan kilise ve manastırları keşfedebilirsiniz. 3 vadiden oluşan ve vadi duvarlarında yaşam alanlarını barındıran Zelve Açık Hava Müzesi, Kapadokya gezinizin unutulmazları arasında yer alacaktır. Çavuşin Romalı askerlerin Hristiyanlaşan halka yapmış olduğu baskılar nedeniyle önce rahiplerin ve ardından Hristiyan halkın bereketli topraklarını arkalarında bırakarak tüf kayaları oymak suretiyle buralara yerleşmesiyle Çavuşin’de bir yerleşim merkezi oluşmuştur. Halk; evlerini buralara oymuş, verimsiz topraklardan verim alabilmek için güvercinlikler oluşturup güvercin gübrelerinden faydalanmış, rahatlıkla ibadetlerini sürdürebilmek amacıyla evlerine şapeller yapmıştır. Bizans döneminde Hristiyanlığın resmi din kabul edilmesi ile bölgede rahat dolaşım başlar ve bu rahat dönemde Kapadokya’nın en geniş kilisesi olan Vaftizci Yahya Kilisesi inşa edilir. Bölgede pek çok manastır, kilise ve şapel bulunmaktadır. Selçuklu döneminde Müslümanlar tarafından yönetilen Kapadokya bölgesi hiçbir dini ayrımcılığa maruz kalmamıştır. Bunun en güzel örneği Vaftizci Yahya Kilisesi yakınında bulunan camidir. Bölgede, Selçuklu döneminde inşa edilmiş kiliseler bile bulunur. Paşabağ Vadisi Mantar şeklindeki peri bacalarına ev sahipliği yapan Paşabağ, aynı zamanda ziyaretiniz için almak isteyeceğiniz hediyeliklerin de bulunduğu bir alandır. Yürüyüş yollarında dolaşarak peri bacalarını keşfedebileceğiniz vadide, dünyadan elini eteğini çekmiş azizler yaşar ve peri bacalarının şapka şekilli üst kısımlarında ya da içlerinde ibadetlerini sürdürürlermiş. Bir not: Dönem dönem Paşabağ Vadisi peri bacaları üzerinde ışık şovları yapılmaktadır. Bunlardan bir tanesine denk gelebilmek için Kapadokya’ya vardığınızda etkinliklerle ilgili bilgi almalısınız. Avanos Nevşehir iline bağlı bir kasaba olan Avanos, seramikleri ve şarapları ile ünlü tarihi bir bölgedir. Burada 13. yüzyıl Selçuklu Dönemi’ne ait olduğu bilinen Sarıhan Kervansarayı ile Alaaddin Cami’yi keşfedebilirsiniz. Sinasos / Mustafapaşa Ürgüp’e 5 km uzaklıkta olan Sinasos; Rumların, Ortodoks Türklerinin ve Müslüman Türklerin mübadele dönemine kadar bir arada yaşadığı ve pek çok kültür mirasını bir arada bulabileceğiniz bir bölgedir. Burada bulunan Rum evleri, freskleri ve ilginç taş işçilikleri ile dikkatleri çeker. Aios Vasilios Kilisesi, Konstantin-Heleni Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri keşfedilecekler arasındadır. Burada bulunan bir Osmanlı dönemi kervansarayı da bölgedeki taş ve ağaç işlemeciliğinin en güzel örneklerindendir. Ürgüp Kapadokya’nın en önemli alanlarından biri olan Ürgüp, Nevşehir’e 20 km uzaklıktadır. Tipik peri bacalarının doğal nedenlerle oluşan peyzajı ilgi çekici ve etkileyicidir. Bölgeye oyulmuş kaya kilise ve manastırlarının yanında, çok daha ilginç taş oymalara da rastlayabilirsiniz. Altı Kapılı Türbe, Temenni Tepesi Türbeleri, kitabeli çeşmeler, Rum Hamamı keşfedilecekler arasındadır. Turasan Şarap Fabrikası Mahzeni Şarap üretimi hakkında detaylı bilgi almak, Kapadokya bölgesi şaraplarından tatmak ve burada alışveriş yapmak isteyenler; Ürgüp’te bulunan Turasan Şarap Fabrikası Mahzeni’ne uğramalılar. Bir not: Kapadokya şaraplarının bölgedeki toprak yapısının tüflü ve killi olması nedeniyle bildiğimiz üzümlerden farklı, kısa boylu asmalardan yapıldığını ve şarapların size apayrı bir lezzet sunacağını hatırlatmak isteriz. Gülşehir Çeşitli cami, kilise ve manastır benzeri yapılara ev sahipliği yapan Gülşehir; Nevşehir’e 20 km uzaklıkta bulunuyor. Burada, Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmet Seyyid Paşa’nın yaptırdığı külliyeyi ve mantar biçimindeki benzersiz peri bacalarını bünyesinde barındıran Açıksaray ören yerini keşfedebilirsiniz. Hacıbektaş İsmini ünlü Türk düşünür Hacı Bektaş-i Veli’den alan bu bölgede, bir semah gösterisi izleyebilir; Hacıbektaş Müzesi’ni, Ozanlar Anıtı’nı, Deliktaş’ı ve Çilehane Mağarası’nı ziyaret edebilirsiniz. Uçhisar Kapadokya’nın en yüksek yerleşim birimlerinden birisi olan ve Kapadokya’nın zirvesi olarak bilinen Uçhisar, sivri bir tepede bulunan Uçhisar Kalesi ismini uçurumun kenarında olması nedeniyle almıştır. Burada ilk olarak yapmanız gereken kaleye çıkmak ve bölge manzarasını seyre dalmaktır. Ihlara Vadisi Doğanın şekillendirdiği ve insanoğlunun üzerine yorumunu kattığı Kapadokya’da bulunan büyüleyici bölgelerden bir diğeri ise Ihlara Vadisi’dir. Hasandağı volkanından çıkan lavlar; Melendiz Çayı’nın aşındırmalarıyla, 15 km uzunluğunda ve yer yer 110 metrelere kadar ulaşabilen yükseklikte kanyon görünümlü Ihlara Vadisi’ni ortaya çıkarmıştır. Vadi duvarlarına oyulmuş mezarlıklar, kiliseler ve yaşam alanları dikkat çeker. Kiliselerde bulunan ve bugünlere kadar ulaşabilmiş pek çok süsleme ise görülmeye değerdir. Derinkuyu Yeraltı Şehri Yer altı şehirleri, o zamanlar dini baskılara uğrayan Hristiyanların korunabilmek için inşa ettikleri yaşam alanları sayesinde oluşmuşlardır. Yumuşak kayaların oyulması ile oluşturulan Derinkuyu da şehir planlaması, dar geçitleri, havalandırma sistemi, şapeli ve kuyuları ile insanların zor şartlarda bulabileceği çözüm yollarının en canlı örneklerindendir. Nasıl gidilir? Kapadokya bölgesi, varış noktasını Nevşehir olarak ele alacak olursak; İstanbul’a 730, Ankara’ya 275 ve İzmir’e 765 km uzaklıkta bulunuyor. Otoyoldan Gerede-Ankara çevre yoluna kadar devam edin. Kırşehir’den sonra Mucur’u geçin. Hacıbektaş, Gülşehir ve Avanos üzerinden Ürgüp ve Göreme'ye ulaşabilirsiniz.
Bilinmeyenleriyle Safranbolu
Lokumu ve evleriyle tanınan Safranbolu’nun tanınmayan yönleri, yerleri ve efsaneleri vardır. Türkiye’deki koruma altında tutulan 40000 eserin 1200 tanesi Safranbolu’da bulunmaktadır. UNESCO Dünya mirası listesine alınmış olan “müze kent” birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve dünden bugüne sapasağlam ayakta kalmayı başarmıştır. Karabük ilinin en büyük ilçesi olan Safranbolu’nun, Homeros’un İlyada destanında bahsettiği Paflagonya bölgesi olduğu düşünülmektedir. Safranbolu’nun bilinen tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanır. Safranbolu Kalesi, hanlar, hamamlar, köprüler, çeşitli meslek gruplarına ait çarşılar ve saat kulesini içeren tarihi doku, gezginleri karşılamayı beklemektedir. Masal dünyasında olduğunuzu hissettirecek birbirinden güzel evler ve sanat eserleri sizi büyüleyecektir. Maket ya da oyuncak hissi veren bu evler, inanılmaz bir görsel şölen sunar. Safranbolu evleri, hiçbir ev diğerinin güneşini ve manzarasını kapatmayacak şekilde yapılmıştır. Evlerin bazıları pansiyon ya da otel olarak kullanılmaktadır. Kenti uzaktan, panoramik açıdan görmek isterseniz Hıdırlık Tepesi’ne gidebilirsiniz. Buradan şehrin genelini görebilirsiniz. Safranbolu’da tarihi güzelliklerin yanı sıra, doğal güzellikler de sizi çok etkileyecektir. Yaylalar, mağaralar, kanyonlar ve göller keşfedilmeyi beklemektedir. Safranbolu’da görülmeye değer birçok yer bulunmaktadır. Safranbolu’da gezilecek yerler Manzara seyretmek isteyenler; Hıdırlık Tepesi, Kale, Hasandede Kayası, Şahbalı Tepesi, Gümüş Tepesi, Şelale, Küpçü Tepesi Arkeoloji meraklıları; Kaya Mezarları, Hacılarobası Köyü, Karakoyunlu Köyü, Üçbölük Köyü, Akören köyü, Gümüş Tepesi Höyüğü Orman ve yaylalarda temiz hava almak isteyenler; Harmanlar Meşeliği, Kirkille Çamlığı, Güleryik, Sarıçiçek Yaylası, Göl yaylası, Uluyayla Trekking severler; Düzce Köyü Kanyonu, Tokatlı-Gümüş Deresi Boyu, Aşağı Tabakhane- Dereköy Değirmeni, Yukarı Tabakhane-Akpınar Sokak, Dere sokak- Akçasu Kaçak Camisi-Uzunkır, Gümüş-Dibanoz- Dışkale Altı, Misaki Milli-Kanlıkaya-Topçu Köprüsü- Akseki yolları Farklı yerler arayanlar; Konarı Gölü, İncekaya Su kemerleri, Konarı Taşköprü Su Değirmeni, Bulak Mağarası rotalarını ziyaret ederek özlemini duydukları isteklerini gerçekleştirebilirler. Aşağıda en çok ilgi çeken yerler arasında bulunan Konarı Gölü hakkında değişik bilgiler bulabilirsiniz. Konarı Gölü Safranbolu’ya 8 km uzaklığındaki Konarı Gölü, tam anlamıyla bir dinlence mekânıdır. Şehir gürültüsünden uzakta, çamların arasında mücevher gibi parlayan turkuvaz renkli göl, cennetten bir parça gibidir. Akşam güneş batarken, gölde rengârenk süs balıkları oynaşırken siz elinize çayınızı alarak keyfinize ve müthiş manzaraya bakabilir, tertemiz havayı içinize çekebilirsiniz. Konarı mucizeleri Konarı Gölü’ne dair anlatılan mistik olaylar vardır. 1317 yılında Konarı Köyü’ne yerleşen Horasan evliyalarından İbrahim Gavsi’nin türbesi Konarı Köyü’nde bulunmaktadır. Evliyanın orduya katılan askerler için etmiş olduğu dua, mucize olarak kabul edilir. Çünkü asırlar boyunca bu köy bir tek şehit vermemiştir ama gazileri vardır. Köyün gençleri askere gitmeden önce mutlaka türbeyi ziyaret ederek dua etmektedirler. Biri sıcak, biri soğuk olmak üzere iki kaynak suyu ile beslenen, yaz kış 23 derece sıcaklığında olan Konarı gölü, Konarı köyünün bahçe ve tarlalarının suyunu sağlar. Bahçe ve tarlalara çekirge, köstebek geldiğinde, tarlalarda verimsizlik olduğunda, köylüler İbrahim Gavsi türbesine gidip dua etmektedir. Köylüler; türbeden bir parça toprak alarak bahçelerine, tarlalarına serptiklerinde, sorunlarının mucizevî bir şekilde çözümlendiğine inanırlar Bir efsane: Yörük kızı ve Konarı beyi İki gizemli ördek, her hıdrellez günü farklı saatlerde gelip göle dalar ve gider. Ne nereden geldikleri ne de nereye gittikleri bilinmektedir. Bilinen ise bu gölün imkânsız bir aşka şahitlik ettiğidir. Yıllar öncesinde, Konarı Beyi, bir Yörük kızına âşık olmuştur. Konarı Beyi, Yörük beyinden kızını ister. Yörük Beyi orada kalıcı olmadıklarını, er geç gideceklerini söyler. Bu nedenle biricik kızına hasret kalamayacağından kızını veremeyeceğini anlatır. İki âşık kaçmaya karar verir. Konarı Beyi ve Yörük kızı gece yarısı gölde buluşacakladır. Konarı beyi gelir, gün ışıyana kadar bekler. Sonunda umudunu kaybeder. O esnada kız gelmeye çalışmaktadır. Konarı Beyi kızın gelmek, onla beraber olmak istemediğini düşünür. Yörük kızı olmadan bir hayat düşünemez ve kendini göle atar. Yörük kızı sonunda göle gelmenin bir fırsatını bulur ve gelir ama artık çok geçtir. Sevdiği olmadan yaşanacak bir hayatın anlamsız olduğunu düşünür ve genç kız da kendini göle atar. Bu acıklı hikâye, kavuşamayan iki aşığı anlatır. Onlar aşklarını yaşayamamış olsa da, onların anısını bu iki gizemli ördek yaşatır. Siz de sevdiklerinizle beraber bu göle gittiğinizde, belki o ördekleri ya da başka mistik şeyleri görme şansı bulabiliriniz. Safranbolu’ya nasıl gidilir? İstanbul'dan yola çıkanlar Bolu'yu geçtikten sonra, Ankara-İstanbul karayolunun Gerede kesiminden ayrılarak Karabük'e gelen 82 km'lik yolu 8 km daha devam ederek Safranbolu'ya ulaşabilirler. İlçenin kuzeye doğru Bartın ili ve doğuya doğru Kastamonu bağlantıları, yine asfalt yollarla sağlanıyor. Tarihi kent içinde bulunan iki otoparka aracınızı bırakarak gezinizi yürüyerek yapabilirsiniz. Hemen başvurun, Maximiles'ın ayrıcalıklı dünyasında yerinizi alın. Dünyada izinizi bırakacak yeni rotalar seçmek için tıklayınız.
2010-07-27 17:34:37
Lokumu ve evleriyle tanınan Safranbolu’nun tanınmayan yönleri, yerleri ve efsaneleri vardır. Türkiye’deki koruma altında tutulan 40000 eserin 1200 tanesi Safranbolu’da bulunmaktadır.
devamını okumak için tıklayınız.

Lokumu ve evleriyle tanınan Safranbolu’nun tanınmayan yönleri, yerleri ve efsaneleri vardır. Türkiye’deki koruma altında tutulan 40000 eserin 1200 tanesi Safranbolu’da bulunmaktadır. UNESCO Dünya mirası listesine alınmış olan “müze kent” birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve dünden bugüne sapasağlam ayakta kalmayı başarmıştır. Karabük ilinin en büyük ilçesi olan Safranbolu’nun, Homeros’un İlyada destanında bahsettiği Paflagonya bölgesi olduğu düşünülmektedir. Safranbolu’nun bilinen tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanır. Safranbolu Kalesi, hanlar, hamamlar, köprüler, çeşitli meslek gruplarına ait çarşılar ve saat kulesini içeren tarihi doku, gezginleri karşılamayı beklemektedir. Masal dünyasında olduğunuzu hissettirecek birbirinden güzel evler ve sanat eserleri sizi büyüleyecektir. Maket ya da oyuncak hissi veren bu evler, inanılmaz bir görsel şölen sunar. Safranbolu evleri, hiçbir ev diğerinin güneşini ve manzarasını kapatmayacak şekilde yapılmıştır. Evlerin bazıları pansiyon ya da otel olarak kullanılmaktadır. Kenti uzaktan, panoramik açıdan görmek isterseniz Hıdırlık Tepesi’ne gidebilirsiniz. Buradan şehrin genelini görebilirsiniz. Safranbolu’da tarihi güzelliklerin yanı sıra, doğal güzellikler de sizi çok etkileyecektir. Yaylalar, mağaralar, kanyonlar ve göller keşfedilmeyi beklemektedir. Safranbolu’da görülmeye değer birçok yer bulunmaktadır. Safranbolu’da gezilecek yerler Manzara seyretmek isteyenler; Hıdırlık Tepesi, Kale, Hasandede Kayası, Şahbalı Tepesi, Gümüş Tepesi, Şelale, Küpçü Tepesi Arkeoloji meraklıları; Kaya Mezarları, Hacılarobası Köyü, Karakoyunlu Köyü, Üçbölük Köyü, Akören köyü, Gümüş Tepesi Höyüğü Orman ve yaylalarda temiz hava almak isteyenler; Harmanlar Meşeliği, Kirkille Çamlığı, Güleryik, Sarıçiçek Yaylası, Göl yaylası, Uluyayla Trekking severler; Düzce Köyü Kanyonu, Tokatlı-Gümüş Deresi Boyu, Aşağı Tabakhane- Dereköy Değirmeni, Yukarı Tabakhane-Akpınar Sokak, Dere sokak- Akçasu Kaçak Camisi-Uzunkır, Gümüş-Dibanoz- Dışkale Altı, Misaki Milli-Kanlıkaya-Topçu Köprüsü- Akseki yolları Farklı yerler arayanlar; Konarı Gölü, İncekaya Su kemerleri, Konarı Taşköprü Su Değirmeni, Bulak Mağarası rotalarını ziyaret ederek özlemini duydukları isteklerini gerçekleştirebilirler. Aşağıda en çok ilgi çeken yerler arasında bulunan Konarı Gölü hakkında değişik bilgiler bulabilirsiniz. Konarı Gölü Safranbolu’ya 8 km uzaklığındaki Konarı Gölü, tam anlamıyla bir dinlence mekânıdır. Şehir gürültüsünden uzakta, çamların arasında mücevher gibi parlayan turkuvaz renkli göl, cennetten bir parça gibidir. Akşam güneş batarken, gölde rengârenk süs balıkları oynaşırken siz elinize çayınızı alarak keyfinize ve müthiş manzaraya bakabilir, tertemiz havayı içinize çekebilirsiniz. Konarı mucizeleri Konarı Gölü’ne dair anlatılan mistik olaylar vardır. 1317 yılında Konarı Köyü’ne yerleşen Horasan evliyalarından İbrahim Gavsi’nin türbesi Konarı Köyü’nde bulunmaktadır. Evliyanın orduya katılan askerler için etmiş olduğu dua, mucize olarak kabul edilir. Çünkü asırlar boyunca bu köy bir tek şehit vermemiştir ama gazileri vardır. Köyün gençleri askere gitmeden önce mutlaka türbeyi ziyaret ederek dua etmektedirler. Biri sıcak, biri soğuk olmak üzere iki kaynak suyu ile beslenen, yaz kış 23 derece sıcaklığında olan Konarı gölü, Konarı köyünün bahçe ve tarlalarının suyunu sağlar. Bahçe ve tarlalara çekirge, köstebek geldiğinde, tarlalarda verimsizlik olduğunda, köylüler İbrahim Gavsi türbesine gidip dua etmektedir. Köylüler; türbeden bir parça toprak alarak bahçelerine, tarlalarına serptiklerinde, sorunlarının mucizevî bir şekilde çözümlendiğine inanırlar Bir efsane: Yörük kızı ve Konarı beyi İki gizemli ördek, her hıdrellez günü farklı saatlerde gelip göle dalar ve gider. Ne nereden geldikleri ne de nereye gittikleri bilinmektedir. Bilinen ise bu gölün imkânsız bir aşka şahitlik ettiğidir. Yıllar öncesinde, Konarı Beyi, bir Yörük kızına âşık olmuştur. Konarı Beyi, Yörük beyinden kızını ister. Yörük Beyi orada kalıcı olmadıklarını, er geç gideceklerini söyler. Bu nedenle biricik kızına hasret kalamayacağından kızını veremeyeceğini anlatır. İki âşık kaçmaya karar verir. Konarı Beyi ve Yörük kızı gece yarısı gölde buluşacakladır. Konarı beyi gelir, gün ışıyana kadar bekler. Sonunda umudunu kaybeder. O esnada kız gelmeye çalışmaktadır. Konarı Beyi kızın gelmek, onla beraber olmak istemediğini düşünür. Yörük kızı olmadan bir hayat düşünemez ve kendini göle atar. Yörük kızı sonunda göle gelmenin bir fırsatını bulur ve gelir ama artık çok geçtir. Sevdiği olmadan yaşanacak bir hayatın anlamsız olduğunu düşünür ve genç kız da kendini göle atar. Bu acıklı hikâye, kavuşamayan iki aşığı anlatır. Onlar aşklarını yaşayamamış olsa da, onların anısını bu iki gizemli ördek yaşatır. Siz de sevdiklerinizle beraber bu göle gittiğinizde, belki o ördekleri ya da başka mistik şeyleri görme şansı bulabiliriniz. Safranbolu’ya nasıl gidilir? İstanbul'dan yola çıkanlar Bolu'yu geçtikten sonra, Ankara-İstanbul karayolunun Gerede kesiminden ayrılarak Karabük'e gelen 82 km'lik yolu 8 km daha devam ederek Safranbolu'ya ulaşabilirler. İlçenin kuzeye doğru Bartın ili ve doğuya doğru Kastamonu bağlantıları, yine asfalt yollarla sağlanıyor. Tarihi kent içinde bulunan iki otoparka aracınızı bırakarak gezinizi yürüyerek yapabilirsiniz. Hemen başvurun, Maximiles'ın ayrıcalıklı dünyasında yerinizi alın. Dünyada izinizi bırakacak yeni rotalar seçmek için tıklayınız.
İstanbula yakın yerler - Ağva
İki dere arasında kurulmuş, bir yüzünü dağlara ve bir yüzünü Karadeniz’e yaslamış bir tatil beldesidir Ağva. Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi pek çok uygarlığın izlerini barındıran ve zamanında Venedik ve Ceneviz Cumhuriyetleri’nin kolonisi olmuş; tarihi ve kültürel bir mirastır bizlere. Ağva’da ve civar köylerde, tarihten birtakım kalıntılarla geçmişin izini sürmek; doğa ile baş başa kalıp şehir stresinden uzaklaşmak; kâh gürleyip kıyıları döven kâh sakinleşip duru bir güzelliğe kavuşan denizi ile plajların ve koyların tadını çıkarmak isteyenler; soluğu burada alabilirler. Doğanın güzellikleri, sizi henüz yoldayken kucaklıyor… Henüz Ağva-Şile yolu üzerinde başlar doğa ile maceranız. * İstanbul’dan Şile’ye kadar gelip Ağva sahil yolunu kullanarak Kabakoz, İmrenli, Akçakese ve Kurfallı güzergâhı üzerinden, * Şile’ye gelmeden önce Pot Deresi geçilip sağa dönen yol üzerinden Ovacık ve İmrendere güzergâhı ile * Şile’den sonra karşılaşacağınız Ağva’ya giden dağ yolu üzerinden, Ağva’ya ulaşabilirsiniz. Takip edeceğiniz bu yolların hepsi, her mevsim ayrı güzellikler sunuyor gelip geçenlere: İlkbaharda çiçeklerle bezenmiş yemyeşil bir doğa, yazları ağaçların arasından yüzünüze vuran güneş, sonbaharda sizi adeta üç boyutlu bir filmin içindeymiş gibi hissettirecek dökülen yapraklar, kışları ise zaman zaman karla kaplanan ve yapraklarını dökmeyen ağaçlar… Siz de güzehgâhınızı belirleyin ve Ağva maceranıza henüz yol üzerindeyken başlayın. Doğa ile baş başa kalmak isteyenlere… Göksu Deresi Göksu Deresi kıyısında, sessizliğin ve doğanın tadına varmak isteyenler için çeşitli otel, motel, butik otel, restoran ve kafeler sıralanmıştır. Dere kenarında sallanan bir sandalyeye kurulmak, hamakta tembellik yapmak ya da krallara layık bir masa kurdurup balık ızgara ve şarap keyfi yaşamak isteyenler içindir Göksu Deresi kıyıları. Yazları maviliği ile görenleri büyüleyen ve kışları yeşile çalan suları ile aheste aheste akarak Karadeniz ile buluşan Göksu Deresi, gündüzleri sazlıkları ve yemyeşil kıyısı ile size keyifli bir manzara sunar. Geceleri ise bir yakamoz, sizi romantik bir akşama davet edebilir ya da sonbaharda dere üzerinde oluşabilecek sisli bir hava, sizi gotik bir masalın tam ortasına sürükleyebilir. Buradaki bir otelde konaklıyorsanız ücretsiz olarak ya da buraya günübirlik geldiyseniz dilediğiniz bir yerden kiralayarak faydalanabileceğiniz kanolar ya da deniz bisikletleri; Göksu Deresi’ni keşfetmeniz için düşünülmüştür. Burada da adeta filmlerden çıkıp sizler ile kucaklaşmaya gelmiş sahneler ile karşılaşırsınız: Kıyıdan dere üzerine uzanmış ve dallarını üzerinize sarkıtmış ağaçlar; ara sıra size selam veren ördek, kaplumbağa ve kurbağalar bu unutulmaz görüntüler arasındadır. Şömineli, jakuzili veya standart odaları ile kıyı şeridinde bulunan otellerde, sadece derenin değil; özenle dekore edilmiş, dere ve doğa manzaralı odanızın da keyfini sürebilirsiniz. Bir sonbahar gününde Göksu Deresi kıyısında mutlaka kalın. Akşam yemeğine oturun ve garsondan şöminenizi hazırlamasını isteyin. Şarap kadehlerinizi alıp odanıza geçerek şömine başında keyif yapın. Yeşilçay Göksu Deresi ile Yeşilçay arasında kurulmuş olan Ağva’nın liman görevi üstlenmiş çayıdır Yeşilçay. Mendirekleri ve rıhtımı sayesinde balıkçı teknelerini korur. Burada sıralanmış restoranlar, Karadeniz lezzetleri sunmakla beraber, sessizlikleri ile ziyaretçileri adeta büyülemektedir. Burada bir balık keyfi yaşayın, çayın etrafındaki yeşilliklere dalarak doğa ile baş başa kalın, ardından çay ya da kahvelerinizi yudumlayarak kendinizi yenileyebilmenin keyfini yaşayın. Saklı Göl Gökyüzü renklerinin göl ile buluştuğu ve yemyeşil ormanların etrafını sardığı Saklı Göl, pek az Ağva ziyaretçisi tarafından bilinir. Sakinliği, sessizliği ile sizleri büyüleyecek ve gerçekten de saklı olan bu göle; Ağva'yı geçtikten sonra, Kadıköy ve Pınarlı gibi köylere varıp, buradan biraz daha devam ettikten sonra 5 dakika kadar yürüyerek ulaşabilirsiniz. Pınarlı köyünde Saklı Göl’e ulaşabilmek için köy sakinlerinden bilgi alabilirsiniz. Burada yapacağınız bir yürüyüş; sizi bambaşka dünyalara taşıyacak, dinlendirecek ve yenileyecektir. Gelin Kayası Ağva’nın açık hava müzesi olarak adlandırılır Gelin Kayası halk arasında. Denizden bakıldığında bembeyaz duvaklı bir gelini andırır, karadan bakınca ise bir ördeğe benzer. Geçtiğimiz günlerde gelinin başı gibi duran kısmı hırçın dalgalara yenik düşmüş olsa da Norveç Fiyortlarını aratmayan Gelin Kayası bölgesini bir tekne kiralayarak keşfedebilirsiniz. Deniz ile kucaklaşmak isteyenlere… Kışları mütevazı nüfusu ve doğanın tadını çıkarmak isteyen birkaç misafiri ile sakin bir hayat geçiren Ağva, yazları deniz ve doğa tutkunlarının akınına uğrayarak kalabalıklaşır ve daha hareketli bir tatil yöresine dönüşür. Ağva Plajı Ağva’nın liman ve fener bölgesinin hemen solunda bulunan incecik kumları ile ünlü plajı, denizin tadını çıkarmak isteyenleri selamlayıverir. Kilimli Koyu Ağva’ya 10 dakika mesafede bulunan Kilimli Koyu, dalış ve yüzme için uygun olmakla beraber; yürüyüş, off-road sporları veya piknik yapabileceğiniz; arkasında yeşilin her tonunu, kıyısında dalgaların çarpa çarpa şekillendirdiği farklı farklı kayaları ve hemen önünde sonsuza doğru giden masmavi denizi barındıran bir koydur. Kadırga Koyu Etrafındaki orman ve dalgaların oynaştığı kayalıkları ile dikkat çeken ve Ağva’dan 10-15 dakikada ulaşabileceğiniz koylardan birisi de Kadırga koyudur. Görselliği ile sizi büyüleyecek bu koyu görmeden Ağva’dan ayrılmamalısınız. Bir not: Koylara karayolu üzerinden ulaşabileceğiniz gibi Ağva Liman’dan kalkan tekne turları ile bu koyları keşfetmeniz mümkündür. Bu tekne turları sizi ayrıca karadan ulaşamayacağınız birbirinden güzel koylara da götürecektir. Spor ve macera meraklılarına… Bisiklet Ağva’da hemen herkesin bisikleti vardır. Şehir içi ulaşım genellikle ya bisikletler ya da motosikletler ile yapılır. Yanınıza bisikletlerinizi alıp Ağva’yı pedal çevirerek keşfedebilir ya da kalacağınız otelin ücretsiz sunduğu bisikletleri kullanabilirsiniz Bir not: Otelinizden bu bilgiyi almayı unutmayın. ATV Safari ve paintball Yağmurda, çamurda, kumda, düz yolda ya da karda… Ağva’da çeşitli rotalarda ve her mevsim ATV turları düzenlenir. Ağva’ya geldiğinizde bu turlar hakkında bilgi alabilirsiniz. Liman’da göreceğiniz ATV sürüş alanında da bir parkurdaki heyecanı vermeyecek olsa da bu keyfi yaşayabilirsiniz. Paintball da Ağva’da yapabileceğiniz aktiviteler arasındadır. Takımlarınızı kurun ve boyalarla doldurduğunuz şarjörünüz ile düşmanlarınızla savaşın! Ağva’da eğlencenin her hâli düşünülmüştür. Avcılık ve balıkçılık Lezzetli mevsim balıklarından tutmak isteyen olta balıkçıları için Karadeniz sahilleri bir cennet niteliğindedir. Buradaki koylarda balık tutma keyfi yaşayabilirsiniz. Avcılık meraklıları ise; mevsimine göre ceylan, çakal, yaban domuzu, bıldırcın, ördek, çulluk ve tavşan avı yapabilirler. Damak zevkine düşkünlere… Balık türleri, deniz ürünleri, salatalar, mezeler İstanbul’un balık ihtiyacının hemen hemen tamamını karşılayan Ağva’nın balıkları, kendine has bir lezzet ile harmanlanmıştır: Karadeniz balıkları, iki dere arasında kalan Ağva’da tatlı su banyosuna gelirler ve böylece ayrı bir lezzete kavuşurlar. Lüfer, palamut, çinekop, tekir, hamsi, sardalye, istavrit gibi balıklar son derece lezzetlidir. Izgara, fırın ya da tavada pişirilen ve kimi zaman defne yaprakları ile tatlandırılıp hazırlanan ve mevsim salataları, midye, kalamar gibi çeşitli deniz ürünleri veya zeytinyağlı mezeler ile sunulan balıklar; iştah kabartıcı niteliktedir. Bu lezzetleri, Ağva Liman bölgesinde ya da Göksu Deresi kıyı otel ve restoranlarında bulabilirsiniz. Kebaplar, pideler, lahmacunlar Balığın yanı sıra kebap çeşitleri ile de midesine düşkün olanlara hitap eder Ağva. Liman’da göreceğiniz kebap restoran, Adana’dan Urfa’ya, ızgaralardan şişe, köfteden mezelere ve lahmacundan pideye her lezzetin hakkını vermektedir. Yine dere kenarındaki tesislerde bu lezzetleri bulmanız mümkündür. Kır restoranları Avcılık ile elde edilen bıldırcın, sülün, tavuk ve ördek gibi lezzetleri ise Ağva yolu üzerindeki kır restoranlarında tadabilirsiniz. Alışveriş tutkunlarına… Ağva’ya kadar geldiğinizde yanınızda buraya özgü bir şeyler olsun isterseniz, Şile bezinden yapılmış pek çok kıyafet ya da tekstil ürünü arasından zevkinize göre bir şeyler bulabilirsiniz. Organik meyve ve sebzeler, taze et, süt ve yumurtalar satan pazarları ya da küçük tezgâhları da keşfetmeden Ağva’dan dönmeyin. Kaynak: Maximiles
2010-07-27 17:33:27
İki dere arasında kurulmuş, bir yüzünü dağlara ve bir yüzünü Karadeniz’e yaslamış bir tatil beldesidir Ağva. Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi pek çok uygarlığın izlerini barınd
devamını okumak için tıklayınız.

İki dere arasında kurulmuş, bir yüzünü dağlara ve bir yüzünü Karadeniz’e yaslamış bir tatil beldesidir Ağva. Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi pek çok uygarlığın izlerini barındıran ve zamanında Venedik ve Ceneviz Cumhuriyetleri’nin kolonisi olmuş; tarihi ve kültürel bir mirastır bizlere. Ağva’da ve civar köylerde, tarihten birtakım kalıntılarla geçmişin izini sürmek; doğa ile baş başa kalıp şehir stresinden uzaklaşmak; kâh gürleyip kıyıları döven kâh sakinleşip duru bir güzelliğe kavuşan denizi ile plajların ve koyların tadını çıkarmak isteyenler; soluğu burada alabilirler. Doğanın güzellikleri, sizi henüz yoldayken kucaklıyor… Henüz Ağva-Şile yolu üzerinde başlar doğa ile maceranız. * İstanbul’dan Şile’ye kadar gelip Ağva sahil yolunu kullanarak Kabakoz, İmrenli, Akçakese ve Kurfallı güzergâhı üzerinden, * Şile’ye gelmeden önce Pot Deresi geçilip sağa dönen yol üzerinden Ovacık ve İmrendere güzergâhı ile * Şile’den sonra karşılaşacağınız Ağva’ya giden dağ yolu üzerinden, Ağva’ya ulaşabilirsiniz. Takip edeceğiniz bu yolların hepsi, her mevsim ayrı güzellikler sunuyor gelip geçenlere: İlkbaharda çiçeklerle bezenmiş yemyeşil bir doğa, yazları ağaçların arasından yüzünüze vuran güneş, sonbaharda sizi adeta üç boyutlu bir filmin içindeymiş gibi hissettirecek dökülen yapraklar, kışları ise zaman zaman karla kaplanan ve yapraklarını dökmeyen ağaçlar… Siz de güzehgâhınızı belirleyin ve Ağva maceranıza henüz yol üzerindeyken başlayın. Doğa ile baş başa kalmak isteyenlere… Göksu Deresi Göksu Deresi kıyısında, sessizliğin ve doğanın tadına varmak isteyenler için çeşitli otel, motel, butik otel, restoran ve kafeler sıralanmıştır. Dere kenarında sallanan bir sandalyeye kurulmak, hamakta tembellik yapmak ya da krallara layık bir masa kurdurup balık ızgara ve şarap keyfi yaşamak isteyenler içindir Göksu Deresi kıyıları. Yazları maviliği ile görenleri büyüleyen ve kışları yeşile çalan suları ile aheste aheste akarak Karadeniz ile buluşan Göksu Deresi, gündüzleri sazlıkları ve yemyeşil kıyısı ile size keyifli bir manzara sunar. Geceleri ise bir yakamoz, sizi romantik bir akşama davet edebilir ya da sonbaharda dere üzerinde oluşabilecek sisli bir hava, sizi gotik bir masalın tam ortasına sürükleyebilir. Buradaki bir otelde konaklıyorsanız ücretsiz olarak ya da buraya günübirlik geldiyseniz dilediğiniz bir yerden kiralayarak faydalanabileceğiniz kanolar ya da deniz bisikletleri; Göksu Deresi’ni keşfetmeniz için düşünülmüştür. Burada da adeta filmlerden çıkıp sizler ile kucaklaşmaya gelmiş sahneler ile karşılaşırsınız: Kıyıdan dere üzerine uzanmış ve dallarını üzerinize sarkıtmış ağaçlar; ara sıra size selam veren ördek, kaplumbağa ve kurbağalar bu unutulmaz görüntüler arasındadır. Şömineli, jakuzili veya standart odaları ile kıyı şeridinde bulunan otellerde, sadece derenin değil; özenle dekore edilmiş, dere ve doğa manzaralı odanızın da keyfini sürebilirsiniz. Bir sonbahar gününde Göksu Deresi kıyısında mutlaka kalın. Akşam yemeğine oturun ve garsondan şöminenizi hazırlamasını isteyin. Şarap kadehlerinizi alıp odanıza geçerek şömine başında keyif yapın. Yeşilçay Göksu Deresi ile Yeşilçay arasında kurulmuş olan Ağva’nın liman görevi üstlenmiş çayıdır Yeşilçay. Mendirekleri ve rıhtımı sayesinde balıkçı teknelerini korur. Burada sıralanmış restoranlar, Karadeniz lezzetleri sunmakla beraber, sessizlikleri ile ziyaretçileri adeta büyülemektedir. Burada bir balık keyfi yaşayın, çayın etrafındaki yeşilliklere dalarak doğa ile baş başa kalın, ardından çay ya da kahvelerinizi yudumlayarak kendinizi yenileyebilmenin keyfini yaşayın. Saklı Göl Gökyüzü renklerinin göl ile buluştuğu ve yemyeşil ormanların etrafını sardığı Saklı Göl, pek az Ağva ziyaretçisi tarafından bilinir. Sakinliği, sessizliği ile sizleri büyüleyecek ve gerçekten de saklı olan bu göle; Ağva'yı geçtikten sonra, Kadıköy ve Pınarlı gibi köylere varıp, buradan biraz daha devam ettikten sonra 5 dakika kadar yürüyerek ulaşabilirsiniz. Pınarlı köyünde Saklı Göl’e ulaşabilmek için köy sakinlerinden bilgi alabilirsiniz. Burada yapacağınız bir yürüyüş; sizi bambaşka dünyalara taşıyacak, dinlendirecek ve yenileyecektir. Gelin Kayası Ağva’nın açık hava müzesi olarak adlandırılır Gelin Kayası halk arasında. Denizden bakıldığında bembeyaz duvaklı bir gelini andırır, karadan bakınca ise bir ördeğe benzer. Geçtiğimiz günlerde gelinin başı gibi duran kısmı hırçın dalgalara yenik düşmüş olsa da Norveç Fiyortlarını aratmayan Gelin Kayası bölgesini bir tekne kiralayarak keşfedebilirsiniz. Deniz ile kucaklaşmak isteyenlere… Kışları mütevazı nüfusu ve doğanın tadını çıkarmak isteyen birkaç misafiri ile sakin bir hayat geçiren Ağva, yazları deniz ve doğa tutkunlarının akınına uğrayarak kalabalıklaşır ve daha hareketli bir tatil yöresine dönüşür. Ağva Plajı Ağva’nın liman ve fener bölgesinin hemen solunda bulunan incecik kumları ile ünlü plajı, denizin tadını çıkarmak isteyenleri selamlayıverir. Kilimli Koyu Ağva’ya 10 dakika mesafede bulunan Kilimli Koyu, dalış ve yüzme için uygun olmakla beraber; yürüyüş, off-road sporları veya piknik yapabileceğiniz; arkasında yeşilin her tonunu, kıyısında dalgaların çarpa çarpa şekillendirdiği farklı farklı kayaları ve hemen önünde sonsuza doğru giden masmavi denizi barındıran bir koydur. Kadırga Koyu Etrafındaki orman ve dalgaların oynaştığı kayalıkları ile dikkat çeken ve Ağva’dan 10-15 dakikada ulaşabileceğiniz koylardan birisi de Kadırga koyudur. Görselliği ile sizi büyüleyecek bu koyu görmeden Ağva’dan ayrılmamalısınız. Bir not: Koylara karayolu üzerinden ulaşabileceğiniz gibi Ağva Liman’dan kalkan tekne turları ile bu koyları keşfetmeniz mümkündür. Bu tekne turları sizi ayrıca karadan ulaşamayacağınız birbirinden güzel koylara da götürecektir. Spor ve macera meraklılarına… Bisiklet Ağva’da hemen herkesin bisikleti vardır. Şehir içi ulaşım genellikle ya bisikletler ya da motosikletler ile yapılır. Yanınıza bisikletlerinizi alıp Ağva’yı pedal çevirerek keşfedebilir ya da kalacağınız otelin ücretsiz sunduğu bisikletleri kullanabilirsiniz Bir not: Otelinizden bu bilgiyi almayı unutmayın. ATV Safari ve paintball Yağmurda, çamurda, kumda, düz yolda ya da karda… Ağva’da çeşitli rotalarda ve her mevsim ATV turları düzenlenir. Ağva’ya geldiğinizde bu turlar hakkında bilgi alabilirsiniz. Liman’da göreceğiniz ATV sürüş alanında da bir parkurdaki heyecanı vermeyecek olsa da bu keyfi yaşayabilirsiniz. Paintball da Ağva’da yapabileceğiniz aktiviteler arasındadır. Takımlarınızı kurun ve boyalarla doldurduğunuz şarjörünüz ile düşmanlarınızla savaşın! Ağva’da eğlencenin her hâli düşünülmüştür. Avcılık ve balıkçılık Lezzetli mevsim balıklarından tutmak isteyen olta balıkçıları için Karadeniz sahilleri bir cennet niteliğindedir. Buradaki koylarda balık tutma keyfi yaşayabilirsiniz. Avcılık meraklıları ise; mevsimine göre ceylan, çakal, yaban domuzu, bıldırcın, ördek, çulluk ve tavşan avı yapabilirler. Damak zevkine düşkünlere… Balık türleri, deniz ürünleri, salatalar, mezeler İstanbul’un balık ihtiyacının hemen hemen tamamını karşılayan Ağva’nın balıkları, kendine has bir lezzet ile harmanlanmıştır: Karadeniz balıkları, iki dere arasında kalan Ağva’da tatlı su banyosuna gelirler ve böylece ayrı bir lezzete kavuşurlar. Lüfer, palamut, çinekop, tekir, hamsi, sardalye, istavrit gibi balıklar son derece lezzetlidir. Izgara, fırın ya da tavada pişirilen ve kimi zaman defne yaprakları ile tatlandırılıp hazırlanan ve mevsim salataları, midye, kalamar gibi çeşitli deniz ürünleri veya zeytinyağlı mezeler ile sunulan balıklar; iştah kabartıcı niteliktedir. Bu lezzetleri, Ağva Liman bölgesinde ya da Göksu Deresi kıyı otel ve restoranlarında bulabilirsiniz. Kebaplar, pideler, lahmacunlar Balığın yanı sıra kebap çeşitleri ile de midesine düşkün olanlara hitap eder Ağva. Liman’da göreceğiniz kebap restoran, Adana’dan Urfa’ya, ızgaralardan şişe, köfteden mezelere ve lahmacundan pideye her lezzetin hakkını vermektedir. Yine dere kenarındaki tesislerde bu lezzetleri bulmanız mümkündür. Kır restoranları Avcılık ile elde edilen bıldırcın, sülün, tavuk ve ördek gibi lezzetleri ise Ağva yolu üzerindeki kır restoranlarında tadabilirsiniz. Alışveriş tutkunlarına… Ağva’ya kadar geldiğinizde yanınızda buraya özgü bir şeyler olsun isterseniz, Şile bezinden yapılmış pek çok kıyafet ya da tekstil ürünü arasından zevkinize göre bir şeyler bulabilirsiniz. Organik meyve ve sebzeler, taze et, süt ve yumurtalar satan pazarları ya da küçük tezgâhları da keşfetmeden Ağva’dan dönmeyin. Kaynak: Maximiles
Doğayla baş başa - Polonezköy
Doğayla baş başa, şehir gürültüsünden uzak, yeşillikler içinde bir kahvaltı... Sonrasında doğada bir yürüyüş... Ve büyük gri gökdelenlere inat küçük, şirin bir köy... Anadolu yakasındaki bu doğayla iç içe mekân, Beykoz’a 25 km mesafedeki Polonezköy. Tesisleri, konaklama merkezleri, mimari yapısı, lokantaları ve aktiviteleriyle bir köyden çok daha fazlasını sunan bu yeşil cennetin kuruluşu 1800’lü yıllara dayanır. Abdülmecit’in izniyle gelen göçmenler, bu köye yerleşir ve bir daha da ülkelerine dönmez. 1900’lerden itibaren ise Polonyalılar; burada pansiyon, restoran işletmeye başlar ve zamanla Polonezköy, bugünkü modern hâlini alır. İstanbul’un gizli bahçesi Polonezköy’e ağaçlarla kaplı, yeşillikler içindeki bir yoldan gidilir. Gözlerinizin yeşille buluştuğu, çam ağaçlarının keskin kokusunu alabildiğiniz bu yol, bu şirin köyde nasıl bir gün geçireceğinizin ipuçlarını adeta fısıldar. Köye girişte hemen kilise ve mezarlık karşılar sizi, sonrasında ise kiralanmayı bekleyen atlar... Polonezköy’de zengin köy kahvaltısıyla güne başlamak kendiniz için yapabileceğiniz en güzel şeylerden biridir. Şehir hayatı içinde pek bulamayacağınız ev reçeli, odun ekmeği, köy peyniri ve köy yumurtasıyla özlemini çektiğiniz “organik kahvaltıyı” burada yapabilirsiniz. Köy kahvaltısının ardından, hamaklarda ve minderlerde biraz dinlenip yeşillikler arasında doğa yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Polonezköy’de bunun için özel olarak tasarlanmış beş kilometrelik bir yürüyüş parkı bulunuyor. Zaman zaman yemyeşil tünellerden geçeceğiniz bu parkta, eğer mevsimine denk gelirseniz yaban böğürtleni de bulabilirsiniz. Yürüyüşten sonra köy medyanındaki çay bahçesinde mola verip yorgunluk kahvenizin üzerine, hediyelik eşya dükkânlarını ve stantlarını dolaşabilir, buralardan ev yapımı likör ve reçeller alabilirsiniz. Ne yenir? Polonezköy’de yemek için birçok alternatif mevcut. İsterseniz piknik alanlarında, evden getirdiğiniz yiyecekleri tüketebilir ya da “kendin pişir kendin ye” restoranlarında mangal yapabilirsiniz. Bunların dışında her türlü lezzeti tadabileceğiniz gurme restoranlar da bulunuyor. Tereyağı, peyniri ve adına festivaller düzenlenen kirazlarıyla ünlü köyde, Polonya mutfağının en özgün yemeklerini gerçek sahiplerinin sunumuyla tadabilirsiniz. Özellikle kekik, kestane, çiçek balı ve polen; köylülerin sunduğu en güzel lezzetlerden. Bir not: Eğer yolunuz haziran ayında Polonezköy’e düşerse, köyün en ünlü lezzeti olan kirazlardan almadan dönmemenizi tavsiye ediyoruz. Gezilecek yerler Zofia Teyze’nin Hatıra Evi 1881-1883 yılları arasında inşa edilen, Polonezköy’ün en eski evlerinden biri olan bu mekân, halkın ziyaretine açık bir müze konumundadır. Tipik Polonya köy evi mimarisi özelliklerine sahip olan bu ev, orijinalliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Evin içinde Zofia Ryzy ve köyle ilgili fotoğraf ve dokümanlar bulunur. Czestochowalı Meryem Ana Klisesi 1845-1846 yıllarında Saint Francois Boşnak rahipleri tarafından ahşap olarak inşa edilen kilise, 1914 yılındaki bir deprem sırasında yıkılmış ve yerine bugünkü Czestochowalı Meryem Ana Kilisesi yapılmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında Türk Ordusu tarafından karargâh olarak kullanılan kilise, 1918 yılında Polonyalılar tarafından yenilenmiştir. Polonezköy Hayvan Parkı Polonezköy Country Club bünyesinde bulunan hayvan parkı; 1995 senesinde hobi olarak başlamış ve zamanla kangurudan lamaya kadar geniş bir koleksiyona sahip büyük bir hayvan parkı hâline gelmiştir. Hayvanların kafes içinde değil, kendi doğal ortamlarında görülmesini amaçlayan bu parkta; dilerseniz hayvanları sevebilir, onlarla fotoğraf çektirebilirsiniz. Arıcılık Müzesi Polonezköy meydanında bulunan bu müze, bal sevenler için paha biçilmez bir mekân. Kestane, kekik gibi her çeşitten ballarla ilgili bilgi almak ya da bu ballardan satın almak istiyorsanız, bu müzeyi mutlaka ziyaret edin. Konaklama Polonezköy’e günübirlik gelebileceğiniz gibi, burada konaklamanız da mümkündür. Konaklama için pansiyonlardan, geniş tesislere ve otellere kadar birçok alternatif mevcuttur. Ulaşım Avrupa yakasından yaklaşık bir saatte, Anadolu yakasından ise yarım saatte ulaşabileceğiniz Polonezköy’e üç farklı yoldan gidebilirsiniz. Kavacık'tan gelirken, Kavacık mevkiini geçtikten 1 km sonra sola dönüp Acarlar sitesinden sağa dönerek ulaşabilirsiniz. Beykoz üzerinden Toygar'a, oradan Mahmut Şevket Paşa'ya, oradan da Üçpınarlar mevkiinde güneye yönelerek ulaşabilirsiniz. TEM'in "Ümraniye - Sarıgazi" çıkısından Eski Şile yolu istikametine yönelip, Alemdağ'a gelindiğinde Cumhuriyet köyü doğrultusunda ilerleyip, Cumhuriyet Köyü’ne gelindiğinde de sola dönerek ulaşabilirsiniz. Bir not: Polonezköy’e giden toplu taşıma aracı bulunmamaktadır. Kaynak: Maximiles
2010-07-27 17:32:23
Doğayla baş başa, şehir gürültüsünden uzak, yeşillikler içinde bir kahvaltı... Sonrasında doğada bir yürüyüş... Ve büyük gri gökdelenlere inat küçük, şirin bir köy... Anadolu yakasındaki bu doğayla iç
devamını okumak için tıklayınız.

Doğayla baş başa, şehir gürültüsünden uzak, yeşillikler içinde bir kahvaltı... Sonrasında doğada bir yürüyüş... Ve büyük gri gökdelenlere inat küçük, şirin bir köy... Anadolu yakasındaki bu doğayla iç içe mekân, Beykoz’a 25 km mesafedeki Polonezköy. Tesisleri, konaklama merkezleri, mimari yapısı, lokantaları ve aktiviteleriyle bir köyden çok daha fazlasını sunan bu yeşil cennetin kuruluşu 1800’lü yıllara dayanır. Abdülmecit’in izniyle gelen göçmenler, bu köye yerleşir ve bir daha da ülkelerine dönmez. 1900’lerden itibaren ise Polonyalılar; burada pansiyon, restoran işletmeye başlar ve zamanla Polonezköy, bugünkü modern hâlini alır. İstanbul’un gizli bahçesi Polonezköy’e ağaçlarla kaplı, yeşillikler içindeki bir yoldan gidilir. Gözlerinizin yeşille buluştuğu, çam ağaçlarının keskin kokusunu alabildiğiniz bu yol, bu şirin köyde nasıl bir gün geçireceğinizin ipuçlarını adeta fısıldar. Köye girişte hemen kilise ve mezarlık karşılar sizi, sonrasında ise kiralanmayı bekleyen atlar... Polonezköy’de zengin köy kahvaltısıyla güne başlamak kendiniz için yapabileceğiniz en güzel şeylerden biridir. Şehir hayatı içinde pek bulamayacağınız ev reçeli, odun ekmeği, köy peyniri ve köy yumurtasıyla özlemini çektiğiniz “organik kahvaltıyı” burada yapabilirsiniz. Köy kahvaltısının ardından, hamaklarda ve minderlerde biraz dinlenip yeşillikler arasında doğa yürüyüşüne çıkabilirsiniz. Polonezköy’de bunun için özel olarak tasarlanmış beş kilometrelik bir yürüyüş parkı bulunuyor. Zaman zaman yemyeşil tünellerden geçeceğiniz bu parkta, eğer mevsimine denk gelirseniz yaban böğürtleni de bulabilirsiniz. Yürüyüşten sonra köy medyanındaki çay bahçesinde mola verip yorgunluk kahvenizin üzerine, hediyelik eşya dükkânlarını ve stantlarını dolaşabilir, buralardan ev yapımı likör ve reçeller alabilirsiniz. Ne yenir? Polonezköy’de yemek için birçok alternatif mevcut. İsterseniz piknik alanlarında, evden getirdiğiniz yiyecekleri tüketebilir ya da “kendin pişir kendin ye” restoranlarında mangal yapabilirsiniz. Bunların dışında her türlü lezzeti tadabileceğiniz gurme restoranlar da bulunuyor. Tereyağı, peyniri ve adına festivaller düzenlenen kirazlarıyla ünlü köyde, Polonya mutfağının en özgün yemeklerini gerçek sahiplerinin sunumuyla tadabilirsiniz. Özellikle kekik, kestane, çiçek balı ve polen; köylülerin sunduğu en güzel lezzetlerden. Bir not: Eğer yolunuz haziran ayında Polonezköy’e düşerse, köyün en ünlü lezzeti olan kirazlardan almadan dönmemenizi tavsiye ediyoruz. Gezilecek yerler Zofia Teyze’nin Hatıra Evi 1881-1883 yılları arasında inşa edilen, Polonezköy’ün en eski evlerinden biri olan bu mekân, halkın ziyaretine açık bir müze konumundadır. Tipik Polonya köy evi mimarisi özelliklerine sahip olan bu ev, orijinalliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Evin içinde Zofia Ryzy ve köyle ilgili fotoğraf ve dokümanlar bulunur. Czestochowalı Meryem Ana Klisesi 1845-1846 yıllarında Saint Francois Boşnak rahipleri tarafından ahşap olarak inşa edilen kilise, 1914 yılındaki bir deprem sırasında yıkılmış ve yerine bugünkü Czestochowalı Meryem Ana Kilisesi yapılmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında Türk Ordusu tarafından karargâh olarak kullanılan kilise, 1918 yılında Polonyalılar tarafından yenilenmiştir. Polonezköy Hayvan Parkı Polonezköy Country Club bünyesinde bulunan hayvan parkı; 1995 senesinde hobi olarak başlamış ve zamanla kangurudan lamaya kadar geniş bir koleksiyona sahip büyük bir hayvan parkı hâline gelmiştir. Hayvanların kafes içinde değil, kendi doğal ortamlarında görülmesini amaçlayan bu parkta; dilerseniz hayvanları sevebilir, onlarla fotoğraf çektirebilirsiniz. Arıcılık Müzesi Polonezköy meydanında bulunan bu müze, bal sevenler için paha biçilmez bir mekân. Kestane, kekik gibi her çeşitten ballarla ilgili bilgi almak ya da bu ballardan satın almak istiyorsanız, bu müzeyi mutlaka ziyaret edin. Konaklama Polonezköy’e günübirlik gelebileceğiniz gibi, burada konaklamanız da mümkündür. Konaklama için pansiyonlardan, geniş tesislere ve otellere kadar birçok alternatif mevcuttur. Ulaşım Avrupa yakasından yaklaşık bir saatte, Anadolu yakasından ise yarım saatte ulaşabileceğiniz Polonezköy’e üç farklı yoldan gidebilirsiniz. Kavacık'tan gelirken, Kavacık mevkiini geçtikten 1 km sonra sola dönüp Acarlar sitesinden sağa dönerek ulaşabilirsiniz. Beykoz üzerinden Toygar'a, oradan Mahmut Şevket Paşa'ya, oradan da Üçpınarlar mevkiinde güneye yönelerek ulaşabilirsiniz. TEM'in "Ümraniye - Sarıgazi" çıkısından Eski Şile yolu istikametine yönelip, Alemdağ'a gelindiğinde Cumhuriyet köyü doğrultusunda ilerleyip, Cumhuriyet Köyü’ne gelindiğinde de sola dönerek ulaşabilirsiniz. Bir not: Polonezköy’e giden toplu taşıma aracı bulunmamaktadır. Kaynak: Maximiles
Kazdağları Bölgesinde Neler Yapılır...
Balıkesir ile Çanakkale illeri arasında yer alan Kaz Dağları, masmavi suları, yemyeşil ormanları, pırıl pırıl şelaleri ve ırmaklarıyla; doğa hayranları ve hafta sonu kaçamağı isteyenler için ideal bir mekân. Dünyanın en temiz havaya ve bol oksijene sahip sayılı yerlerinden biri olan bu dağda, yine dünyada çok nadir bulunanan endemik bitkiler de yetişiyor. Tarihinde çokça efsaneyle anılan Kaz Dağları, Truva’dan İlyada Destanı’na, Afrodit’ten Sarıkız hikâyelerine kadar birçok söylenceye ev sahipliği yapıyor. Sadece doğal güzellikleriyle değil, tarihsel ve kültürel mirasıyla da ziyaretçilerine hitap eden bu yerde, en ünlü hikâyelerden biri de Sarıkız: Rivayete göre annesini kaybeden Sarıkız babasıyla birlikte Kavurmacılar Köyü’ne taşınır. Sarıkız’ın babası hacca gitmek istediğini söyleyince, Sarıkız kendini tek başına idare edebileceğini söyleyip babasını hacca gönderir. Ancak Sarıkız’ın babası aylar sonra hactan geldiğinde kızıyla ilgili kötü şeyler duyar. Namusunu temizlemek için kızını öldüremeyeceğini fark edince, Sarıkızı yanına aldığı birkaç kazla, Kaz Dağı’nın zirvesine bırakır ve terk eder. Aradan yıllar geçer ve Bayramiç tarafından gelen köylüler dağın tepesinde kendilerine bir kızın yol gösterdiğini hatta bu kızın, kazları olduğunu söyler. Bu hikâyeleri duyan baba dağın yolunu tutar ve zirveye vardığında kızıyla karşılaşır. O sırada siyah kara bir bulut gökyüzünü kaplar ve Sarıkız kaybolur. Kızının erdiğini fark eden baba, ona yaptığı haksızlıktan dolayı vicdan azabı çeker; kendini dağlara, tepelere vurur ve günün birinde bugün Baba Tepesi olarak bilinen yerde ölür. Bugün hâlâ Sarıkız, Türkmenler, Yörükler ve çevre halkı tarafından ermiş bir kişi olarak kabul edilir. Hayatta iken sahip olduğuna inanılan insanüstü güçlerinin devam ettiğine inanılmaktadır. Bu yüzden sıkıntıya düşen çevre halkı, dertlerine çare olması için Sarıkız Tepesi’ne gelir; küçük taşları kaldırarak uğur böceği ararlar. Çünkü uğur böceği bulanların dileklerinin kabul edileceği inancı vardır. Bu taşı yanlarında götürürler, dilekleri kabul olunca da getirip yerine bırakırlar. Gezi yerleri Kaz Dağları’nda hem günübirlik hem çadır konaklamalı birçok trekking parkuru var. Her bir parkurun güçlük dereceleri de birbirinden farklı. Sarıkız ve Şahin Deresi güzergâhları yürüyüş için en çok tercih edilen parkurlar. Bölgede eskiden yapılan bitki toplama turları artık yapılmıyor. Bunun nedeni dünyada sadece Kaz Dağları’nda bulunan endemik bitkilerin bilerek ya da bilmeyerek toplanması. Dolayısıyla turlarda sadece bitkilerin fotoğraflarını çekmenize izin var, o da rehber eşliğinde. Kaz Dağları’nda her şey tepelerde saklı değil, dağın etekleri de doğal güzelliklerini koruyan köylere ve akarsulara ev sahipliği yapıyor. Büyük Çetmi Köyü Yeşilyurt köyü, yöreye özgü Nusratlı Taşı ile yapılmış mimarisi ile göz dolduruyor. Çok güzel ve iyi durumda taş konakların bulunduğu köyde betonarme yapı neredeyse yok. Köyün çevresinde yine mimari yapıyla uyumlu konaklayabileceğiniz küçük moteller bulunuyor. Küçük Çetmi Köyü Köyün en önemli özelliği, antik çağdan bu yana bilinen Afrodit Kaplıcaları’na ev sahipliği yapması. Kaplıcalar, bu adı bir efsaneden almış. Rivayete göre, Tanrıça Afrodit, burada yıkandıktan sonra güzellik kraliçesi olmuş. 42 derecelik suya girmek, sizi güzellik kraliçesi yapar mı bilemeyiz ama suların birçok hastalığa iyi gelebileceği söyleniyor. Adatepe Köyü Kaz Dağları’nın eteklerindeki en ünlü köy olarak sayılabilecek olan Adatepe Köyü’nün popülerliği bir grup entellektüelin köyden ev alıp buraya yerleşmeleriyle başlar. Köyün Taş Mektep diye anılan eski okulu restore edilir; yazları felsefe, sanat ve mitoloji konularında burada ders verilmeye başlanır. Bir süre sonra bu dersleri özel olarak dinlemek için gelenlerin sayısı artar. (Son yıllarda bu yaz okulunda derslere devam edilmiyor.) Eskiden Rumların ve Türklerin birlikte yaşadığı bu köy, şimdilerde koruma altında. Ayrıca köyün evleri taş ve hiçbiri diğerinin manzarasını kapatmıyor. Mıhlıçay Ege Denizi’ne dökülen Mıhlıçay, Kaz Dağları’nda hem piknik alanı hem de trekking parkuru olarak değerlendiriliyor. Trekking alanında yürürken yolda karşınıza Rumlardan kalma bir değirmen çıkıyor bir de Troia’ya tek geçiş noktası olan kemerli bir köprü. Değirmenden yukarı giden yol yok. Bu nedenle derenin kıyısından, hatta bazen de içinden ilerlemek durumunda kalıyorsunuz. Bu sırada karşınıza irili ufaklı şelaler çıkıyor ve en sonunda yüzülebilir bir göletle karşılaşıyorsunuz. Gölün derinliği yaklaşık 30 metre. Yaz günlerinde dâhi su buz gibi... Kavurucu sıcaklardan kızgın sulara misali gençler 15-20 metre yükseklikteki kayalardan göle atlıyorlar. Asıl güzellik ise başka bir yerde saklı. 15-20 metre ilerledikten sonra dik kayalarla çevrili bir odaya girmiş gibi oluyorsunuz ve şelale tam karşınızda gürleye gürleye akıyor. Zeytinyağı Müzesi Müze’de zeytinyağı teknojisinin Romalılardan bu yana geçirdiği evreleri ve zeytinyağı üretimini görmeniz mümkün. Türkiye zeytincilik tarihine ilişkin pek çok şey bulunan müzede eski zeytinyağı şişeleri, etiketleri, üretimde kullanılan çeşitli aletler görülebilir. Dilerseniz müzenin bahçesinde geleneksel usulle zeytinyağı sabunun nasıl yapıldığını uygulamalı olarak da görebilirsiniz. Kaz Dağları, şehrin gürültüsünden ve koşuşturmasından kaçmak için mükemmel bir yer. Hava temiz, oksijen bol; öyle ki burada tepelere çıkarken kimse yorulmuyor. Sakin ve dinlendirici bir hafta sonu için buraya günübirlik gelebilir ya da köylerde bulunan pansiyonlarda ve motellerde konaklayabilirsiniz. Ulaşım Kaz Dağları’na gelmek için İstanbul’dan Bandırma deniz seferlerini kullanıp önce Bandırma’ya oradan da Kaz Dağları’na ulaşabilirsiniz. Bandırma’dan, Balıkesir’den ve Çanakkale’den yaklaşık 200 km uzaklıktaki bu temiz hava cennetine bir hafta sonu mutlaka uğrayın.
2010-07-27 17:31:09
Balıkesir ile Çanakkale illeri arasında yer alan Kaz Dağları, masmavi suları, yemyeşil ormanları, pırıl pırıl şelaleri ve ırmaklarıyla; doğa hayranları ve hafta sonu kaçamağı isteyenler için ideal bir
devamını okumak için tıklayınız.

Balıkesir ile Çanakkale illeri arasında yer alan Kaz Dağları, masmavi suları, yemyeşil ormanları, pırıl pırıl şelaleri ve ırmaklarıyla; doğa hayranları ve hafta sonu kaçamağı isteyenler için ideal bir mekân. Dünyanın en temiz havaya ve bol oksijene sahip sayılı yerlerinden biri olan bu dağda, yine dünyada çok nadir bulunanan endemik bitkiler de yetişiyor. Tarihinde çokça efsaneyle anılan Kaz Dağları, Truva’dan İlyada Destanı’na, Afrodit’ten Sarıkız hikâyelerine kadar birçok söylenceye ev sahipliği yapıyor. Sadece doğal güzellikleriyle değil, tarihsel ve kültürel mirasıyla da ziyaretçilerine hitap eden bu yerde, en ünlü hikâyelerden biri de Sarıkız: Rivayete göre annesini kaybeden Sarıkız babasıyla birlikte Kavurmacılar Köyü’ne taşınır. Sarıkız’ın babası hacca gitmek istediğini söyleyince, Sarıkız kendini tek başına idare edebileceğini söyleyip babasını hacca gönderir. Ancak Sarıkız’ın babası aylar sonra hactan geldiğinde kızıyla ilgili kötü şeyler duyar. Namusunu temizlemek için kızını öldüremeyeceğini fark edince, Sarıkızı yanına aldığı birkaç kazla, Kaz Dağı’nın zirvesine bırakır ve terk eder. Aradan yıllar geçer ve Bayramiç tarafından gelen köylüler dağın tepesinde kendilerine bir kızın yol gösterdiğini hatta bu kızın, kazları olduğunu söyler. Bu hikâyeleri duyan baba dağın yolunu tutar ve zirveye vardığında kızıyla karşılaşır. O sırada siyah kara bir bulut gökyüzünü kaplar ve Sarıkız kaybolur. Kızının erdiğini fark eden baba, ona yaptığı haksızlıktan dolayı vicdan azabı çeker; kendini dağlara, tepelere vurur ve günün birinde bugün Baba Tepesi olarak bilinen yerde ölür. Bugün hâlâ Sarıkız, Türkmenler, Yörükler ve çevre halkı tarafından ermiş bir kişi olarak kabul edilir. Hayatta iken sahip olduğuna inanılan insanüstü güçlerinin devam ettiğine inanılmaktadır. Bu yüzden sıkıntıya düşen çevre halkı, dertlerine çare olması için Sarıkız Tepesi’ne gelir; küçük taşları kaldırarak uğur böceği ararlar. Çünkü uğur böceği bulanların dileklerinin kabul edileceği inancı vardır. Bu taşı yanlarında götürürler, dilekleri kabul olunca da getirip yerine bırakırlar. Gezi yerleri Kaz Dağları’nda hem günübirlik hem çadır konaklamalı birçok trekking parkuru var. Her bir parkurun güçlük dereceleri de birbirinden farklı. Sarıkız ve Şahin Deresi güzergâhları yürüyüş için en çok tercih edilen parkurlar. Bölgede eskiden yapılan bitki toplama turları artık yapılmıyor. Bunun nedeni dünyada sadece Kaz Dağları’nda bulunan endemik bitkilerin bilerek ya da bilmeyerek toplanması. Dolayısıyla turlarda sadece bitkilerin fotoğraflarını çekmenize izin var, o da rehber eşliğinde. Kaz Dağları’nda her şey tepelerde saklı değil, dağın etekleri de doğal güzelliklerini koruyan köylere ve akarsulara ev sahipliği yapıyor. Büyük Çetmi Köyü Yeşilyurt köyü, yöreye özgü Nusratlı Taşı ile yapılmış mimarisi ile göz dolduruyor. Çok güzel ve iyi durumda taş konakların bulunduğu köyde betonarme yapı neredeyse yok. Köyün çevresinde yine mimari yapıyla uyumlu konaklayabileceğiniz küçük moteller bulunuyor. Küçük Çetmi Köyü Köyün en önemli özelliği, antik çağdan bu yana bilinen Afrodit Kaplıcaları’na ev sahipliği yapması. Kaplıcalar, bu adı bir efsaneden almış. Rivayete göre, Tanrıça Afrodit, burada yıkandıktan sonra güzellik kraliçesi olmuş. 42 derecelik suya girmek, sizi güzellik kraliçesi yapar mı bilemeyiz ama suların birçok hastalığa iyi gelebileceği söyleniyor. Adatepe Köyü Kaz Dağları’nın eteklerindeki en ünlü köy olarak sayılabilecek olan Adatepe Köyü’nün popülerliği bir grup entellektüelin köyden ev alıp buraya yerleşmeleriyle başlar. Köyün Taş Mektep diye anılan eski okulu restore edilir; yazları felsefe, sanat ve mitoloji konularında burada ders verilmeye başlanır. Bir süre sonra bu dersleri özel olarak dinlemek için gelenlerin sayısı artar. (Son yıllarda bu yaz okulunda derslere devam edilmiyor.) Eskiden Rumların ve Türklerin birlikte yaşadığı bu köy, şimdilerde koruma altında. Ayrıca köyün evleri taş ve hiçbiri diğerinin manzarasını kapatmıyor. Mıhlıçay Ege Denizi’ne dökülen Mıhlıçay, Kaz Dağları’nda hem piknik alanı hem de trekking parkuru olarak değerlendiriliyor. Trekking alanında yürürken yolda karşınıza Rumlardan kalma bir değirmen çıkıyor bir de Troia’ya tek geçiş noktası olan kemerli bir köprü. Değirmenden yukarı giden yol yok. Bu nedenle derenin kıyısından, hatta bazen de içinden ilerlemek durumunda kalıyorsunuz. Bu sırada karşınıza irili ufaklı şelaler çıkıyor ve en sonunda yüzülebilir bir göletle karşılaşıyorsunuz. Gölün derinliği yaklaşık 30 metre. Yaz günlerinde dâhi su buz gibi... Kavurucu sıcaklardan kızgın sulara misali gençler 15-20 metre yükseklikteki kayalardan göle atlıyorlar. Asıl güzellik ise başka bir yerde saklı. 15-20 metre ilerledikten sonra dik kayalarla çevrili bir odaya girmiş gibi oluyorsunuz ve şelale tam karşınızda gürleye gürleye akıyor. Zeytinyağı Müzesi Müze’de zeytinyağı teknojisinin Romalılardan bu yana geçirdiği evreleri ve zeytinyağı üretimini görmeniz mümkün. Türkiye zeytincilik tarihine ilişkin pek çok şey bulunan müzede eski zeytinyağı şişeleri, etiketleri, üretimde kullanılan çeşitli aletler görülebilir. Dilerseniz müzenin bahçesinde geleneksel usulle zeytinyağı sabunun nasıl yapıldığını uygulamalı olarak da görebilirsiniz. Kaz Dağları, şehrin gürültüsünden ve koşuşturmasından kaçmak için mükemmel bir yer. Hava temiz, oksijen bol; öyle ki burada tepelere çıkarken kimse yorulmuyor. Sakin ve dinlendirici bir hafta sonu için buraya günübirlik gelebilir ya da köylerde bulunan pansiyonlarda ve motellerde konaklayabilirsiniz. Ulaşım Kaz Dağları’na gelmek için İstanbul’dan Bandırma deniz seferlerini kullanıp önce Bandırma’ya oradan da Kaz Dağları’na ulaşabilirsiniz. Bandırma’dan, Balıkesir’den ve Çanakkale’den yaklaşık 200 km uzaklıktaki bu temiz hava cennetine bir hafta sonu mutlaka uğrayın.
Kaş Bölgesinde neler yapılır...
Kaş - Likya şehirlerinden biri olan Kaş, adını taşlık yer anlamına gelen Phellos’tan alır. Kaş limanından bakılınca görülen ve Uyuyan Dev olarak adlandırılan büyük kayanın arkasındaki düzlükte artık hemen hemen hiç iz kalmamış olsa da Phellos uzanır. Antik çağlarda Kaş ise kayanın karşısındaki anlamı taşıyan Antiphellos ya da yerli halkın deyişiyle Andifli olarak adlandırılır. --- Akdeniz’in mavi sularıyla sıcacık güneşini buluşturan Kaş, antik çağlardan bugüne gelen tiyatrosu, mezarları ve kendine has Akdeniz evleriyle görülmeye değer bir belde. --- Nereleri görmeli? --- Bu kentte, tarih ve günlük yaşam iç içe; tıpkı eski Kaş evlerinin arasından geçilerek gezilen Uzunçarşı gibi. Bir yanda renk renk, çeşit çeşit halıların satıldığı dükkânlar, takıcılar, irili ufaklı balık lokantaları, diğer yanda Uzunçarşı’nın sonunda karşınıza çıkan Likyalılara ait bir lahit... --- Turistlerin gözdesi olan ve halk arasında Kral Mezarı olarak da anılan Uzunçarşı’daki bu lahit, şehri süsleyen bir eser gibi; Likyalıların ruhun ölümsüzlüğüne inandığının apaçık bir delili. Tek bir bloktan oluşan ve M.Ö. 4. yüzyıla ait olan bu lahitin alt kısmında boncuk motifleri ve sekiz satırlık Likçe bir kitabe görebilirsiniz. Lahit kapağının kuzeybatı tarafında; bir erkek ve sopasına dayanmış, bacak bacak üstüne atmış üzgün görünümlü bir kadın figürü; lahitin güneydoğu tarafında uzun bir manto giymiş ayakta bir kadın figürü, lahit kapağının her iki yanında ise aslan kabartmaları bulunmaktadır. --- Kentin batısında, Çukurbağ Yarımadası’na giden yolun üzerinde ise sizi antik tiyatro karşılar. Helenistik dönemde yapılan ve 26 oturma sıralı olan tiyatronun 4 bin kişilik bir kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir. --- Tiyatronun üstünde Dansözler Mezarı olarak adlandırılan doğal kayadan oyularak yapılmış ev tipi bir mezar anıtı yer alır. 4,5 metrekare boyutundaki bu kare mezarın içinde, 21 adet figür işlenmiştir. --- Kaş’a gelmişken görmeniz gereken yerlerden biri de Limanağzı’dır. Kaş’tan tekneyle ulaşılabilen bu koya 45 dakikalık dağ yürüyüşü yaparak ulaşmak da mümkün. Burada limanın doğu kıyısında yükselen kayalıklara oyulmuş çok sayıda Likya mezarı görebilirsiniz. Eğer gezinti için tekneyi tercih ederseniz, koylarda dolaşıp kendinizi Akdeniz’in ılık sularına da bırakabilirsiniz. --- Neler yapılır? --- Kaş, kayalık bir arazi üzerinde kurulu olduğundan bünyesinde kumsal barındırmıyor. Çakıl plajları, Kaş çevresinde denize girmek isteyenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte. Ancak Akdeniz’in tadını almak istiyorsanız, tekne turlarını tercih etmenizi öneririz. Tekne turlarında genel olarak Kaleköy’e ardından da Kekova Adası’na uğranıyor. Yüzmek için ise favori yer, Tersane Koyu. --- Kaş’ta Akdeniz’in tadını, hem gezerek hem yüzerek hem de eğlenerek çıkarmak istiyorsanız; bu beldede sizin için kültür turları, sualtı dalışları, yamaç paraşütü gibi pek çok alternatif mevcut. --- Kültür turları --- Bu şirin Akdeniz beldesinde neredeyse üzerinden geçtiğiniz her yer tarihi bir dokuya sahip. Günlük tur içinde yer alan Kekova, Letoon, Sdyma, Pınara, Myra, Lmyra, Patara, Xhantos, Arykanda, Tlos, Apollonia gibi Likya kentlerini kültür turları kapsamında bir rehber eşliğinde gezebilir, anıt mezarları ve eski yapıtları görebilirsiniz. --- Yürüyüş parkurları --- Mavinin bittiği yerde yeşilin başladığı Kaş beldesi, size yürüyüş için farklı rotalar sunar. Herkesin kolaylıkla yürüyebileceği patikalardan vadilere, yeşil tepelerden kanyonlara pek çok yürüyüş parkurunda doğanın tadına varabilir; antik kentleri ve gizli saklı köyleri keşfetme imkânı da yakalayabilirsiniz. --- Likya Yolu, Limanağzı, Gedife Tepesi, Phellos, Gökçeören, Gömbe Yaylası ve Asaz Dağı yürüyüş yapabileceğiniz yerlerden bazıları. --- Bir not: Kaş’ta yapılan bu yürüyüşler; bölgeyi iyi tanıyan, tecrübeli ve tüm iletişim emniyet donanımına sahip kişiler eşliğinde yapılır. --- Yamaç paraşütü --- Yamaçtan koşarak hızlanın ve kendinizi gökyüzünün boşluğuna bırakın... Bu heyecan ve adrenalin dolu deneyim, Kaş beldesinde yapılabilecek en güzel alternatif sporlardan. Usta bir pilot eşliğinde yapılan yaklaşık 45 dakika süren bu yolculuk, kısa bir hazırlığın ve eğitimin ardından Kırdavlı Tepesi’nde başlıyor ve Kaş Limanı’nda sona eriyor. Size ise yolculuk sırasında 650 metre yükseklikten Yunanistan’ın Meis Adası’nı, masmavi Akdeniz sularını izlemek kalıyor. --- Kano turları --- Çevrede bulunan koyları merak ediyor ve bir grupla hareket etmek istemiyorsanız, Kaş’ta yapılan kano turları tam size göre. Tercihinize göre iki veya tek kişilik kanolarla yapılan bu turlarda yapmanız gereken tek şey kürek çekmek ve rehberinizin uyarılarını dikkate almak. --- Kano turlarını günübirlik olarak yapabileceğiniz gibi, dilerseniz birçok güne yayılı bir şekilde çadır konaklamalı olarak da yapabilirsiniz. --- Mavi yolculuk --- Mavi yolculuk içerisinde Akdeniz ve Ege’nin koylarını, Kekova’yı, Kaş-Kalkan’ı, Kelebekler Vadisi’ni, Fethiye ve yemyeşil Göcek Koyları’nı ve Kleopatra’nın Hamamı’nı görebilirsiniz. --- Deniz âşıkları için unutulmaz bir deneyim olacak mavi yolculuk, gulet tipi yelkenli ahşap yatlarla yapılıyor. Yolculuk boyunca tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bu yatlarda kamaradan mutfağa kadar her şey bulmanız mümkün. Yat turlarına ister arkadaşlarınızla isterseniz ailenizle birlikte bir yat kiralayarak ya da standart turlardan kabin kiralayarak katılabilirsiniz. --- Gözlerinizin maviye doyacağı bu turda, tüm stresinizi ve sıkıntılarınızı atabileceğinize emin olabilirsiniz. --- Nasıl gidilir? --- Kaş’a ulaşmak için karayolunu tercih edecekseniz, Fethiye’den, Kalkan’dan, Demre ya da Finike üzerinden gidebilirsiniz. Eğer Ankara yönünden Kaş’a gitmeyi düşünüyorsanız, Bucak ilçesini geçtikten sonra Korkuteli ayrımından dönmeniz gerekmektedir. --- Eğer havayolunu tercih edecekseniz Kaş, Dalaman Havaalanı’na 160, Antalya Havaalanı’na ise 192 km uzaklıktadır. Kaş’a havaalanından araba ile yaklaşık 2-2,5 saatte varabilirsiniz. --- Kaynak: Maximiles
2010-07-27 17:30:11
Kaş - Likya şehirlerinden biri olan Kaş, adını taşlık yer anlamına gelen Phellos’tan alır. Kaş limanından bakılınca görülen ve Uyuyan Dev olarak adlandırılan büyük kayanın arkasındaki düzlük
devamını okumak için tıklayınız.

Kaş - Likya şehirlerinden biri olan Kaş, adını taşlık yer anlamına gelen Phellos’tan alır. Kaş limanından bakılınca görülen ve Uyuyan Dev olarak adlandırılan büyük kayanın arkasındaki düzlükte artık hemen hemen hiç iz kalmamış olsa da Phellos uzanır. Antik çağlarda Kaş ise kayanın karşısındaki anlamı taşıyan Antiphellos ya da yerli halkın deyişiyle Andifli olarak adlandırılır. --- Akdeniz’in mavi sularıyla sıcacık güneşini buluşturan Kaş, antik çağlardan bugüne gelen tiyatrosu, mezarları ve kendine has Akdeniz evleriyle görülmeye değer bir belde. --- Nereleri görmeli? --- Bu kentte, tarih ve günlük yaşam iç içe; tıpkı eski Kaş evlerinin arasından geçilerek gezilen Uzunçarşı gibi. Bir yanda renk renk, çeşit çeşit halıların satıldığı dükkânlar, takıcılar, irili ufaklı balık lokantaları, diğer yanda Uzunçarşı’nın sonunda karşınıza çıkan Likyalılara ait bir lahit... --- Turistlerin gözdesi olan ve halk arasında Kral Mezarı olarak da anılan Uzunçarşı’daki bu lahit, şehri süsleyen bir eser gibi; Likyalıların ruhun ölümsüzlüğüne inandığının apaçık bir delili. Tek bir bloktan oluşan ve M.Ö. 4. yüzyıla ait olan bu lahitin alt kısmında boncuk motifleri ve sekiz satırlık Likçe bir kitabe görebilirsiniz. Lahit kapağının kuzeybatı tarafında; bir erkek ve sopasına dayanmış, bacak bacak üstüne atmış üzgün görünümlü bir kadın figürü; lahitin güneydoğu tarafında uzun bir manto giymiş ayakta bir kadın figürü, lahit kapağının her iki yanında ise aslan kabartmaları bulunmaktadır. --- Kentin batısında, Çukurbağ Yarımadası’na giden yolun üzerinde ise sizi antik tiyatro karşılar. Helenistik dönemde yapılan ve 26 oturma sıralı olan tiyatronun 4 bin kişilik bir kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir. --- Tiyatronun üstünde Dansözler Mezarı olarak adlandırılan doğal kayadan oyularak yapılmış ev tipi bir mezar anıtı yer alır. 4,5 metrekare boyutundaki bu kare mezarın içinde, 21 adet figür işlenmiştir. --- Kaş’a gelmişken görmeniz gereken yerlerden biri de Limanağzı’dır. Kaş’tan tekneyle ulaşılabilen bu koya 45 dakikalık dağ yürüyüşü yaparak ulaşmak da mümkün. Burada limanın doğu kıyısında yükselen kayalıklara oyulmuş çok sayıda Likya mezarı görebilirsiniz. Eğer gezinti için tekneyi tercih ederseniz, koylarda dolaşıp kendinizi Akdeniz’in ılık sularına da bırakabilirsiniz. --- Neler yapılır? --- Kaş, kayalık bir arazi üzerinde kurulu olduğundan bünyesinde kumsal barındırmıyor. Çakıl plajları, Kaş çevresinde denize girmek isteyenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte. Ancak Akdeniz’in tadını almak istiyorsanız, tekne turlarını tercih etmenizi öneririz. Tekne turlarında genel olarak Kaleköy’e ardından da Kekova Adası’na uğranıyor. Yüzmek için ise favori yer, Tersane Koyu. --- Kaş’ta Akdeniz’in tadını, hem gezerek hem yüzerek hem de eğlenerek çıkarmak istiyorsanız; bu beldede sizin için kültür turları, sualtı dalışları, yamaç paraşütü gibi pek çok alternatif mevcut. --- Kültür turları --- Bu şirin Akdeniz beldesinde neredeyse üzerinden geçtiğiniz her yer tarihi bir dokuya sahip. Günlük tur içinde yer alan Kekova, Letoon, Sdyma, Pınara, Myra, Lmyra, Patara, Xhantos, Arykanda, Tlos, Apollonia gibi Likya kentlerini kültür turları kapsamında bir rehber eşliğinde gezebilir, anıt mezarları ve eski yapıtları görebilirsiniz. --- Yürüyüş parkurları --- Mavinin bittiği yerde yeşilin başladığı Kaş beldesi, size yürüyüş için farklı rotalar sunar. Herkesin kolaylıkla yürüyebileceği patikalardan vadilere, yeşil tepelerden kanyonlara pek çok yürüyüş parkurunda doğanın tadına varabilir; antik kentleri ve gizli saklı köyleri keşfetme imkânı da yakalayabilirsiniz. --- Likya Yolu, Limanağzı, Gedife Tepesi, Phellos, Gökçeören, Gömbe Yaylası ve Asaz Dağı yürüyüş yapabileceğiniz yerlerden bazıları. --- Bir not: Kaş’ta yapılan bu yürüyüşler; bölgeyi iyi tanıyan, tecrübeli ve tüm iletişim emniyet donanımına sahip kişiler eşliğinde yapılır. --- Yamaç paraşütü --- Yamaçtan koşarak hızlanın ve kendinizi gökyüzünün boşluğuna bırakın... Bu heyecan ve adrenalin dolu deneyim, Kaş beldesinde yapılabilecek en güzel alternatif sporlardan. Usta bir pilot eşliğinde yapılan yaklaşık 45 dakika süren bu yolculuk, kısa bir hazırlığın ve eğitimin ardından Kırdavlı Tepesi’nde başlıyor ve Kaş Limanı’nda sona eriyor. Size ise yolculuk sırasında 650 metre yükseklikten Yunanistan’ın Meis Adası’nı, masmavi Akdeniz sularını izlemek kalıyor. --- Kano turları --- Çevrede bulunan koyları merak ediyor ve bir grupla hareket etmek istemiyorsanız, Kaş’ta yapılan kano turları tam size göre. Tercihinize göre iki veya tek kişilik kanolarla yapılan bu turlarda yapmanız gereken tek şey kürek çekmek ve rehberinizin uyarılarını dikkate almak. --- Kano turlarını günübirlik olarak yapabileceğiniz gibi, dilerseniz birçok güne yayılı bir şekilde çadır konaklamalı olarak da yapabilirsiniz. --- Mavi yolculuk --- Mavi yolculuk içerisinde Akdeniz ve Ege’nin koylarını, Kekova’yı, Kaş-Kalkan’ı, Kelebekler Vadisi’ni, Fethiye ve yemyeşil Göcek Koyları’nı ve Kleopatra’nın Hamamı’nı görebilirsiniz. --- Deniz âşıkları için unutulmaz bir deneyim olacak mavi yolculuk, gulet tipi yelkenli ahşap yatlarla yapılıyor. Yolculuk boyunca tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bu yatlarda kamaradan mutfağa kadar her şey bulmanız mümkün. Yat turlarına ister arkadaşlarınızla isterseniz ailenizle birlikte bir yat kiralayarak ya da standart turlardan kabin kiralayarak katılabilirsiniz. --- Gözlerinizin maviye doyacağı bu turda, tüm stresinizi ve sıkıntılarınızı atabileceğinize emin olabilirsiniz. --- Nasıl gidilir? --- Kaş’a ulaşmak için karayolunu tercih edecekseniz, Fethiye’den, Kalkan’dan, Demre ya da Finike üzerinden gidebilirsiniz. Eğer Ankara yönünden Kaş’a gitmeyi düşünüyorsanız, Bucak ilçesini geçtikten sonra Korkuteli ayrımından dönmeniz gerekmektedir. --- Eğer havayolunu tercih edecekseniz Kaş, Dalaman Havaalanı’na 160, Antalya Havaalanı’na ise 192 km uzaklıktadır. Kaş’a havaalanından araba ile yaklaşık 2-2,5 saatte varabilirsiniz. --- Kaynak: Maximiles
Ekonomi sınıfı ikramında dünyanın en iyisi
Ödüller, Skytrax tarafından 100'ün üzerinde değişik uyruktan 17,9 milyon yolcu arasında, Temmuz 2009 ve Nisan 2010 tarihlerinde düzenlenen anketler ve habersiz yapılan denetimlerle belirlendi. AA İSTANBUL - Skytrax şirketi tarafından yapılan 2010 yılı değerlendirmesinde Türk Hava Yolları, ''Ekonomi sınıfında dünyanın en iyi ikram veren hava yolu'' seçilirken, ''Güney Avrupa'nın en iyi hava yolu'' ödülüne de ikinci kez değer bulundu.         Hava yolu şirketleri ve havalimanlarını, verdikleri hizmet ve kalite standartları yönünden 750 parametrede değerlendiren Skytrax şirketinin ''havacılık endüstrisinin Oscarları'' olarak adlandırılan 2010 yılı değerlendirmesinde, THY ilk kez 2007 yılında elde ettiği 4 yıldızlı hava yolu şirketi unvanını 2010 yılında da korudu. Ödüller, Skytrax tarafından 100'ün üzerinde değişik uyruktan 17,9 milyon yolcu arasında, Temmuz 2009 ve Nisan 2010 tarihlerinde düzenlenen anketler ve habersiz yapılan denetimlerle belirlendi.     Yapılan değerlendirmede THY; Portekiz, İspanya, İtalya, Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Yunanistan, Karadağ, Makedonya, Sırbistan, Kıbrıs Rum kesimi, Malta, Romanya ve Slovenya'nın hava yolu şirketlerini geride bırakarak, ''Güney Avrupa'nın En İyi Hava Yolu'' ödülünü aldı. THY, ekonomi sınıfı uçak ikramında ise ''Dünya'nın En İyi Hava Yolu'' unvanını alarak hizmet ve kalite yolundaki ilerleyişini tescillendirdi.         Öte yandan, uzun hatlarda first, business, ekonomi, kısa hatlarda business, ekonomi sınıfında yapılan değerlendirmelerin tümünde THY, Avrupa'nın tüm sınıflarında 4 yıldızlı olan tek hava yolu oldu.
         
MÜŞTERİ BİZİM PATRONUMUZ         
THY Genel Müdürü Temel Kotil, 2007 yılını ''kalite yılı'' ilan eden THY'nin bunun sonuçlarını almaya başladığını söyledi.         Kaliteye yönelik projeler kapsamında, 2007 yılında, Avusturya kökenli ikram şirketi Do&Co ile hisselerinin yarısı THY'ye ait olan Turkish Do&Co şirketinin kurulduğunu ve Skytrax tarafından değer görülen ''Ekonomi Sınıfında En İyi İkram'' ödülü sürecinin temellerinin atıldığını belirten Kotil, 2006 yılında yüzde 50 seviyelerinde bulunan kabin içi ikram memnuniyet seviyesinin bugün yüzde 95'in üzerine çıktığını kaydetti.        ''Yolcu odaklı'' bir politika izlediklerini ifade eden Kotil, ''Ürün kalitesi bizim için çok önemli. Müşterimiz aynı zamanda bizim patronumuz'' dedi.         Avrupa'daki hava yolu şirketlerinin düşük maliyetli hava yolu şirketi Ryanair ile rekabet edebilmek için servis kalitesine önem vermediğini ifade eden Kotil, kaliteyi ön planda tutan THY'nin, Avrupa'ya kaliteyi götürdüğüne, bu yıl taşıyacakları 16 milyon yurt dışı yolcunun yüzde 67'sini Avrupalı yolcuların oluşturacağına dikkat çekti.         THY'nin kabin içi eğlence sistemlerinde (IFE) Avrupa'nın en iyi 3. hava yolu olduğunu belirten Kotil, IFE sistemlerinin sadece geniş gövdeli uçaklarda hizmet vermekle kalmayıp, 2011 yılından itibaren filoya katılacak A321 ve B737-800 uçaklarının tüm yolcu koltuklarına yerleştirileceğini, LCD ekranı ile dar gövdeli uçaklardaki yolcuların da diledikleri film, müzik, dizi veya programı izleme imkanını bulacağını söyledi.        Kotil, kayıp bagaj konusunda 2006 yılından bu yana daima ''Avrupa Hava Yolları Birliği'' içerisinde bagaj kayıp oranı en düşük üç hava yolu arasında yer alan THY'nin, yürütülen projelerle kayıp oranını daha da aşağıya çekmeyi hedeflediğini belirtti.
2010-07-26 16:12:18
Ödüller, Skytrax tarafından 100'ün üzerinde değişik uyruktan 17,9 milyon yolcu arasında, Temmuz 2009 ve Nisan 2010 tarihlerinde düzenlenen anketler ve habersiz yapılan denetimlerle belirlendi. AA İS
devamını okumak için tıklayınız.

Ödüller, Skytrax tarafından 100'ün üzerinde değişik uyruktan 17,9 milyon yolcu arasında, Temmuz 2009 ve Nisan 2010 tarihlerinde düzenlenen anketler ve habersiz yapılan denetimlerle belirlendi. AA İSTANBUL - Skytrax şirketi tarafından yapılan 2010 yılı değerlendirmesinde Türk Hava Yolları, ''Ekonomi sınıfında dünyanın en iyi ikram veren hava yolu'' seçilirken, ''Güney Avrupa'nın en iyi hava yolu'' ödülüne de ikinci kez değer bulundu.         Hava yolu şirketleri ve havalimanlarını, verdikleri hizmet ve kalite standartları yönünden 750 parametrede değerlendiren Skytrax şirketinin ''havacılık endüstrisinin Oscarları'' olarak adlandırılan 2010 yılı değerlendirmesinde, THY ilk kez 2007 yılında elde ettiği 4 yıldızlı hava yolu şirketi unvanını 2010 yılında da korudu. Ödüller, Skytrax tarafından 100'ün üzerinde değişik uyruktan 17,9 milyon yolcu arasında, Temmuz 2009 ve Nisan 2010 tarihlerinde düzenlenen anketler ve habersiz yapılan denetimlerle belirlendi.     Yapılan değerlendirmede THY; Portekiz, İspanya, İtalya, Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Yunanistan, Karadağ, Makedonya, Sırbistan, Kıbrıs Rum kesimi, Malta, Romanya ve Slovenya'nın hava yolu şirketlerini geride bırakarak, ''Güney Avrupa'nın En İyi Hava Yolu'' ödülünü aldı. THY, ekonomi sınıfı uçak ikramında ise ''Dünya'nın En İyi Hava Yolu'' unvanını alarak hizmet ve kalite yolundaki ilerleyişini tescillendirdi.         Öte yandan, uzun hatlarda first, business, ekonomi, kısa hatlarda business, ekonomi sınıfında yapılan değerlendirmelerin tümünde THY, Avrupa'nın tüm sınıflarında 4 yıldızlı olan tek hava yolu oldu.
         
MÜŞTERİ BİZİM PATRONUMUZ         
THY Genel Müdürü Temel Kotil, 2007 yılını ''kalite yılı'' ilan eden THY'nin bunun sonuçlarını almaya başladığını söyledi.         Kaliteye yönelik projeler kapsamında, 2007 yılında, Avusturya kökenli ikram şirketi Do&Co ile hisselerinin yarısı THY'ye ait olan Turkish Do&Co şirketinin kurulduğunu ve Skytrax tarafından değer görülen ''Ekonomi Sınıfında En İyi İkram'' ödülü sürecinin temellerinin atıldığını belirten Kotil, 2006 yılında yüzde 50 seviyelerinde bulunan kabin içi ikram memnuniyet seviyesinin bugün yüzde 95'in üzerine çıktığını kaydetti.        ''Yolcu odaklı'' bir politika izlediklerini ifade eden Kotil, ''Ürün kalitesi bizim için çok önemli. Müşterimiz aynı zamanda bizim patronumuz'' dedi.         Avrupa'daki hava yolu şirketlerinin düşük maliyetli hava yolu şirketi Ryanair ile rekabet edebilmek için servis kalitesine önem vermediğini ifade eden Kotil, kaliteyi ön planda tutan THY'nin, Avrupa'ya kaliteyi götürdüğüne, bu yıl taşıyacakları 16 milyon yurt dışı yolcunun yüzde 67'sini Avrupalı yolcuların oluşturacağına dikkat çekti.         THY'nin kabin içi eğlence sistemlerinde (IFE) Avrupa'nın en iyi 3. hava yolu olduğunu belirten Kotil, IFE sistemlerinin sadece geniş gövdeli uçaklarda hizmet vermekle kalmayıp, 2011 yılından itibaren filoya katılacak A321 ve B737-800 uçaklarının tüm yolcu koltuklarına yerleştirileceğini, LCD ekranı ile dar gövdeli uçaklardaki yolcuların da diledikleri film, müzik, dizi veya programı izleme imkanını bulacağını söyledi.        Kotil, kayıp bagaj konusunda 2006 yılından bu yana daima ''Avrupa Hava Yolları Birliği'' içerisinde bagaj kayıp oranı en düşük üç hava yolu arasında yer alan THY'nin, yürütülen projelerle kayıp oranını daha da aşağıya çekmeyi hedeflediğini belirtti.
İşte Türklerin tatil alışkanlıkları
Dünyanın en büyük 4. araştırma grubu olan GfK Grubu tarafından 16 ülkede gerçekleştirilen Seyahat Araştırması'nın sonuçları kamuoyuna açıklandı. 16 ilde yapılan araştırma sonuçları şöyle... ntvmsnbc ve Ajanslar Güncelleme: 12:56 TSİ 20 Haziran. 2010 Pazar ANKARA - 16 ülkenin ortalamasına bakıldığında tatil yapmayı planlamayanların oranı yüzde 39 olarak gerçekleşirken Avrupa ortalaması yüzde 42.         Tatile ayrılan bütçe açısından Türkiye'de her 3 kişiden biri 0-1.000TL arasında harcama yapmayı planlıyor. Avrupa ve dünyada tatile daha fazla bütçe ayrıldığı görülüyor. Dünyada İsveç, Belçika ve Hollandalılar tatile en fazla para harcayan ülkeler arasında yer alıyor.        Tatile ayrılan süreye bakıldığında ise Türkiye'de, Avrupa ülkelerinde ve dünyada tatile 1 veya 2 hafta ayıranların ağırlıkta olduğu görülüyor. Hollanda, tatile en fazla zaman ayıran ülke olarak öne çıkıyor. Hollanda'da her 3 kişiden biri en az 4 hafta tatil yapacağını belirtiyor. Bir haftadan az tatil yapacağını belirten en fazla olduğu ülkeler ise; ABD'de yüzde 19, İtalya'da yüzde 18 düzeyinde.
        
TÜRKİYE'DE AİLEYLE TATİL YAPMA ALIŞKANLIĞI YAYGIN
Tatile daha çok aile üyeleriyle çıkıldığı görülüyor. Her 10 kişiden biri tek başına tatile çıktığını belirtiyor. Yaş gruplarına göre tatile çıkılan kişilerin değiştiği görülüyor. Türkiye'de 14-29 yaş grubunda aile büyükleri ve diğer aile üyeleri ile tatil yapanların oranı yüzde 43 iken, bu oranın dünyada yüzde 15, Avrupa'da ise yüzde 11'e düşüyor.         Türkiye'de genel olarak bakıldığında aile üyeleriyle tatil yapma davranışının Avrupa ve dünyaya göre çok daha yaygın olduğu görülüyor.        Türkiye'de araştırmaya katılanların yüzde 95'i tatil için Türkiye'de kalmayı tercih ediyor.         Tatillerini kendi ülkelerinde geçirenlerin fazla olduğu diğer bir ülke ise yüzde 80 ile ABD. Yurt dışına çıkmayı en fazla tercih ülkelerin başında ise yüzde 78 oranı ile Belçika, yüzde 75 ile Hollanda ve yüzde 57 ile Almanya geliyor. Dünya ortalamasına bakıldığında yüzde 11'lik bir kesim Güney Avrupa ve Akdeniz ülkelerini tercih ederken bu oran Avrupa'da yüzde 19'a yükseliyor.
         
TATİL DENİNCE AKLA YÜZMEK GELİYOR
Türkiye'de tatil dendiğinde yüzmek, bisiklete binmek, yürüyüş yapmak gibi aktiviteler daha fazla kişi tarafından tercih edilirken, arkadaş/akraba ziyaretleri ikinci sırada yer alıyor.         Arkadaş/akraba ziyaretleri de tercih ettiğini belirtenlerin oranı ABD'de yüzde 25. Arkadaş ve akraba ziyaretlerinin en az tercih edildiği ülkeler yüzde 2 ile İtalya ve yüzde 8 ile Belçika.
2010-07-26 16:10:22
Dünyanın en büyük 4. araştırma grubu olan GfK Grubu tarafından 16 ülkede gerçekleştirilen Seyahat Araştırması'nın sonuçları kamuoyuna açıklandı. 16 ilde yapılan araştırma sonuçları şöyle... ntvmsnbc
devamını okumak için tıklayınız.

Dünyanın en büyük 4. araştırma grubu olan GfK Grubu tarafından 16 ülkede gerçekleştirilen Seyahat Araştırması'nın sonuçları kamuoyuna açıklandı. 16 ilde yapılan araştırma sonuçları şöyle... ntvmsnbc ve Ajanslar Güncelleme: 12:56 TSİ 20 Haziran. 2010 Pazar ANKARA - 16 ülkenin ortalamasına bakıldığında tatil yapmayı planlamayanların oranı yüzde 39 olarak gerçekleşirken Avrupa ortalaması yüzde 42.         Tatile ayrılan bütçe açısından Türkiye'de her 3 kişiden biri 0-1.000TL arasında harcama yapmayı planlıyor. Avrupa ve dünyada tatile daha fazla bütçe ayrıldığı görülüyor. Dünyada İsveç, Belçika ve Hollandalılar tatile en fazla para harcayan ülkeler arasında yer alıyor.        Tatile ayrılan süreye bakıldığında ise Türkiye'de, Avrupa ülkelerinde ve dünyada tatile 1 veya 2 hafta ayıranların ağırlıkta olduğu görülüyor. Hollanda, tatile en fazla zaman ayıran ülke olarak öne çıkıyor. Hollanda'da her 3 kişiden biri en az 4 hafta tatil yapacağını belirtiyor. Bir haftadan az tatil yapacağını belirten en fazla olduğu ülkeler ise; ABD'de yüzde 19, İtalya'da yüzde 18 düzeyinde.
        
TÜRKİYE'DE AİLEYLE TATİL YAPMA ALIŞKANLIĞI YAYGIN
Tatile daha çok aile üyeleriyle çıkıldığı görülüyor. Her 10 kişiden biri tek başına tatile çıktığını belirtiyor. Yaş gruplarına göre tatile çıkılan kişilerin değiştiği görülüyor. Türkiye'de 14-29 yaş grubunda aile büyükleri ve diğer aile üyeleri ile tatil yapanların oranı yüzde 43 iken, bu oranın dünyada yüzde 15, Avrupa'da ise yüzde 11'e düşüyor.         Türkiye'de genel olarak bakıldığında aile üyeleriyle tatil yapma davranışının Avrupa ve dünyaya göre çok daha yaygın olduğu görülüyor.        Türkiye'de araştırmaya katılanların yüzde 95'i tatil için Türkiye'de kalmayı tercih ediyor.         Tatillerini kendi ülkelerinde geçirenlerin fazla olduğu diğer bir ülke ise yüzde 80 ile ABD. Yurt dışına çıkmayı en fazla tercih ülkelerin başında ise yüzde 78 oranı ile Belçika, yüzde 75 ile Hollanda ve yüzde 57 ile Almanya geliyor. Dünya ortalamasına bakıldığında yüzde 11'lik bir kesim Güney Avrupa ve Akdeniz ülkelerini tercih ederken bu oran Avrupa'da yüzde 19'a yükseliyor.
         
TATİL DENİNCE AKLA YÜZMEK GELİYOR
Türkiye'de tatil dendiğinde yüzmek, bisiklete binmek, yürüyüş yapmak gibi aktiviteler daha fazla kişi tarafından tercih edilirken, arkadaş/akraba ziyaretleri ikinci sırada yer alıyor.         Arkadaş/akraba ziyaretleri de tercih ettiğini belirtenlerin oranı ABD'de yüzde 25. Arkadaş ve akraba ziyaretlerinin en az tercih edildiği ülkeler yüzde 2 ile İtalya ve yüzde 8 ile Belçika.
Türk halkının yarısı tatile gidiyor
MasterCard tarafından Haziran ayında gerçekleştirilen MasterIndex Araştırması'na göre Türkiye halkının yüzde 53'ü bu yaz tatili yaptı veya yapmayı planlıyor. İşte araştırmadan çarpıcı sonuçlar... İSTANBUL - MasterCard tarafından Türkiye'nin kentsel nüfusunu temsil eden 11 il merkezinde bin kişi üzerinde yapılan araştırmanın Haziran ayı verilerine göre, yüzde 47'lik kesimin yaz tatili planı bulunmuyor. Tatil için ortalama 2,1 hafta ayrılırken, süre gençlerde ve 45 yaş üstünde artıyor, Marmara ve Ege Bölgeleri'nde diğer bölgelere oranla düşüyor.         Tatil yapma oranı, gelir seviyesi düştükçe azalıyor. Yüksek gelir grubunun yüzde 23'ünün yaz tatili planı bulunmazken, bu oran düşük gelir grubunda yüzde 53'e çıkıyor. Bölgesel olarak tatile en uzak duran bölgenin Karadeniz Bölgesi olduğu gözleniyor.         Tatil için ortalama 802 liralık bütçe ayrılırken, yüksek gelir grubunda ortalama bütçe 968 liraya çıkıyor, düşük gelir gruplarında 705 liraya kadar iniyor. Kadınlar, yaz tatilleri için ortalama 776 lira ayırırken, erkeklerde ortalama bütçe 834 liraya kadar yükseliyor.         Yaz tatili için en fazla bütçe ayıran bölge halkı, ortalama 940 lira ile İç Anadolu Bölgesi iken, ortalama 667 lira ile Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi en düşük bütçeyi ayıran kesim oldu. Geçen yıl aynı dönem yapılan araştırmada tatile çıkan veya çıkma planı yapanların oranı yüzde 64, tatil süresi 1,7 hafta, ortalama bütçe 656 lira idi.
        
YURT DIŞINA ÇIKACAKLARIN ORANI YÜZDE 1
Katılımcıların yüzde 29'u tatilde evde oturacağını, yüzde 22'si yurt içinde tatil köyüne veya otele gideceğini, yüzde 21'i akrabalarının/tanıdıklarının yanına gideceğini belirtti. Yüzde 9'luk kesim, kendi yazlığını tercih edeceğini, yüzde 8'lik kesim çalışacağını ifade etti. Kampa gideceklerin oranı yüzde 4, yurt dışına çıkacakların oranı yüzde 1 oldu.         Kadın katılımcıların yüzde 33'ü, erkeklerin yüzde 26'sı tatillerini evde geçireceğini kaydetti. Kadınların yüzde 23'ü akrabalarını ziyarete gideceğini belirtirken, erkeklerde akraba ziyareti oranı yüzde 20'de kaldı.        Tatil köyüne gitmeyi planlayanların yüzde 25'lik kesimini erkekler, yüzde 20'lik kesimini kadınlar oluşturdu. Yaz tatili planlarında, akraba yanına gitme oranı 45 - 64 yaş aralığında artış gösterdi.
         
DENİZ, GÜNEŞ, KUMLA EN AZ İLGİLENENLER KARADENİZ BÖLGESİNDE
Yüzde 40 oranıyla Karadeniz Bölgesi'nde yaşayanların yaz tatilinde evde oturmayı en fazla planlayan kısım olurken, Karadeniz Bölgesini, yüzde 35 oranıyla Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri izledi. Evde oturmayan Karadenizliler köyüne veya akrabalarının yanına gideceğini söyledi.         Ege Bölgesi halkının tatilde kamp yapmaya tüm diğer bölgelerden daha meraklı olduğu görüldü. ''Yaz tatilimde kamp yapacağım'' diyenlerin ortalaması 3,8 iken, bu oran Ege Bölgesi'nde 8,1'e çıktı.  
Yaz tatilini yurt içi tatil köyü/otelde geçirme tercihi yüzde 33 ile en fazla İç Anadolu Bölgesi halkından geldi. Yurt dışı tatilini en çok tercih eden bölgeler, Doğu ve Güney Doğu Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri oldu.         Katılımcıların yüzde 32'si yaz tatilinin, ''deniz, güneş ve kumsal'', yüzde 25'i ''akraba ziyareti/köye gitmek'', yüzde 6'sı ''dinlenmek'', yüzde 5'i ''dağ, yayla, serinlik'', yüzde 4'ü ''yaşadığı şehrin sakinleşmesiyle şehrin tadını çıkarmak'' anlamına geldiğini belirtti.         Gelir seviyesi düştükçe, tatilin ifade ettiği kavram, deniz, güneş, kumdan akraba ziyaretine dönüyor. Karadeniz Bölgesi deniz, güneş, kumla en az ilgilenen, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi akraba ziyaretinden en fazla hoşlanan kesim oldu.
        
TATİLCİLERİN YÜZDE 33'Ü TATİLE OTOBÜSLE GİTMEYİ TERCİH EDİYOR
Yaz tatili planı yapanların, tatil alışverişi için yüzde 60 oranıyla giyecek satın alırken, giyeceği yüzde 7 ile kozmetik, yüzde 5 ile seyahat harcamaları, spor malzemesi, kitap/dergi alışverişi, yüzde 4 ile yiyecek, yüzde 3 ile elektronik alışverişi izliyor.        Tatilciler alışverişlerini sırasıyla alışveriş merkezlerinden, büyük mağaza/butiklerden, semt pazarlarından, outlet merkezleri ve mahalle mağazalarından yapıyor. Kadınların yüzde 20'si, erkeklerin yüzde 10'u semt pazarını tercih ettiğini kaydetti.         Tatilcilerin yüzde 33'ü tatile otobüsle, yüzde 28'i kendi arabasıyla, yüzde 3'ü uçakla, yüzde 2'si araba kiralayarak gideceğini söyledi. Yüksek gelir seviyesindeki katılımcılar daha çok kendi araçlarıyla gitmeyi, düşük gelir seviyesindekiler araba kiralamayı tercih ediyor. ntvmsnbc ve Ajanslar
2010-07-26 16:08:50
MasterCard tarafından Haziran ayında gerçekleştirilen MasterIndex Araştırması'na göre Türkiye halkının yüzde 53'ü bu yaz tatili yaptı veya yapmayı planlıyor. İşte araştırmadan çarpıcı sonuçlar... İST
devamını okumak için tıklayınız.

MasterCard tarafından Haziran ayında gerçekleştirilen MasterIndex Araştırması'na göre Türkiye halkının yüzde 53'ü bu yaz tatili yaptı veya yapmayı planlıyor. İşte araştırmadan çarpıcı sonuçlar... İSTANBUL - MasterCard tarafından Türkiye'nin kentsel nüfusunu temsil eden 11 il merkezinde bin kişi üzerinde yapılan araştırmanın Haziran ayı verilerine göre, yüzde 47'lik kesimin yaz tatili planı bulunmuyor. Tatil için ortalama 2,1 hafta ayrılırken, süre gençlerde ve 45 yaş üstünde artıyor, Marmara ve Ege Bölgeleri'nde diğer bölgelere oranla düşüyor.         Tatil yapma oranı, gelir seviyesi düştükçe azalıyor. Yüksek gelir grubunun yüzde 23'ünün yaz tatili planı bulunmazken, bu oran düşük gelir grubunda yüzde 53'e çıkıyor. Bölgesel olarak tatile en uzak duran bölgenin Karadeniz Bölgesi olduğu gözleniyor.         Tatil için ortalama 802 liralık bütçe ayrılırken, yüksek gelir grubunda ortalama bütçe 968 liraya çıkıyor, düşük gelir gruplarında 705 liraya kadar iniyor. Kadınlar, yaz tatilleri için ortalama 776 lira ayırırken, erkeklerde ortalama bütçe 834 liraya kadar yükseliyor.         Yaz tatili için en fazla bütçe ayıran bölge halkı, ortalama 940 lira ile İç Anadolu Bölgesi iken, ortalama 667 lira ile Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi en düşük bütçeyi ayıran kesim oldu. Geçen yıl aynı dönem yapılan araştırmada tatile çıkan veya çıkma planı yapanların oranı yüzde 64, tatil süresi 1,7 hafta, ortalama bütçe 656 lira idi.
        
YURT DIŞINA ÇIKACAKLARIN ORANI YÜZDE 1
Katılımcıların yüzde 29'u tatilde evde oturacağını, yüzde 22'si yurt içinde tatil köyüne veya otele gideceğini, yüzde 21'i akrabalarının/tanıdıklarının yanına gideceğini belirtti. Yüzde 9'luk kesim, kendi yazlığını tercih edeceğini, yüzde 8'lik kesim çalışacağını ifade etti. Kampa gideceklerin oranı yüzde 4, yurt dışına çıkacakların oranı yüzde 1 oldu.         Kadın katılımcıların yüzde 33'ü, erkeklerin yüzde 26'sı tatillerini evde geçireceğini kaydetti. Kadınların yüzde 23'ü akrabalarını ziyarete gideceğini belirtirken, erkeklerde akraba ziyareti oranı yüzde 20'de kaldı.        Tatil köyüne gitmeyi planlayanların yüzde 25'lik kesimini erkekler, yüzde 20'lik kesimini kadınlar oluşturdu. Yaz tatili planlarında, akraba yanına gitme oranı 45 - 64 yaş aralığında artış gösterdi.
         
DENİZ, GÜNEŞ, KUMLA EN AZ İLGİLENENLER KARADENİZ BÖLGESİNDE
Yüzde 40 oranıyla Karadeniz Bölgesi'nde yaşayanların yaz tatilinde evde oturmayı en fazla planlayan kısım olurken, Karadeniz Bölgesini, yüzde 35 oranıyla Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri izledi. Evde oturmayan Karadenizliler köyüne veya akrabalarının yanına gideceğini söyledi.         Ege Bölgesi halkının tatilde kamp yapmaya tüm diğer bölgelerden daha meraklı olduğu görüldü. ''Yaz tatilimde kamp yapacağım'' diyenlerin ortalaması 3,8 iken, bu oran Ege Bölgesi'nde 8,1'e çıktı.  
Yaz tatilini yurt içi tatil köyü/otelde geçirme tercihi yüzde 33 ile en fazla İç Anadolu Bölgesi halkından geldi. Yurt dışı tatilini en çok tercih eden bölgeler, Doğu ve Güney Doğu Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri oldu.         Katılımcıların yüzde 32'si yaz tatilinin, ''deniz, güneş ve kumsal'', yüzde 25'i ''akraba ziyareti/köye gitmek'', yüzde 6'sı ''dinlenmek'', yüzde 5'i ''dağ, yayla, serinlik'', yüzde 4'ü ''yaşadığı şehrin sakinleşmesiyle şehrin tadını çıkarmak'' anlamına geldiğini belirtti.         Gelir seviyesi düştükçe, tatilin ifade ettiği kavram, deniz, güneş, kumdan akraba ziyaretine dönüyor. Karadeniz Bölgesi deniz, güneş, kumla en az ilgilenen, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi akraba ziyaretinden en fazla hoşlanan kesim oldu.
        
TATİLCİLERİN YÜZDE 33'Ü TATİLE OTOBÜSLE GİTMEYİ TERCİH EDİYOR
Yaz tatili planı yapanların, tatil alışverişi için yüzde 60 oranıyla giyecek satın alırken, giyeceği yüzde 7 ile kozmetik, yüzde 5 ile seyahat harcamaları, spor malzemesi, kitap/dergi alışverişi, yüzde 4 ile yiyecek, yüzde 3 ile elektronik alışverişi izliyor.        Tatilciler alışverişlerini sırasıyla alışveriş merkezlerinden, büyük mağaza/butiklerden, semt pazarlarından, outlet merkezleri ve mahalle mağazalarından yapıyor. Kadınların yüzde 20'si, erkeklerin yüzde 10'u semt pazarını tercih ettiğini kaydetti.         Tatilcilerin yüzde 33'ü tatile otobüsle, yüzde 28'i kendi arabasıyla, yüzde 3'ü uçakla, yüzde 2'si araba kiralayarak gideceğini söyledi. Yüksek gelir seviyesindeki katılımcılar daha çok kendi araçlarıyla gitmeyi, düşük gelir seviyesindekiler araba kiralamayı tercih ediyor. ntvmsnbc ve Ajanslar
Turizmde gözler önümüzdeki yılda
Seyahat Acenteleri Yöneticileri Derneği (SAYD) Başkanı Rafioğlu, 2011 yılının turizmde düze çıkış yılı olacağını söyledi.         ANTALYA - SAYD Başkanı Rafi Rafioğlu, bu turizm yılının çok iyi seyrettiğini ve hedeflere ulaşılacağını belirtti. Bu yılki turizm sezonunun geçen yıla göre de iyi olduğunu vurgulayan Rafioğlu, turizmcinin asıl rahatlayacağı yılın ise 2011 olacağını kaydetti. Rafioğlu, ''Bu yıl Antalya'ya gelecek turist sayısı 10 milyonu bulur. Ancak 2011 yılında Antalya'ya gelecek turist sayısı 11 milyonu aşar. 2011 yılı turizmcinin düze çıkış yılı olacak'' dedi.         2011 yılının, turizmin gerçek potansiyeline ulaşacağı yıl olacağına işaret eden Rafioğlu, Türk turizminin artık rayına oturduğunu, her geçen yıl bir önceki yıla göre artış yaşadığını bildirdi. Rafioğlu, 2011 yılının bugüne kadar kırılan rekorların üstünde bir sonuçla kapanacağını tahmin ettiklerini vurguladı.
        
''ANTALYA BÖLGESİNDE OTELLERDE BOŞ YER YOK''
Bu turizm sezonunda özellikle Antalya bölgesindeki otellerde yer kalmadığına da dikkati çeken Rafioğlu, ''2010 yılının yaz aylarında otellerde yer bulmak çok zor hale geldi. Turizmdeki bu ilgi Kasım ayına kadar sürer. Tur operatörleri 2011 anlaşmalarını yapıyorlar. 2011 yılının rezervasyonları şimdiden yapılmaya başlandı. Alınan rezervasyonlara bakıldığında 2011 yılının yeni bir rekor yılı olacağını görebiliyoruz'' diye konuştu.
         
''TÜM PAZARLARDA ARTIŞ OLACAK''
Türk turizminin her geçen gün daha da geliştiğini ifade eden Rafioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:         ''Türk turizmi her yıl daha da büyüyor. Avrupa, Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu gibi mevcut pazarlarımızdan gelen turist sayısındaki artışı sürüyor. Mevcut pazarların yanı sıra Doğu Asya ve Orta Doğu ülkelerinden gelecek turist sayısı da artacak. Özellikle Orta Doğu ülkelerinden beklenti çok yüksek. İran'ın yanı sıra Suriye, Katar, Dubai, Lübnan ve Ürdün gibi ülkelerden gelecek turist sayısının önemli oranlarda artması bekleniyor. Bu yıl kaybedilen İsrail pazarının ise yılın sonuna doğru yeniden eski haline gelmesi bekleniyor. 2011 yılında İsrail'den de gelecek turist sayısında da iyileşme olacak.'' Kaynak: NTV
2010-07-26 16:07:09
Seyahat Acenteleri Yöneticileri Derneği (SAYD) Başkanı Rafioğlu, 2011 yılının turizmde düze çıkış yılı olacağını söyledi.         ANTALYA - SAYD Başkanı Rafi Rafioğlu, bu turizm yılının çok iyi seyre
devamını okumak için tıklayınız.

Seyahat Acenteleri Yöneticileri Derneği (SAYD) Başkanı Rafioğlu, 2011 yılının turizmde düze çıkış yılı olacağını söyledi.         ANTALYA - SAYD Başkanı Rafi Rafioğlu, bu turizm yılının çok iyi seyrettiğini ve hedeflere ulaşılacağını belirtti. Bu yılki turizm sezonunun geçen yıla göre de iyi olduğunu vurgulayan Rafioğlu, turizmcinin asıl rahatlayacağı yılın ise 2011 olacağını kaydetti. Rafioğlu, ''Bu yıl Antalya'ya gelecek turist sayısı 10 milyonu bulur. Ancak 2011 yılında Antalya'ya gelecek turist sayısı 11 milyonu aşar. 2011 yılı turizmcinin düze çıkış yılı olacak'' dedi.         2011 yılının, turizmin gerçek potansiyeline ulaşacağı yıl olacağına işaret eden Rafioğlu, Türk turizminin artık rayına oturduğunu, her geçen yıl bir önceki yıla göre artış yaşadığını bildirdi. Rafioğlu, 2011 yılının bugüne kadar kırılan rekorların üstünde bir sonuçla kapanacağını tahmin ettiklerini vurguladı.
        
''ANTALYA BÖLGESİNDE OTELLERDE BOŞ YER YOK''
Bu turizm sezonunda özellikle Antalya bölgesindeki otellerde yer kalmadığına da dikkati çeken Rafioğlu, ''2010 yılının yaz aylarında otellerde yer bulmak çok zor hale geldi. Turizmdeki bu ilgi Kasım ayına kadar sürer. Tur operatörleri 2011 anlaşmalarını yapıyorlar. 2011 yılının rezervasyonları şimdiden yapılmaya başlandı. Alınan rezervasyonlara bakıldığında 2011 yılının yeni bir rekor yılı olacağını görebiliyoruz'' diye konuştu.
         
''TÜM PAZARLARDA ARTIŞ OLACAK''
Türk turizminin her geçen gün daha da geliştiğini ifade eden Rafioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:         ''Türk turizmi her yıl daha da büyüyor. Avrupa, Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu gibi mevcut pazarlarımızdan gelen turist sayısındaki artışı sürüyor. Mevcut pazarların yanı sıra Doğu Asya ve Orta Doğu ülkelerinden gelecek turist sayısı da artacak. Özellikle Orta Doğu ülkelerinden beklenti çok yüksek. İran'ın yanı sıra Suriye, Katar, Dubai, Lübnan ve Ürdün gibi ülkelerden gelecek turist sayısının önemli oranlarda artması bekleniyor. Bu yıl kaybedilen İsrail pazarının ise yılın sonuna doğru yeniden eski haline gelmesi bekleniyor. 2011 yılında İsrail'den de gelecek turist sayısında da iyileşme olacak.'' Kaynak: NTV