Otel Arama

ARA
Kriterlere Göre Ara

Haritada Ara

Haberler ve Duyurular

Büyükada Gala Otelde Balayı


Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi
 
Unutulmaz ve keyifli bir balayı için GALA HOTEL, yeni evli çiftleri Büyükada’ya davet ediyor. Cumartesi 350 TL, diğer günler 300 TL…..
 
Balayı paketine dahil olan hizmetler;
·       Delüks oda konaklama (Delüks odalar kendine ait açık terası olan, deniz manzaralı ferah odalardır)
·       Hoşgeldiniz kokteyli
·       Oda süsleme ve özel sürprizler
·       Odaya zengin kahvaltı servisi
·       Özel ev yapımı pasta ikramı
·       Geleneksel Türk Kahvesi ikramı
·       Özel çikolata ikramı
·       Odaya meyve sepeti ve şarap ikramı
·       Büyükada gezi kitapçığı
·       Konaklama süresince fotoğraf çekimi ve çekilen fotoğrafların hediye edilmesi
·       Geç çıkış imkanı
·       Ücretsiz internet erişimi
Oda Sayısı : 11
Kontak Kişi : Özlem Özen
Telefon 1 : +90 (216) 382 22 23
Telefon 2 :+90 (216) 382 22 23
Adres: Çankaya Cad. No : 3 Büyükada, İstanbul
Web Adresi : www.kucukoteller.com.tr/galaotelbuyukada
 

2013-04-26 17:03:48
Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi  ...
devamını okumak için tıklayınız.


Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi
 
Unutulmaz ve keyifli bir balayı için GALA HOTEL, yeni evli çiftleri Büyükada’ya davet ediyor. Cumartesi 350 TL, diğer günler 300 TL…..
 
Balayı paketine dahil olan hizmetler;
·       Delüks oda konaklama (Delüks odalar kendine ait açık terası olan, deniz manzaralı ferah odalardır)
·       Hoşgeldiniz kokteyli
·       Oda süsleme ve özel sürprizler
·       Odaya zengin kahvaltı servisi
·       Özel ev yapımı pasta ikramı
·       Geleneksel Türk Kahvesi ikramı
·       Özel çikolata ikramı
·       Odaya meyve sepeti ve şarap ikramı
·       Büyükada gezi kitapçığı
·       Konaklama süresince fotoğraf çekimi ve çekilen fotoğrafların hediye edilmesi
·       Geç çıkış imkanı
·       Ücretsiz internet erişimi
Oda Sayısı : 11
Kontak Kişi : Özlem Özen
Telefon 1 : +90 (216) 382 22 23
Telefon 2 :+90 (216) 382 22 23
Adres: Çankaya Cad. No : 3 Büyükada, İstanbul
Web Adresi : www.kucukoteller.com.tr/galaotelbuyukada
 

Star Gazetesi Çanakkale Yazımız & Otel Önerilerimiz

Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, arkeolojisi ve insanı büyüleyen doğal zenginliğiyle Türkiye’nin en kuzey batısındaki ilimiz Çanakkale. Ege ve Marmara Denizini birleştirerek, stratejik konumu gereği dünyanın en önemli boğazlarından birine sahip ilimiz dünyanın tarihini Troya ve 1. Dünya Savaşı ile değiştirerek tarih boyunca hep büyük önem taşımış. Geçen yıllara mirasına saygı duyarak uyum sağlayan, dünyanın dört bir yanından ağırladığı tüm misafirlerini etkileyen, deniz, kara veya hava ulaşamından birini tercih edip rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu güzel şehrimizde sizi keyifli bir yolculuğa çıkarıyoruz…

Çanakkale Otelleri: http://www.kucukoteller.com.tr/index.php?page=mod_otel_kategori&otlAra=%E7anakkale

2013-04-26 16:41:00
Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, a...
devamını okumak için tıklayınız.

Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, arkeolojisi ve insanı büyüleyen doğal zenginliğiyle Türkiye’nin en kuzey batısındaki ilimiz Çanakkale. Ege ve Marmara Denizini birleştirerek, stratejik konumu gereği dünyanın en önemli boğazlarından birine sahip ilimiz dünyanın tarihini Troya ve 1. Dünya Savaşı ile değiştirerek tarih boyunca hep büyük önem taşımış. Geçen yıllara mirasına saygı duyarak uyum sağlayan, dünyanın dört bir yanından ağırladığı tüm misafirlerini etkileyen, deniz, kara veya hava ulaşamından birini tercih edip rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu güzel şehrimizde sizi keyifli bir yolculuğa çıkarıyoruz…

Çanakkale Otelleri: http://www.kucukoteller.com.tr/index.php?page=mod_otel_kategori&otlAra=%E7anakkale

Alaçatı Sezona Bomba Gibi Başlıyor

“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !
 
Alaçatı bu yıl sezona muhteşem bir organizasyon ile; “Ot Festivali” ile bomba gibi giriş yaptı.. Binlerce ziyaretçi oluk oluk aktı şirin beldeye bu festival boyunca; Otlar yarıştı, onlarla yaratılan lezzetler gelenleri mest etti.
 
Artık Alaçatı için durmak yok, Önce 23 Nisan’ın Salı gününe denk gelmesi nedeniyle 19 -23 Nisan arası Alaçatı cıvıl cıvıl, uzun bir hafta sonuna hazırlanıyor..
 
Ardından 04 Mayısta Aya Yorgi’nin artık efsaneleşen “Day and Night “ Kulübü “Marrakech”  sezonu dev bir parti ile açıyor.
 
Durmak yok; Sonrasında hep birlikte 19 Mayıs Gençlik bayramını bayram tadında yaşıyoruz.
 
Mayıs ayının son etkinliği de Alaçatı’mıza çok yakışan “ Uçurtma Festivali”miz; 25-26 Mayıs 2013.
 
Bu tarihleri şimdiden ajandalarınıza yazın, planlarınızı yapın; Kurabiye Otel sizleri konuk etsin..
 
Keyif paylaştıkça çoğalır.
 
Alaçatı sizi ağırlamaya hazır….

Kurabiye Otel İletişim:

Kontak Kişi :Perihan Akbulut - M.Ali Akbulut
Telefon 1 :+90 232 716 0901
Telefon 2 :+90 541 273 0741
Adres: Hacı Memiş Mah. Mithatpaşa Cad. 2012 Sok. No:54 35950 Alaçatı / Çeşme İzmir
2013-04-22 13:15:31
“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !...
devamını okumak için tıklayınız.

“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !
 
Alaçatı bu yıl sezona muhteşem bir organizasyon ile; “Ot Festivali” ile bomba gibi giriş yaptı.. Binlerce ziyaretçi oluk oluk aktı şirin beldeye bu festival boyunca; Otlar yarıştı, onlarla yaratılan lezzetler gelenleri mest etti.
 
Artık Alaçatı için durmak yok, Önce 23 Nisan’ın Salı gününe denk gelmesi nedeniyle 19 -23 Nisan arası Alaçatı cıvıl cıvıl, uzun bir hafta sonuna hazırlanıyor..
 
Ardından 04 Mayısta Aya Yorgi’nin artık efsaneleşen “Day and Night “ Kulübü “Marrakech”  sezonu dev bir parti ile açıyor.
 
Durmak yok; Sonrasında hep birlikte 19 Mayıs Gençlik bayramını bayram tadında yaşıyoruz.
 
Mayıs ayının son etkinliği de Alaçatı’mıza çok yakışan “ Uçurtma Festivali”miz; 25-26 Mayıs 2013.
 
Bu tarihleri şimdiden ajandalarınıza yazın, planlarınızı yapın; Kurabiye Otel sizleri konuk etsin..
 
Keyif paylaştıkça çoğalır.
 
Alaçatı sizi ağırlamaya hazır….

Kurabiye Otel İletişim:

Kontak Kişi :Perihan Akbulut - M.Ali Akbulut
Telefon 1 :+90 232 716 0901
Telefon 2 :+90 541 273 0741
Adres: Hacı Memiş Mah. Mithatpaşa Cad. 2012 Sok. No:54 35950 Alaçatı / Çeşme İzmir
Kapadokyada Bahar! Argos in Cappadociadan size özel bahar promosyonu

Size özel bahar..

Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bahar keyfi yapmak isteyenlere müjde; Nisan ayında 3 gece ve üzeri konaklamalarda, kaya ve deluxe oda kategorilerinde %15, suite ve içinde özel havuzu bulunan splendid suite oda kategorilerinde %20 bahar indirimi yaptık. Bahar paketi alan konuklarımıza, argos in Cappadocia’daki konaklamaları sırasında arzu ettikleri bir günde, Seki Lounge’da gün batımında birer kadeh roze şarap da ikramları..


İletişim için:

Telefon 1: +90 384 219 31 30
Adres: Kayabaşı Sok. Uchisar / Nevşehir - Kapadokya
Web Adresi :

www.kucukoteller.com.tr/argosincappadocia

 

2013-04-19 13:08:33
Size özel bahar.. Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bah...
devamını okumak için tıklayınız.

Size özel bahar..

Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bahar keyfi yapmak isteyenlere müjde; Nisan ayında 3 gece ve üzeri konaklamalarda, kaya ve deluxe oda kategorilerinde %15, suite ve içinde özel havuzu bulunan splendid suite oda kategorilerinde %20 bahar indirimi yaptık. Bahar paketi alan konuklarımıza, argos in Cappadocia’daki konaklamaları sırasında arzu ettikleri bir günde, Seki Lounge’da gün batımında birer kadeh roze şarap da ikramları..


İletişim için:

Telefon 1: +90 384 219 31 30
Adres: Kayabaşı Sok. Uchisar / Nevşehir - Kapadokya
Web Adresi :

www.kucukoteller.com.tr/argosincappadocia

 

Haber Arşivi

Haberler ve Duyurular

7800 Çeşme de pilates flex ile yarım saatte forma girin

7800 Çeşme ’de pilates flex ile yarım saatte forma girin

7800 Çeşme Residences & Hotel’de pilates hocaları Pelin & Çetin Cin çifti eşliğinde body flex çubukları ile yapılan ve “pilates flex” olarak adlandırılan grup pilates dersleri başladı. 7800 Çeşme Beach Club’ın çimlerinde grupça yapılan plates flex dersleri ile yarım saatte forma girmek mümkün. Hergün sabah saatlerinde çimlerde grup olarak yapılan dersler, günboyu hem zindelik hem de esneklik kazandırıyor. Pilates flex için tatilde bile olsanız yarım saatinizi ayırmanız yeterli. (Tel: 0232 712 00 87)

2010-08-18 09:49:22
7800 Çeşme ’de pilates flex ile yarım saatte forma girin 7800 Çeşme Residences & Hotel’de pilates hocaları Pelin & Çetin Cin çifti eşliğinde body fle
devamını okumak için tıklayınız.

7800 Çeşme ’de pilates flex ile yarım saatte forma girin

7800 Çeşme Residences & Hotel’de pilates hocaları Pelin & Çetin Cin çifti eşliğinde body flex çubukları ile yapılan ve “pilates flex” olarak adlandırılan grup pilates dersleri başladı. 7800 Çeşme Beach Club’ın çimlerinde grupça yapılan plates flex dersleri ile yarım saatte forma girmek mümkün. Hergün sabah saatlerinde çimlerde grup olarak yapılan dersler, günboyu hem zindelik hem de esneklik kazandırıyor. Pilates flex için tatilde bile olsanız yarım saatinizi ayırmanız yeterli. (Tel: 0232 712 00 87)

Assosta dağ aldı, İnka ve Maya medeniyetlerini turizmle yaşatacak

Turizmde doğayla iç içe ve butik alternatifler sunan işletmeciler arasına katılan Tarık Ulusoy, Assos’ta aldığı dağ ile İnka ve Maya uygarlıklarını turizme taşıyacak.

Çanakkale Kazdağları’ndaki Çetmihan ve Manici Kasrı’yla, Şanlıurfa’daki Manici Şanlıurfa’nın da ortağı olan Ulusoy’un planı, bu dağda kendi köyünü kurup, doğal ortam sevenlere yeni bir yaşam alanı oluşturmak. Assos’a 35 kilometre uzaklıkta bulunan bir bölgede köylülerin 200 yıldır üzerinde hayvancılık yaptığı bir dağı satın alan Ulusoy, 10 milyon dolarlık yatırımla buraya 135 haneli bir köy kuracak. Köyün evleri İnka ve Maya medeniyetlerinin kullandığı teknikle kerpiç ve samanla inşa edilecek. Bunun için Meksikalı bir firmadan danışmanlık hizmeti almak için anlaşan Ulusoy, önce dağın eteklerinde bağ, nar ve elma bahçeleri oluşturacak.
11 milyon $’lık proje
Bu projenin yüzde 40’ına da Amsterdam’dan bir yatırımcının ortak olduğunu belirten Kazdağı Ltd. şirketinin ortaklarından Tarık Ulusoy, dağ için 1 milyon dolar, bu dağa yapılacak yatırıma da 10 milyon dolarlık bütçe ayırdıklarını açıkladı. Ulusoy, ayrıca şu bilgileri verdi:
“Dağ, 200 yıldır hayvancılık için kullanıldığı ve bugüne kadar hiç ekip biçilmemiş olduğu için organik tarıma çok uygun. Dağda kuracağımız köyde evlerin hepsi birbirinden farklı olacak ve otomobil girmeyecek. Köy içinden geçişler merdivenle olacak. Köyde ayrıca bir otel ve restoran olacak. Bağ bozumu, spor ve sanat aktivitelere, diyetisten grupları gibi özel aktivitelerle yılın 365 günü burası yaşayacak. Bu evleri ortalama 300 bin dolardan satmayı planlıyoruz.”
Tarkan da çok seviyor
Ünlü pop yıldızı Tarkan’ın da gözde tatil mekanı olarak bilinen Yeşilyurt Köyü’ndeki Manici Kasrı’nın sayısı artacak. Çetmihan Oteli’nin yanı sıra Manici Kasrı için de yeni yatırım planları bulunduğunu açıklayan Tarık Ulusoy, “Manici Kasrı’ndan geçen yıl Şanlıurfa’da açtık. İstanbul’da da bir otel planlıyoruz. Karaköy’de Uğurlu Han’ı, Manici Karaköy olarak hayata geçireceğiz.”
Yeşilyurt’ta evler turizme açılıyor
YEŞİLYURT Köyü’nde halen 5 butik otel bulunurken, Kazdağları’nın potansiyeline de dikkat çekiliyor. Bölgede eski evlerin satın alınarak butik otele dönüştürüldüğünü belirten Tarık Ulusoy,  “Köydeki yatak kapasitesi 120,  yakında 300’e çıkacak. Ayrıca yeni evler de işletmeye açılıyor. Öncülüğünü de biz yapıyoruz.” Hürriyet Ekonomi

2010-08-18 09:47:59
Turizmde doğayla iç içe ve butik alternatifler sunan işletmeciler arasına katılan Tarık Ulusoy, Assos’ta aldığı dağ ile İnka ve Maya uygarlıklarını turizme taşıyacak. Çan
devamını okumak için tıklayınız.

Turizmde doğayla iç içe ve butik alternatifler sunan işletmeciler arasına katılan Tarık Ulusoy, Assos’ta aldığı dağ ile İnka ve Maya uygarlıklarını turizme taşıyacak.

Çanakkale Kazdağları’ndaki Çetmihan ve Manici Kasrı’yla, Şanlıurfa’daki Manici Şanlıurfa’nın da ortağı olan Ulusoy’un planı, bu dağda kendi köyünü kurup, doğal ortam sevenlere yeni bir yaşam alanı oluşturmak. Assos’a 35 kilometre uzaklıkta bulunan bir bölgede köylülerin 200 yıldır üzerinde hayvancılık yaptığı bir dağı satın alan Ulusoy, 10 milyon dolarlık yatırımla buraya 135 haneli bir köy kuracak. Köyün evleri İnka ve Maya medeniyetlerinin kullandığı teknikle kerpiç ve samanla inşa edilecek. Bunun için Meksikalı bir firmadan danışmanlık hizmeti almak için anlaşan Ulusoy, önce dağın eteklerinde bağ, nar ve elma bahçeleri oluşturacak.
11 milyon $’lık proje
Bu projenin yüzde 40’ına da Amsterdam’dan bir yatırımcının ortak olduğunu belirten Kazdağı Ltd. şirketinin ortaklarından Tarık Ulusoy, dağ için 1 milyon dolar, bu dağa yapılacak yatırıma da 10 milyon dolarlık bütçe ayırdıklarını açıkladı. Ulusoy, ayrıca şu bilgileri verdi:
“Dağ, 200 yıldır hayvancılık için kullanıldığı ve bugüne kadar hiç ekip biçilmemiş olduğu için organik tarıma çok uygun. Dağda kuracağımız köyde evlerin hepsi birbirinden farklı olacak ve otomobil girmeyecek. Köy içinden geçişler merdivenle olacak. Köyde ayrıca bir otel ve restoran olacak. Bağ bozumu, spor ve sanat aktivitelere, diyetisten grupları gibi özel aktivitelerle yılın 365 günü burası yaşayacak. Bu evleri ortalama 300 bin dolardan satmayı planlıyoruz.”
Tarkan da çok seviyor
Ünlü pop yıldızı Tarkan’ın da gözde tatil mekanı olarak bilinen Yeşilyurt Köyü’ndeki Manici Kasrı’nın sayısı artacak. Çetmihan Oteli’nin yanı sıra Manici Kasrı için de yeni yatırım planları bulunduğunu açıklayan Tarık Ulusoy, “Manici Kasrı’ndan geçen yıl Şanlıurfa’da açtık. İstanbul’da da bir otel planlıyoruz. Karaköy’de Uğurlu Han’ı, Manici Karaköy olarak hayata geçireceğiz.”
Yeşilyurt’ta evler turizme açılıyor
YEŞİLYURT Köyü’nde halen 5 butik otel bulunurken, Kazdağları’nın potansiyeline de dikkat çekiliyor. Bölgede eski evlerin satın alınarak butik otele dönüştürüldüğünü belirten Tarık Ulusoy,  “Köydeki yatak kapasitesi 120,  yakında 300’e çıkacak. Ayrıca yeni evler de işletmeye açılıyor. Öncülüğünü de biz yapıyoruz.” Hürriyet Ekonomi

Bakan Günay: Turizm Doğu Karadeniz e kayacak

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin daha çok sıcak iklimi tercih ettiklerini söyleyerek, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yabancı turistleri Karadeniz'e yönlendirmeye başlıyacaklarını söyledi.
İki gün devam eden Ordu ili ziyaretleri kapsamında İHA'nın sorularını cevaplandıran Bakan Günay, Ege ve Akdeniz'deki gibi 'Mavi Tur' yerine Karadeniz'de 'Yeşil Tur' başlatacaklarını söyledi. Türkiye'ye gelenlerin çoğunun sıcak iklime, Akdeniz'e geldiğini, ancak son dönemde yeşil turizmin daha çok önem kazandığına dikkat çeken Bakan Günay, "Peki bu yeşil, yaylalar, denizle yeşilin iç içe geçtiği bu bölgenin alıcısı yok mu? Var. Şimdi Dünya'da yeni bir gelişme başladı bizim bölgemizde. Sadece kuzey ülkeleri değil, arap ülkeleri, körfez ülkeleri, Suriye buralardan da gelmeye başladılar ve onlar sıcak deniz kenarı değil, yeşil dağ başı, ağaç gölgesi arıyorlar. Şimdi ben Vali Bey söylüyor, arkadaşlarımdan öğreniyorum. 

Akkuş'a kendiliğinden körfez ülkelerinden kendiliğinden gelip o kötü evleri tutup yerleşen turistler olmaya başladı. Trabzon'a, Artvin'e kendiliğinden körfez ülkelerinden insanlar gelmeye başladılar" dedi.

"KARADENİZ KALKINACAK"

Kabinede görevli 4 bakanlıkla birlikte Karadeniz için kolları sıvadıklarını söyleyen Bakan Günay, "Karadeniz Bölgesi'nde turizmle ilgili bir mastır planı yapmaya çalışıyoruz. Yaylalarımızı sahile inmek zorunda kalmadan nasıl birbirine bağlarız, tabiatı bozmadan, doğayı bozmadan yeşili tahrip etmeden nasıl bir yayla güzergahı oluştururuz. Nasıl gençler bilecekler, Akdeniz'deki 'mavi tur' gibi, nasıl Karadeniz'e bir yeşil tur, yeşil yolculuk yapabiliriz. Şimdi bu konuda İstanbul ve Ankara'da çeşitli ön çalışmalar yaptık. İkizdere'de bir toplantı yapacağız Doğu Karadeniz Turizm Odaklı Kalkınma Projesi. Akdeniz'de oteller yapılırken insanlar gülüyorlardı bunlarda kim kalacak diye. Şimdi yaptıklarımızın meyvesi 5-10 yıl sonra görülecek. Çocuklarımız gurbete gitmeden bu yaylalarda lokanta, butik otel gibi çalışmalar yapsınlar ve ekmek yesinler. Sadece Antalya'ya 9 milyon turist geliyor. Mısır'a gelen turist kadar turist geliyor. Şimdi Karadeniz Bölgesi'nde de bunu yapmaya çalışıyoruz. Anadolu içlerindeki yaylamızı, doğamızı, ağacımızı, yemişimizi, balımızı öğretmeye ve turizmin oluşturacağı bereketten Anadolu işçimizi de yararlandırmaya çalışıyoruz. Antalya'ya, sadece Antalya'ya 9 milyon turist geliyor. Mısır'a gelen turist kadar sadece Antalya'ya geliyor. Antalya'ya 15 sene önce 1 milyon geliyordu. Şimdi Karadeniz'i buna getirmeye çalışacağız" diye konuştu.
Kaynak : IHA

2010-08-18 09:38:30
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin daha çok sıcak iklimi tercih ettiklerini söyleyerek, önümüzdeki 5 yıl i&cced
devamını okumak için tıklayınız.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin daha çok sıcak iklimi tercih ettiklerini söyleyerek, önümüzdeki 5 yıl içerisinde yabancı turistleri Karadeniz'e yönlendirmeye başlıyacaklarını söyledi.
İki gün devam eden Ordu ili ziyaretleri kapsamında İHA'nın sorularını cevaplandıran Bakan Günay, Ege ve Akdeniz'deki gibi 'Mavi Tur' yerine Karadeniz'de 'Yeşil Tur' başlatacaklarını söyledi. Türkiye'ye gelenlerin çoğunun sıcak iklime, Akdeniz'e geldiğini, ancak son dönemde yeşil turizmin daha çok önem kazandığına dikkat çeken Bakan Günay, "Peki bu yeşil, yaylalar, denizle yeşilin iç içe geçtiği bu bölgenin alıcısı yok mu? Var. Şimdi Dünya'da yeni bir gelişme başladı bizim bölgemizde. Sadece kuzey ülkeleri değil, arap ülkeleri, körfez ülkeleri, Suriye buralardan da gelmeye başladılar ve onlar sıcak deniz kenarı değil, yeşil dağ başı, ağaç gölgesi arıyorlar. Şimdi ben Vali Bey söylüyor, arkadaşlarımdan öğreniyorum. 

Akkuş'a kendiliğinden körfez ülkelerinden kendiliğinden gelip o kötü evleri tutup yerleşen turistler olmaya başladı. Trabzon'a, Artvin'e kendiliğinden körfez ülkelerinden insanlar gelmeye başladılar" dedi.

"KARADENİZ KALKINACAK"

Kabinede görevli 4 bakanlıkla birlikte Karadeniz için kolları sıvadıklarını söyleyen Bakan Günay, "Karadeniz Bölgesi'nde turizmle ilgili bir mastır planı yapmaya çalışıyoruz. Yaylalarımızı sahile inmek zorunda kalmadan nasıl birbirine bağlarız, tabiatı bozmadan, doğayı bozmadan yeşili tahrip etmeden nasıl bir yayla güzergahı oluştururuz. Nasıl gençler bilecekler, Akdeniz'deki 'mavi tur' gibi, nasıl Karadeniz'e bir yeşil tur, yeşil yolculuk yapabiliriz. Şimdi bu konuda İstanbul ve Ankara'da çeşitli ön çalışmalar yaptık. İkizdere'de bir toplantı yapacağız Doğu Karadeniz Turizm Odaklı Kalkınma Projesi. Akdeniz'de oteller yapılırken insanlar gülüyorlardı bunlarda kim kalacak diye. Şimdi yaptıklarımızın meyvesi 5-10 yıl sonra görülecek. Çocuklarımız gurbete gitmeden bu yaylalarda lokanta, butik otel gibi çalışmalar yapsınlar ve ekmek yesinler. Sadece Antalya'ya 9 milyon turist geliyor. Mısır'a gelen turist kadar turist geliyor. Şimdi Karadeniz Bölgesi'nde de bunu yapmaya çalışıyoruz. Anadolu içlerindeki yaylamızı, doğamızı, ağacımızı, yemişimizi, balımızı öğretmeye ve turizmin oluşturacağı bereketten Anadolu işçimizi de yararlandırmaya çalışıyoruz. Antalya'ya, sadece Antalya'ya 9 milyon turist geliyor. Mısır'a gelen turist kadar sadece Antalya'ya geliyor. Antalya'ya 15 sene önce 1 milyon geliyordu. Şimdi Karadeniz'i buna getirmeye çalışacağız" diye konuştu.
Kaynak : IHA

Bodrum Yeme İçme Adresleri

Balıkçısından İtalyan'ına, Bitez bahçelerinden Gümüşlük kıyılarına Bodrum'un tuzlu, ıslak ve güneş yorgunu ruhuna en çok yakışan beş bohem yeme&içme adresini Travel+Leisure sayfalarından huzurlarınıza taşıdık.
Palavra Balık
Bodrum merkeze 10 dakika uzaklıkta, Ortakent’te denizin sahille birleştiği noktaya atılan masalar üzerinde, ağaçların altında, arka bahçede yetişen organik sebzelerden yapılmış bir salata yediğinizi düşünün. Buna bir de Abbas Üstün’ün elinden çıkma muhteşem mezeleri, yöresel otları, hem daim taze bulundurulan balık çeşitlerini ve dinginliğin keyfini ekleyin. 
Ortakent Yahşi Beldesi
(0252) 35862 90
www.palavrabalik.com
Bağarası
Bitez’in mandalina bahçeleri arasında gizli ve İstanbul sosyetesinin sübyeli spagettisine pek rağbet ettiği bu kır lokantasının otoparkında lüks otomobilleri gördüğünüzde şaşırmayın. Mekan sahibi İsmail Girgin ile eşi Ümmühan Hanım, yerli Bodrum mutfağından yezzetleri, bağ evlerinin bahçesindeki 5-6 masada servis ediyor.
Pınarlı Caddesi 83, Bitez
(0252) 363 76 93
Tel Dolap
Gümüşlük’te Eski Karakaya köyü yolunda yaklaşık 1 km ilerledikten sonra sola toprak bir yol ayrılır. Bu yol üzerindeki Adalar Sitesi’nin hemen arkasında ise taş bir bina görürsünüz: Tel Dolap. Bilmeyenlerin pek uğramadığı Tel Dolap’ta, Gümüşlük koyundaki adalara karşı bir kadeh şarap içmek, yüksek sezonda Bodrum’un keşmekeşinden yorulanların yüreğine, en azından Bodrum merkezine geri adım atana dek, bir parça su serper. Güneşin batışını izler, içkinizi içer, ekolojik ve vejetaryen beslenme alışkanlıklarına uygun hazırlanmış menünün keyfini çıkarırsınız. Et ve balık düşkünlerini de mağdur etmeyen bu butik otelde birkaç gece geçirmeye niyetlenmeden önce, rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin.

Eski Karakaya Köyü Yolu, Gümüşlük
(0252) 394 37 29
Keramos Sanat Evi
Türkan ve Yüksel Güner çifti emekli olup Bodrum’a yerleştikten sonra, öğrencilik yıllarından beri haşır neşir oldukları seramik atölyelerini Gümüşlük'e taşımışlar. Keramos Sanat Evi, en alt kattaki atölyesi ve üst iki kattaki sergi salonlarıyla 500’den fazla eserin görülebileceği bir müze havasında. Üretkenliklerinden hiçbir şey kaybetmeyen çift, bugünlerde eylül ayında açacakları yeni serginin hazırlıkları içerisinde. Bodrum’a yolu düşen seramikseverler, önceden telefon ederek rengârenk çiçekler arasına gizlenmiş bu şirin atölyeyi ziyaret edebilir ve kapıları ziyaretçilere sonuna kadar açık atölyede üretim sürecine şahit olabilir.
Mindos Evleri (27 Evler) 20, Çukurbük, Gümüşlük
(0252) 388 69 36
Komodor Meze Evi
Manolya Komutan ve Ahmet Kunduz’un 34 yıldır beraber işlettiği Komodor Meze Evi, kış aylarında Bodrumluların ikinci adresi. 20 masası ve 60-70 kişilik kapasitesiyle yaz aylarında da konuklarını ağırlamaya devam eden restoranın menüsünü iki ortak hazırlıyor. Menüde taze balık çeşitleri ve yerel Bodrum yemeklerinin yanında, sarı mercimeği andıran özel bir bakla türü olan gambille ile yapılan ve üzerine kavrulmuş soğan, kırmızı biber ve pekmez dökülerek servis edilen fava; bir tür yabani sarımsak olan keçi körmen kullanılarak yapılan çingene salatası, kavurma ve ahtapot ızgaranın yanında; tarama, lakerda, çiroz ve yaprak ciğer de bulunuyor. Mekânın en belirleyici özelliği, her şeyin denizci usulü pişirilip sunulması ve uygun fiyatları.
Umurça Mahallesi Derviş Görgün Caddesi 23/c, Bodrum Merkez
(0252) 313 75 55
Deniz Aytekin
Temmuz 2010 Time Out Istanbul
Bu içerik Travel + Leisure dergisi Haziran 2010 sayısı Bodrum ekinden alınmıştır.

2010-08-16 15:54:07
Balıkçısından İtalyan'ına, Bitez bahçelerinden Gümüşlük kıyılarına Bodrum'un tuzlu, ıslak ve güneş yorgunu ruhuna en çok yakışan beş bohem yeme&içme
devamını okumak için tıklayınız.

Balıkçısından İtalyan'ına, Bitez bahçelerinden Gümüşlük kıyılarına Bodrum'un tuzlu, ıslak ve güneş yorgunu ruhuna en çok yakışan beş bohem yeme&içme adresini Travel+Leisure sayfalarından huzurlarınıza taşıdık.
Palavra Balık
Bodrum merkeze 10 dakika uzaklıkta, Ortakent’te denizin sahille birleştiği noktaya atılan masalar üzerinde, ağaçların altında, arka bahçede yetişen organik sebzelerden yapılmış bir salata yediğinizi düşünün. Buna bir de Abbas Üstün’ün elinden çıkma muhteşem mezeleri, yöresel otları, hem daim taze bulundurulan balık çeşitlerini ve dinginliğin keyfini ekleyin. 
Ortakent Yahşi Beldesi
(0252) 35862 90
www.palavrabalik.com
Bağarası
Bitez’in mandalina bahçeleri arasında gizli ve İstanbul sosyetesinin sübyeli spagettisine pek rağbet ettiği bu kır lokantasının otoparkında lüks otomobilleri gördüğünüzde şaşırmayın. Mekan sahibi İsmail Girgin ile eşi Ümmühan Hanım, yerli Bodrum mutfağından yezzetleri, bağ evlerinin bahçesindeki 5-6 masada servis ediyor.
Pınarlı Caddesi 83, Bitez
(0252) 363 76 93
Tel Dolap
Gümüşlük’te Eski Karakaya köyü yolunda yaklaşık 1 km ilerledikten sonra sola toprak bir yol ayrılır. Bu yol üzerindeki Adalar Sitesi’nin hemen arkasında ise taş bir bina görürsünüz: Tel Dolap. Bilmeyenlerin pek uğramadığı Tel Dolap’ta, Gümüşlük koyundaki adalara karşı bir kadeh şarap içmek, yüksek sezonda Bodrum’un keşmekeşinden yorulanların yüreğine, en azından Bodrum merkezine geri adım atana dek, bir parça su serper. Güneşin batışını izler, içkinizi içer, ekolojik ve vejetaryen beslenme alışkanlıklarına uygun hazırlanmış menünün keyfini çıkarırsınız. Et ve balık düşkünlerini de mağdur etmeyen bu butik otelde birkaç gece geçirmeye niyetlenmeden önce, rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin.

Eski Karakaya Köyü Yolu, Gümüşlük
(0252) 394 37 29
Keramos Sanat Evi
Türkan ve Yüksel Güner çifti emekli olup Bodrum’a yerleştikten sonra, öğrencilik yıllarından beri haşır neşir oldukları seramik atölyelerini Gümüşlük'e taşımışlar. Keramos Sanat Evi, en alt kattaki atölyesi ve üst iki kattaki sergi salonlarıyla 500’den fazla eserin görülebileceği bir müze havasında. Üretkenliklerinden hiçbir şey kaybetmeyen çift, bugünlerde eylül ayında açacakları yeni serginin hazırlıkları içerisinde. Bodrum’a yolu düşen seramikseverler, önceden telefon ederek rengârenk çiçekler arasına gizlenmiş bu şirin atölyeyi ziyaret edebilir ve kapıları ziyaretçilere sonuna kadar açık atölyede üretim sürecine şahit olabilir.
Mindos Evleri (27 Evler) 20, Çukurbük, Gümüşlük
(0252) 388 69 36
Komodor Meze Evi
Manolya Komutan ve Ahmet Kunduz’un 34 yıldır beraber işlettiği Komodor Meze Evi, kış aylarında Bodrumluların ikinci adresi. 20 masası ve 60-70 kişilik kapasitesiyle yaz aylarında da konuklarını ağırlamaya devam eden restoranın menüsünü iki ortak hazırlıyor. Menüde taze balık çeşitleri ve yerel Bodrum yemeklerinin yanında, sarı mercimeği andıran özel bir bakla türü olan gambille ile yapılan ve üzerine kavrulmuş soğan, kırmızı biber ve pekmez dökülerek servis edilen fava; bir tür yabani sarımsak olan keçi körmen kullanılarak yapılan çingene salatası, kavurma ve ahtapot ızgaranın yanında; tarama, lakerda, çiroz ve yaprak ciğer de bulunuyor. Mekânın en belirleyici özelliği, her şeyin denizci usulü pişirilip sunulması ve uygun fiyatları.
Umurça Mahallesi Derviş Görgün Caddesi 23/c, Bodrum Merkez
(0252) 313 75 55
Deniz Aytekin
Temmuz 2010 Time Out Istanbul
Bu içerik Travel + Leisure dergisi Haziran 2010 sayısı Bodrum ekinden alınmıştır.

Akdeniz Antalya Açık Hava Müzeleri

Akdeniz konumu ve sunduklarıyla yüzyıllar boyu pek çok medeniyetin evi olmuş. Likya, Roma, Bizans gibi antik kültürlerin zengin izleri Antalya'yı dev bir açık hava müzesine dönüştürüyor.

Aspendos
Aspendos’un sıradışı akusitiğiyle ünlü antik tiyatrosu, Yunan geleneğine uygun olarak bir tepede kurulu. Böylece sahnedeki sesler en üst sıralardan bile rahatça duyulabiliyor. Tiyatrodaki bir yazıtta, buranın İmparator Marcus Aurelius döneminde Aspendoslu mimar Zeno tarafından yapıldığı yazıyor. Zeno, seyircilerin güçlük çekmeden yerlerine oturabilmesi için merdivenleri giderek yayılan biçimde konumlandırmış. En alta orkestra seviyesinden başlayan merdiven sayısı on iken, bu sayı yukarıda diazomanın üst başlangıcında 21’e ulaşıyor. Tiyatroda ilk sıra senatörlere, yargıçlara ve büyükelçilere, ikinci sıra ise şehrin diğer ileri gelenlerine ayrılmış. Diğer kısımlar ise tüm vatandaşlara açıkmış. Antik kentin diğer kalıntıları, tiyatronun arkasında, akropolisin yukarısında kalıyor. Bu kalıntılar arasında bir bazilika, üç yanı evlerle çevrili agora, dükkanlar ve su kemerleri var.

(0242) 735 73 37
Belkıs Beldesi Serik
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30-17.00 arasında açık.
Perge
Perge’de kutsal sayılan tanrı ve tanrıçalar arasında Artemis’in yeri ayrı. Kazılarda bulunan birçok heykel ve rölyefin konusu Artemis. Antik kente gelenleri karşılayan ilk bina, Yunan-Roma geleneklerine uygun inşa edilmiş tiyatro. Tiyatronun en belirleyici özelliği, konusunu mitolojiden alan rölyefler. Rölyeflerin bir kısmı şarap tanrısı Dionysos’un  hayatını anlatıyor. Tiyatroyu kente bağlayan asfalt yolun sağında, eski çağlardan günümüze en iyi korunmuş stadyumlardan biri var. Perge’nin büyük bir kısmı surlarla çevrili. Surların dışında kalan gösterişli lahit, devrin varlıklı kadınlarından Plancia Magna'ya ait. Kentin kuzeyinden güneyine uzanan sütunlu yolun iki yakasında, arkalarında sıra sıra dükkanlar bulunan geniş portico’lar dizili. Yol, akropolisin ayağındaki anıt çeşme ile son buluyor. Şehir plancılığındaki titizliğiyle göz kamaştıran Perge'de kazılar 1946'dan beri sürüyor.

(0242) 426 27 48
Aksu
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Phaselis
Üç limanı, merkezi konumu ve orman bölgelerine yakınlığı nedeniyle M.Ö 690'da Rodos kolonisi olarak kurulan Phaselis'in esas kalıntıları askeri liman ile güney limanı birbirine bağlayan ana caddenin iki yanında bulunuyor. Geniş ana caddenin her iki yanında üçer basamakla çıkılan kaldırımlar var. Cadde ortalarda bir meydan oluşturduktan sonra güney limanına ulaşıyor. Düzgün taşla döşenen bu caddenin altında kanalizasyon ve drenaj sistemi var. Erken dönemlerde önemli bir liman kenti olan Phaselis, Selçuklular döneminde Alanya Limanı'na öncelik verilmesi nedeniyle önemini yitirmiş. Kalıntılara karşı deniz keyfi yapmak ve yeşillikler içinde bir antik kent gezisi yapmak için ideal.
(0242) 824 45 06
Tekirova Kemer 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Olympos   
Hellenistik dönemde kurulan Olympos, Likya birliğinin önde gelen altı şehrinden biri. Ufak bir derenin iki yanına yayılan antik kent kumsaldan da görülen bir akropole sahip. Tepedeki akropolün üzerindeki yapı kalıntıları Ortaçağ'da bir kale şekline sokulan surlardan kalma. Kentin girişindeki pencereli yapı ise hamam kalıntıları. Nehrin karlı yakasında tipik bir Roma mimarisi olan Olympos tiyatrosu yer alıyor. Tiyatrodan denize giden yolda bir Bizans bazilikası ve suruna rastlanıyor.

(0242) 892 13 25
Kumluca 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Patara
Apollon'un doğduğu yer olarak bilinen Patara, Likya'nın en önemli ve en eski şehirlerinden biri. Xanthos vadisinde denize açılan tek yer olması nedeniyle tarih boyunca önemini korumuş. Montesquieu'nun ‘mükemmel bir konfederasyon cumhuriyeti’ olarak tanımladığı Patara'nın yönetim biçiminin Amerika Birleşik Devletleri anayasasının temelini oluşturduğuna inanılıyor. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda anayasanın yıldönümü kutlamalarının 'Likya Demokratik Parlamento Binası' kalıntıları önünde yapılması söz konusu.

(0242) 843 50 18
Kalkan  
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Xanthos
Xanthos'u ilk defa 1838 yılında Ch. Fellows keşfetmiş, bu kişi bütün rölyefleri ve büyük mimari parçaları sökerek, Patara'ya yanaşan harp gemisiyle Londra'ya taşımış. Bugün Patara'dan götürülmüş birçok eser British Museum'un Likya salonunda sergileniyor. Harabelerin bir kısmı hâlâ gezilebilecek durumda.

(0242) 845 47 99
Kınık Beldesi, Kaş
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Myra
Önemli bir Likya kenti olan Myra kaya mezarlarıyla ünlü. Myra içinden geçen Demre Çayı deniz ticaretini geliştirmiş, kenti Likya Birliği'nin metropolisi haline getirmiş. Arap akınlarının verdiği tahribat sonrası Myra terk edilmiş ve eski çağlardaki niteliğini yitirmiş. Akropolde küçük taşlardan başka bir şey kalmamış. Roma Devri'nden şehir surları ve Hellenistik Devir’den kalma duvar yıkıntıları ayakta kalmış nadir kalıntılar. Neyse ki Myra'nın görkemli tiyatrosu oldukça sağlam bir biçimde günümüze kadar gelebilmiş. 

(0242) 871 68 21
Demre 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Termessos
Termessos, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik şehirlerinden. Güllük Dağı’nın tepesinde doğal bir platform üzerine kurulduğundan yağmadan kurtulmuş belli ki. Kente ulaşan zorlu yolda Termessosluların Kral Caddesi olarak isimlendirdikleri eski yolun yanı sıra Helenistik dönem istihkam duvarlarının, sarnıçların ve diğer birçok kalıntının bulunduğu meşhur Yenice Geçiti görülebiliyor. Agoranın hemen doğusundaki tiyatro, Helenistik ve Roma dönemlerinden izler taşıyor. Termessos’ta değişik büyüklüklerde ve çeşitlerde altı tapınak var. Şehrin güneybatısında sık ağaçların arasında saklanan lahit, Termessosluların ölülerini kıyafetleri, mücevherleri ve diğer aksesuarlarıyla birlikte gömdüğünün göstergesi.
(0242) 423 74 16
Döşemealtı Beldesi
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Aperlai
Aperlai'ye Kaş'tan ya da Üçağız'dan tekneyle ulaşmak en makul yol. Deniz kenarından başlayan görkemli surlar, Roma dönemindeki alanı çevreliyor. Surun dışındaki kalıntılar Bizans ve sonrası dönemlerden kalma.
(0242) 861 21 69
Finike 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Elif Eren
Temmuz 2010 Time Out Istanbul dan alınmıştır. 2010

2010-07-29 18:04:24
Akdeniz konumu ve sunduklarıyla yüzyıllar boyu pek çok medeniyetin evi olmuş. Likya, Roma, Bizans gibi antik kültürlerin zengin izleri Antalya'yı dev bir açık hava mü
devamını okumak için tıklayınız.

Akdeniz konumu ve sunduklarıyla yüzyıllar boyu pek çok medeniyetin evi olmuş. Likya, Roma, Bizans gibi antik kültürlerin zengin izleri Antalya'yı dev bir açık hava müzesine dönüştürüyor.

Aspendos
Aspendos’un sıradışı akusitiğiyle ünlü antik tiyatrosu, Yunan geleneğine uygun olarak bir tepede kurulu. Böylece sahnedeki sesler en üst sıralardan bile rahatça duyulabiliyor. Tiyatrodaki bir yazıtta, buranın İmparator Marcus Aurelius döneminde Aspendoslu mimar Zeno tarafından yapıldığı yazıyor. Zeno, seyircilerin güçlük çekmeden yerlerine oturabilmesi için merdivenleri giderek yayılan biçimde konumlandırmış. En alta orkestra seviyesinden başlayan merdiven sayısı on iken, bu sayı yukarıda diazomanın üst başlangıcında 21’e ulaşıyor. Tiyatroda ilk sıra senatörlere, yargıçlara ve büyükelçilere, ikinci sıra ise şehrin diğer ileri gelenlerine ayrılmış. Diğer kısımlar ise tüm vatandaşlara açıkmış. Antik kentin diğer kalıntıları, tiyatronun arkasında, akropolisin yukarısında kalıyor. Bu kalıntılar arasında bir bazilika, üç yanı evlerle çevrili agora, dükkanlar ve su kemerleri var.

(0242) 735 73 37
Belkıs Beldesi Serik
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30-17.00 arasında açık.
Perge
Perge’de kutsal sayılan tanrı ve tanrıçalar arasında Artemis’in yeri ayrı. Kazılarda bulunan birçok heykel ve rölyefin konusu Artemis. Antik kente gelenleri karşılayan ilk bina, Yunan-Roma geleneklerine uygun inşa edilmiş tiyatro. Tiyatronun en belirleyici özelliği, konusunu mitolojiden alan rölyefler. Rölyeflerin bir kısmı şarap tanrısı Dionysos’un  hayatını anlatıyor. Tiyatroyu kente bağlayan asfalt yolun sağında, eski çağlardan günümüze en iyi korunmuş stadyumlardan biri var. Perge’nin büyük bir kısmı surlarla çevrili. Surların dışında kalan gösterişli lahit, devrin varlıklı kadınlarından Plancia Magna'ya ait. Kentin kuzeyinden güneyine uzanan sütunlu yolun iki yakasında, arkalarında sıra sıra dükkanlar bulunan geniş portico’lar dizili. Yol, akropolisin ayağındaki anıt çeşme ile son buluyor. Şehir plancılığındaki titizliğiyle göz kamaştıran Perge'de kazılar 1946'dan beri sürüyor.

(0242) 426 27 48
Aksu
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Phaselis
Üç limanı, merkezi konumu ve orman bölgelerine yakınlığı nedeniyle M.Ö 690'da Rodos kolonisi olarak kurulan Phaselis'in esas kalıntıları askeri liman ile güney limanı birbirine bağlayan ana caddenin iki yanında bulunuyor. Geniş ana caddenin her iki yanında üçer basamakla çıkılan kaldırımlar var. Cadde ortalarda bir meydan oluşturduktan sonra güney limanına ulaşıyor. Düzgün taşla döşenen bu caddenin altında kanalizasyon ve drenaj sistemi var. Erken dönemlerde önemli bir liman kenti olan Phaselis, Selçuklular döneminde Alanya Limanı'na öncelik verilmesi nedeniyle önemini yitirmiş. Kalıntılara karşı deniz keyfi yapmak ve yeşillikler içinde bir antik kent gezisi yapmak için ideal.
(0242) 824 45 06
Tekirova Kemer 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Olympos   
Hellenistik dönemde kurulan Olympos, Likya birliğinin önde gelen altı şehrinden biri. Ufak bir derenin iki yanına yayılan antik kent kumsaldan da görülen bir akropole sahip. Tepedeki akropolün üzerindeki yapı kalıntıları Ortaçağ'da bir kale şekline sokulan surlardan kalma. Kentin girişindeki pencereli yapı ise hamam kalıntıları. Nehrin karlı yakasında tipik bir Roma mimarisi olan Olympos tiyatrosu yer alıyor. Tiyatrodan denize giden yolda bir Bizans bazilikası ve suruna rastlanıyor.

(0242) 892 13 25
Kumluca 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Patara
Apollon'un doğduğu yer olarak bilinen Patara, Likya'nın en önemli ve en eski şehirlerinden biri. Xanthos vadisinde denize açılan tek yer olması nedeniyle tarih boyunca önemini korumuş. Montesquieu'nun ‘mükemmel bir konfederasyon cumhuriyeti’ olarak tanımladığı Patara'nın yönetim biçiminin Amerika Birleşik Devletleri anayasasının temelini oluşturduğuna inanılıyor. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda anayasanın yıldönümü kutlamalarının 'Likya Demokratik Parlamento Binası' kalıntıları önünde yapılması söz konusu.

(0242) 843 50 18
Kalkan  
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Xanthos
Xanthos'u ilk defa 1838 yılında Ch. Fellows keşfetmiş, bu kişi bütün rölyefleri ve büyük mimari parçaları sökerek, Patara'ya yanaşan harp gemisiyle Londra'ya taşımış. Bugün Patara'dan götürülmüş birçok eser British Museum'un Likya salonunda sergileniyor. Harabelerin bir kısmı hâlâ gezilebilecek durumda.

(0242) 845 47 99
Kınık Beldesi, Kaş
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Myra
Önemli bir Likya kenti olan Myra kaya mezarlarıyla ünlü. Myra içinden geçen Demre Çayı deniz ticaretini geliştirmiş, kenti Likya Birliği'nin metropolisi haline getirmiş. Arap akınlarının verdiği tahribat sonrası Myra terk edilmiş ve eski çağlardaki niteliğini yitirmiş. Akropolde küçük taşlardan başka bir şey kalmamış. Roma Devri'nden şehir surları ve Hellenistik Devir’den kalma duvar yıkıntıları ayakta kalmış nadir kalıntılar. Neyse ki Myra'nın görkemli tiyatrosu oldukça sağlam bir biçimde günümüze kadar gelebilmiş. 

(0242) 871 68 21
Demre 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Termessos
Termessos, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik şehirlerinden. Güllük Dağı’nın tepesinde doğal bir platform üzerine kurulduğundan yağmadan kurtulmuş belli ki. Kente ulaşan zorlu yolda Termessosluların Kral Caddesi olarak isimlendirdikleri eski yolun yanı sıra Helenistik dönem istihkam duvarlarının, sarnıçların ve diğer birçok kalıntının bulunduğu meşhur Yenice Geçiti görülebiliyor. Agoranın hemen doğusundaki tiyatro, Helenistik ve Roma dönemlerinden izler taşıyor. Termessos’ta değişik büyüklüklerde ve çeşitlerde altı tapınak var. Şehrin güneybatısında sık ağaçların arasında saklanan lahit, Termessosluların ölülerini kıyafetleri, mücevherleri ve diğer aksesuarlarıyla birlikte gömdüğünün göstergesi.
(0242) 423 74 16
Döşemealtı Beldesi
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Aperlai
Aperlai'ye Kaş'tan ya da Üçağız'dan tekneyle ulaşmak en makul yol. Deniz kenarından başlayan görkemli surlar, Roma dönemindeki alanı çevreliyor. Surun dışındaki kalıntılar Bizans ve sonrası dönemlerden kalma.
(0242) 861 21 69
Finike 
Nisan-ekim aylarında 09.00-19.30, kasım-mart aylarında 08.30.17.00 arasında açık.
Elif Eren
Temmuz 2010 Time Out Istanbul dan alınmıştır. 2010

Beypazarı Çarşısı Ankara

Pusulalar kıyı kentlerini gösterirken Ankara'nın batısında 700 metre yükselikteki Beypazarı'na uğramayı ve 600 yıllık Beypazarı Çarşısı'nın atmosferini solumayı ihmal etmeyin.

Hititlerden bu yana pek çok uygarlığa yerleşim yeri olan Beypazarı, tarih boyunca Luwi, Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar’ın egemenliğinde kalmış köklü bir yerleşim yeri. Selçuklular döneminde, Bağdat - İstanbul yolu üzerindeki önemli merkezlerden biri olan kasaba, Germiyanoğlu Beyliği dönemde ise bügünkü Beytepe Mahallesi'nde kurulmakta olan büyük bir pazar nedeniyle Beypazarı olarak anılmaya başlamış. Bir dönem iç göçler nedeniyle eski hareketliliğini yitirse de, geçirdiği restorasyonlardan sonra bugün Orta ve Batı Anadolu'nun yeniden en renkli pazarı haline gelen Beypazarı Çarşısı, 6 asırdır varlığını koruyor. İpek Yolu üzerindeki konumu, doğal güzellikleri ve esintili yüksek rakımıyla sayfiye yeri olma özelliğini taşıyan Beypazarı’nın çarşısında özellikle el sanatlarına düşkün olanlar aradığını buluyor. 1884'deki büyük yangında kül olan çarşı, aslına uygun taş binalarıyla yeniden inşa edildi ve telkari işlemeciliği, bakırcılık, kalaycılık, demircilik, dericilik, kunduracılık, dokumacılık, yorgancılık, terzilik, marangozluk, saraçlık ve semercilik bu tarihi çarşıdaki faaliyet alanlarına devam etmeye başladı. Zaten çarşıdaki Dikiciler Sokağı, Demirciler Sokağı, Kuyumcular Sokağı, Şadırvan Sokağı, Bedesten Sokak, Hanlar Önü gibi sokak isimlerine dikkat edildiğinde burada her tür el işciliğinin uzmanlarının tezgah açtığı gözlerden kaçmıyor.

Almadan dönme 
Beypazarı'ndaki fırın ve pastanelerde göze çarpan ilk şey yöreye özgü, peksimet benzeri bir tür galeta olan ve kısaca 'kuru' diye adlandırılan ‘Beypazarı Kurusu’. Gezginler, çay saati gelenler, ilaç öncesi ağzına bir şey atmak isteyenler için lezzetli bir atıştırmalık olan ‘kuru’nun dayanıklılığı bir yılı buluyor. Eskiden Beypazarı'nda hemen her evde yapılan ve misafirlere ikram edilen Beypazarı Kurusu’nun tadına bir de burada bakmayı ve bavula birkaç paket atmayı ihmal etmeyin.
Buraya kadar gelmişken çarşının dikkat çeken telkâri işlerinin göz kırptığı tezgahlara sırtınızı dönmeyin; keza buradaki örnekler, işinin ehli ustaların elinden çıkıyor. Osmanlı döneminden bu yana usta - çırak ilişkisiyle günümüze kadar gelen yöreye özgü zanaatlardan biri olan telkâri, her ne kadar Mardin, Diyarbakır gibi kentlerle özdeşleşse de Beypazarı'nda asırlardır sürdürülüyor. Tel haline getirilmiş altın ve gümüşü bükerek biçim verme sanatı olan telkâri, yaklaşık üç asır önce ahilik yoluyla yöreye gelmiş ve yerel ustaların elinde farklı bir biçim kazanmış.
Buraya kadar gelmişken
Bu kadar köklü ve hanlarla bezeli bir yerleşim yerinde mutfak kültürünün köklü olmasına şaşmamalı. Saray mutfağından örneklerin halen yaşatıldığı Beypazarı’nda, 600 yıldır aynı şekilde üretilen tarhana, havuç lokumu ve cevizli sucuğun tadına bakın. Tamamı tescilli olan 80 katlı baklava, etli güveç, mumbar dolması, tatlı sucuk, havuç lokumu, damarsız ve ince kara üzüm yaprağına sarılan etli dolmasıyla Beypazarı’nın yöresel mutfağı oldukça meşhur. Menüde göreceğiniz ‘yalkı’, ‘bici’, ‘göce’, ‘perçem’, ‘yarımca’, ‘kartalaç’, ‘bazlama ekmeği’, ‘oğmaç’, ‘tohma’, ‘yarımca’, ‘uruş kapaması’, ‘ebesüt’ gibi bir kısmı Türk Patent Enstitüsü'ne kayıtlı yemekler arasında seçim yaparken zorlanabilirsiniz.Time Out Istanbul Ağustos 2010

2010-07-29 17:58:37
Pusulalar kıyı kentlerini gösterirken Ankara'nın batısında 700 metre yükselikteki Beypazarı'na uğramayı ve 600 yıllık Beypazarı Çarşısı'nın atmosferini solumayı ihmal etmeyin. Hiti
devamını okumak için tıklayınız.

Pusulalar kıyı kentlerini gösterirken Ankara'nın batısında 700 metre yükselikteki Beypazarı'na uğramayı ve 600 yıllık Beypazarı Çarşısı'nın atmosferini solumayı ihmal etmeyin.

Hititlerden bu yana pek çok uygarlığa yerleşim yeri olan Beypazarı, tarih boyunca Luwi, Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar’ın egemenliğinde kalmış köklü bir yerleşim yeri. Selçuklular döneminde, Bağdat - İstanbul yolu üzerindeki önemli merkezlerden biri olan kasaba, Germiyanoğlu Beyliği dönemde ise bügünkü Beytepe Mahallesi'nde kurulmakta olan büyük bir pazar nedeniyle Beypazarı olarak anılmaya başlamış. Bir dönem iç göçler nedeniyle eski hareketliliğini yitirse de, geçirdiği restorasyonlardan sonra bugün Orta ve Batı Anadolu'nun yeniden en renkli pazarı haline gelen Beypazarı Çarşısı, 6 asırdır varlığını koruyor. İpek Yolu üzerindeki konumu, doğal güzellikleri ve esintili yüksek rakımıyla sayfiye yeri olma özelliğini taşıyan Beypazarı’nın çarşısında özellikle el sanatlarına düşkün olanlar aradığını buluyor. 1884'deki büyük yangında kül olan çarşı, aslına uygun taş binalarıyla yeniden inşa edildi ve telkari işlemeciliği, bakırcılık, kalaycılık, demircilik, dericilik, kunduracılık, dokumacılık, yorgancılık, terzilik, marangozluk, saraçlık ve semercilik bu tarihi çarşıdaki faaliyet alanlarına devam etmeye başladı. Zaten çarşıdaki Dikiciler Sokağı, Demirciler Sokağı, Kuyumcular Sokağı, Şadırvan Sokağı, Bedesten Sokak, Hanlar Önü gibi sokak isimlerine dikkat edildiğinde burada her tür el işciliğinin uzmanlarının tezgah açtığı gözlerden kaçmıyor.

Almadan dönme 
Beypazarı'ndaki fırın ve pastanelerde göze çarpan ilk şey yöreye özgü, peksimet benzeri bir tür galeta olan ve kısaca 'kuru' diye adlandırılan ‘Beypazarı Kurusu’. Gezginler, çay saati gelenler, ilaç öncesi ağzına bir şey atmak isteyenler için lezzetli bir atıştırmalık olan ‘kuru’nun dayanıklılığı bir yılı buluyor. Eskiden Beypazarı'nda hemen her evde yapılan ve misafirlere ikram edilen Beypazarı Kurusu’nun tadına bir de burada bakmayı ve bavula birkaç paket atmayı ihmal etmeyin.
Buraya kadar gelmişken çarşının dikkat çeken telkâri işlerinin göz kırptığı tezgahlara sırtınızı dönmeyin; keza buradaki örnekler, işinin ehli ustaların elinden çıkıyor. Osmanlı döneminden bu yana usta - çırak ilişkisiyle günümüze kadar gelen yöreye özgü zanaatlardan biri olan telkâri, her ne kadar Mardin, Diyarbakır gibi kentlerle özdeşleşse de Beypazarı'nda asırlardır sürdürülüyor. Tel haline getirilmiş altın ve gümüşü bükerek biçim verme sanatı olan telkâri, yaklaşık üç asır önce ahilik yoluyla yöreye gelmiş ve yerel ustaların elinde farklı bir biçim kazanmış.
Buraya kadar gelmişken
Bu kadar köklü ve hanlarla bezeli bir yerleşim yerinde mutfak kültürünün köklü olmasına şaşmamalı. Saray mutfağından örneklerin halen yaşatıldığı Beypazarı’nda, 600 yıldır aynı şekilde üretilen tarhana, havuç lokumu ve cevizli sucuğun tadına bakın. Tamamı tescilli olan 80 katlı baklava, etli güveç, mumbar dolması, tatlı sucuk, havuç lokumu, damarsız ve ince kara üzüm yaprağına sarılan etli dolmasıyla Beypazarı’nın yöresel mutfağı oldukça meşhur. Menüde göreceğiniz ‘yalkı’, ‘bici’, ‘göce’, ‘perçem’, ‘yarımca’, ‘kartalaç’, ‘bazlama ekmeği’, ‘oğmaç’, ‘tohma’, ‘yarımca’, ‘uruş kapaması’, ‘ebesüt’ gibi bir kısmı Türk Patent Enstitüsü'ne kayıtlı yemekler arasında seçim yaparken zorlanabilirsiniz.Time Out Istanbul Ağustos 2010

Alaçatının öne çıkan mekânları 2010

Alaçatı'nın öne çıkan mekânları
Temmuz 2010 - Time Out Istanbul
Rüzgarın gücünü arkasına alan Alaçatı, hızla yazın gözde tatil beldelerinden biri oldu. Sörfçülere kucak açan denizinin yanı sıra şık otelleri ve stil sahibi yeme-içme mekânlarıyla da Alaçatı, gezginleri Ege'nin çekiciliğine yakışır biçimde ağırlıyor.
Agrilia
Agrilia, Alaçatı bugünkü şöhretine kavuşmadan evvel de vardı. 1998'de eski bir tütün deposunda kurulduğu günden itibaren bir klasiğe dönüştü, Alaçatı'yı da bambaşka bir yere dönüştürdü. Safranlı tulum, reçelli lor peyniri  gibi sıradışı tatlarla bezeli kahvaltısı çok meşhur.
(0232) 716 85 94
Kemalpaşa Caddesi 75, Alaçatı
Su'dan Restoran
130 yıllık taş binasının asırlık asma ağaçlarıyla gölgelenen bahçesinde beş yıldır hizmet veriyor Su'dan Restoran. Menü, Ege mutfak alışkanlıklarıyla farklı kültürlerin mutfaklarının deneysel bir harmanı. Deniz mahsülleri ile Ege otlarının bir arada kullanıldığı yemekler özel ilgiyi hak ediyor.

(0232) 716 77 97
Hacımemiş Mahallesi 2012 Sokak 22, Alaçatı
Yaya
Meyve ağaçlarıyla dolu kocaman bahçesiyle Yaya'nın, Alaçatı'nın en gözde mekânları arasına girmesi zor olmadı. İyi yemek ve kaliteli müzik de işin içine dahil olunca Yaya'nın  hatırısayılır bir müdavim kitlesi oluştu. Bu sene menüye odun fırınında pişmiş pizzalar ve ekmekler eklendi.
(0232) 716 76 53
Kemalpaşa Caddesi 86/A, Alaçatı
Orta Kahve
Sailors Otel Meydan'ın kaldırım kahvesi modundaki Orta Kahve'si dut ağaçlarının altında hoş bir ambiyans sunuyor. Orta Kahve, ayva yaprağı, gülfatma, karabaş otu gibi bitkilerden oluşan özel çayları, zeytinyağlı zengini kahvaltıları, limonatası ve sakızlı muhallebisiyle kendine has bir tarz oluşturmuş durumda.
(0232) 716 87 65
Kemalpaşa Caddesi 66, Alaçatı 

Şarabi
İstanbul'da ünlenen Şarabi, Alaçatı'ya yelken açtı. Menüsünde restoranın adına ilham kaynağı olan renkli şarap kavının yanında Akdeniz mutfağından hafif esintiler var. Beslenme uzmanlarınca hazırlanmış 'İnce Menü' formunu korurken damak tadından vazgeçmek istemeyenlere hitap ediyor.
(0232) 716 96 59
Yeni Mecidiye Mahallesi, Kemal Paşa Caddesi 107, Alaçatı 

Köşe Kahve
Damla sakızlı kahvesi, lavantalı limonatası, taptaze adaçayı, sır tarifli nefis tartları ile Alaçatı'da hoş ve özgün bir köşe sunuyor Köşe Kahve. Güleryüzlü çalışanları konukların da yüzünü güldürüyor. Denizden sonra yorgunluk atmak için bire bir.
(0232) 716 04 13
Kemalpaşa Caddesi 41/A, Alaçatı
Sefahathane
İstanbul gece hayatının uğraklarından Sefahathane yaz gelince bavulunu toplayıp Atlas Pasajı'ndan Alaçatı'ya göçüyor. Burası İstanbul'daki gibi ufak tefek bir mekân değil. Kocaman bir bahçesi, havuzu, bir de restoranı var. Akşam 16.00'dan sonra havuz başında kokteyl saati başlıyor.

(0232) 716 60 25
Yeni Mecidiye Mahallesi Kemalpaşa Caddesi 110, Alaçatı

15 Eylül Kıraathanesi
Adı öyle olsa da kıraathanelik günleri mazide kaldı. Artık 15 Eylül Kıraathanesi burgerleri ve makarnalarıyla nam salmış bir Alaçatı kafesi. Geç saatlere kadar eğlencelerin favorisi 'Yasak Elma' isimli kokteyl.
(0232) 716 03 28
Kemalpaşa Caddesi 47/A, Alaçatı
El Beso Restaurant & Bar
Alaçatı'nın taze mekânlarından El Beso, tek sezonda epey sükse yaptı. Öyle ki Alaçatı'dan İstanbul'a transfer olarak alışkanlıkları terse çevirdi. Akdeniz mutfağından oluşan geniş menüsü ve ev yapımı İtalyan dondurması 'gelato'ların bu başarıda payı büyük. Yemek saatleri bitince DJ performanslarıyla hareketlenen ortam da etkili tabii.
(0232) 716 85 90
Yenimecidiye Mahallesi Çamlıkuyu Sokak 2, Alaçatı
Maria’nın Bahçesi
Maria'nın Bahçesi, İstanbul’dan sonra 150 yıllık eski bir Rum evinde kapılarını açtı. Maria'nın Alaçatı'daki bahçesi portakal, limon ve nar ağaçlarıyla çevrili. Menü Alaçatı ruhuna uygun Ege lezzetleri ve dünya mutfağından seçkin yemeklerle dolu.

(0232) 716 05 75
Kemalpaşa Caddesi 1, Alaçatı

2010-07-29 17:56:35
Alaçatı'nın öne çıkan mekânları Temmuz 2010 - Time Out Istanbul Rüzgarın gücünü arkasına alan Alaçatı, hızla yazın gözde tatil beldelerinden
devamını okumak için tıklayınız.

Alaçatı'nın öne çıkan mekânları
Temmuz 2010 - Time Out Istanbul
Rüzgarın gücünü arkasına alan Alaçatı, hızla yazın gözde tatil beldelerinden biri oldu. Sörfçülere kucak açan denizinin yanı sıra şık otelleri ve stil sahibi yeme-içme mekânlarıyla da Alaçatı, gezginleri Ege'nin çekiciliğine yakışır biçimde ağırlıyor.
Agrilia
Agrilia, Alaçatı bugünkü şöhretine kavuşmadan evvel de vardı. 1998'de eski bir tütün deposunda kurulduğu günden itibaren bir klasiğe dönüştü, Alaçatı'yı da bambaşka bir yere dönüştürdü. Safranlı tulum, reçelli lor peyniri  gibi sıradışı tatlarla bezeli kahvaltısı çok meşhur.
(0232) 716 85 94
Kemalpaşa Caddesi 75, Alaçatı
Su'dan Restoran
130 yıllık taş binasının asırlık asma ağaçlarıyla gölgelenen bahçesinde beş yıldır hizmet veriyor Su'dan Restoran. Menü, Ege mutfak alışkanlıklarıyla farklı kültürlerin mutfaklarının deneysel bir harmanı. Deniz mahsülleri ile Ege otlarının bir arada kullanıldığı yemekler özel ilgiyi hak ediyor.

(0232) 716 77 97
Hacımemiş Mahallesi 2012 Sokak 22, Alaçatı
Yaya
Meyve ağaçlarıyla dolu kocaman bahçesiyle Yaya'nın, Alaçatı'nın en gözde mekânları arasına girmesi zor olmadı. İyi yemek ve kaliteli müzik de işin içine dahil olunca Yaya'nın  hatırısayılır bir müdavim kitlesi oluştu. Bu sene menüye odun fırınında pişmiş pizzalar ve ekmekler eklendi.
(0232) 716 76 53
Kemalpaşa Caddesi 86/A, Alaçatı
Orta Kahve
Sailors Otel Meydan'ın kaldırım kahvesi modundaki Orta Kahve'si dut ağaçlarının altında hoş bir ambiyans sunuyor. Orta Kahve, ayva yaprağı, gülfatma, karabaş otu gibi bitkilerden oluşan özel çayları, zeytinyağlı zengini kahvaltıları, limonatası ve sakızlı muhallebisiyle kendine has bir tarz oluşturmuş durumda.
(0232) 716 87 65
Kemalpaşa Caddesi 66, Alaçatı 

Şarabi
İstanbul'da ünlenen Şarabi, Alaçatı'ya yelken açtı. Menüsünde restoranın adına ilham kaynağı olan renkli şarap kavının yanında Akdeniz mutfağından hafif esintiler var. Beslenme uzmanlarınca hazırlanmış 'İnce Menü' formunu korurken damak tadından vazgeçmek istemeyenlere hitap ediyor.
(0232) 716 96 59
Yeni Mecidiye Mahallesi, Kemal Paşa Caddesi 107, Alaçatı 

Köşe Kahve
Damla sakızlı kahvesi, lavantalı limonatası, taptaze adaçayı, sır tarifli nefis tartları ile Alaçatı'da hoş ve özgün bir köşe sunuyor Köşe Kahve. Güleryüzlü çalışanları konukların da yüzünü güldürüyor. Denizden sonra yorgunluk atmak için bire bir.
(0232) 716 04 13
Kemalpaşa Caddesi 41/A, Alaçatı
Sefahathane
İstanbul gece hayatının uğraklarından Sefahathane yaz gelince bavulunu toplayıp Atlas Pasajı'ndan Alaçatı'ya göçüyor. Burası İstanbul'daki gibi ufak tefek bir mekân değil. Kocaman bir bahçesi, havuzu, bir de restoranı var. Akşam 16.00'dan sonra havuz başında kokteyl saati başlıyor.

(0232) 716 60 25
Yeni Mecidiye Mahallesi Kemalpaşa Caddesi 110, Alaçatı

15 Eylül Kıraathanesi
Adı öyle olsa da kıraathanelik günleri mazide kaldı. Artık 15 Eylül Kıraathanesi burgerleri ve makarnalarıyla nam salmış bir Alaçatı kafesi. Geç saatlere kadar eğlencelerin favorisi 'Yasak Elma' isimli kokteyl.
(0232) 716 03 28
Kemalpaşa Caddesi 47/A, Alaçatı
El Beso Restaurant & Bar
Alaçatı'nın taze mekânlarından El Beso, tek sezonda epey sükse yaptı. Öyle ki Alaçatı'dan İstanbul'a transfer olarak alışkanlıkları terse çevirdi. Akdeniz mutfağından oluşan geniş menüsü ve ev yapımı İtalyan dondurması 'gelato'ların bu başarıda payı büyük. Yemek saatleri bitince DJ performanslarıyla hareketlenen ortam da etkili tabii.
(0232) 716 85 90
Yenimecidiye Mahallesi Çamlıkuyu Sokak 2, Alaçatı
Maria’nın Bahçesi
Maria'nın Bahçesi, İstanbul’dan sonra 150 yıllık eski bir Rum evinde kapılarını açtı. Maria'nın Alaçatı'daki bahçesi portakal, limon ve nar ağaçlarıyla çevrili. Menü Alaçatı ruhuna uygun Ege lezzetleri ve dünya mutfağından seçkin yemeklerle dolu.

(0232) 716 05 75
Kemalpaşa Caddesi 1, Alaçatı

Kapadokya Dünya Kültür Mirası Listesinde

Geçmişten günümüze 10 farklı uygarlığa ev sahipliği yapmış Kapadokya, 429 tescilli yapısı ve 64 SİT alanıyla Dünya Kültür Mirası listesinde.
DEVAMI

Yılın dört mevsimi, Kapadokya mevsimi. Bembeyaz karla örtülüyken de bağbozumunu müjdeleyen sonbaharda da güzel Kapadokya. Bu güzelliğin zirvesi Uçhisar. Sadece mecazi anlamda değil, Kapadokya'yı en tepeden görmek için tırmanılacak yegane yer, Hititler döneminde dev bir kayaya oyulmuş Uçhisar Kalesi. Tırmanış yorucu da olsa manzaraya değer. Uçhisar'ın Güvencinlik Vadisi'nde sabah yürüyüşlerine güvercinler rehberlik ediyor. Şansı olanlar ağaçkakanlara da rastlıyor.
Günleri değerlendirmek için alternatifler çok olsa da Uçhisar'da asla kaçırılmaması gereken bir macera var. O da balonla Kapadokya turu. Rüzgar, Kapadokya'yı dünyanın balonla seyahate en uygun yerlerinden biri olmayı bahşetmiş. Bir ila bir buçuk saat arası süren balon turlarına her yıl, çoğunluğu yabancı, 70 ile 80 bin arası turist katılıyor. Gündoğumunda göğe yükselen rengarenk balonlarla 'Güzel Atlar Ülkesi'ni boydan boya geçtikten sonra şampanyalar patlıyor.

Kapadokya'nın ismini Pers dilinde 'Güzel Atlar Ülkesi' anlamına gelen bir sözcükten aldığı söylenir, bazıları ise bu fikre şiddetle karşı çıkar. Varsın olsun, bu şairane varsayım Kapadokya'ya çok yakışıyor.
Göreme, Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden. Bugünse peribacalarının içine kurulmuş evlerden oluşan, ikibin kişilik bir kasaba. Meşhur Göreme halı ve kilimlerini yöresel dükkanlarda görenlerin bu el yapımı halılara aşık olmaması ne mümkün?
Göreme Açık Hava Müzesi, Hristiyanlar için tarihi öneme sahip kutsal bir din merkezi. Kiliseleri ve manastırlarıyla yedinci yüzyıldan onbirinci yüzyıla kadar olan dönemin Hristiyan mimarisini özetliyor. Peribacalarının en yoğun olduğu Zelve ise dokuzuncu ve onüçüncü yüzyıllar arasında Hristiyanların önemli yerleşim merkezlerinden biri olmuş. Üç vadili Zelve'deki Direkli Kilise buradaki manastır hayatının ilk yıllarından kalma.

Kızılırmak kenarına kurulu Avanos, Kapadokya gezilerinin olmazsa olmaz durağı. Avanos'u meşhur kılan Kızılırmak'ın kırmızı çamurundan yapılma çanak çömlekleri. Bu sanatın 7000 yıllık bir mazisi var, ucu ta Hitit uygarlığına dayanıyor. Kasabanın ara sokakları çanak çömlek atölyeleriyle dolu. Atölyeler ise içlerinde gizli sanatçıyı ortaya çıkarmak için tezgaha oturup, ellerini kırmızı çamura bulamış gezginlerle...
Ürgüp, zihinlerdeki Kapadokya'nın en popüler imgesi, şapkalı peribacalarının memleketi. Kiliseden kervansaraya bolca tarihi eser ve kayalara oyulmuş evleri Ürgüp'ü daha da zenginleştiriyor. Tabi bir de enfes şarabı. Kapadokya'nın meşhur şaraplarının çoğu Ürgüp'ten çıkma. Eylül ayında başlayıp Ekim sonlarına dek süren bağbozumu, yörenin en çok ziyaretçi ağırladığı dönem. Bağbozumu dışında da Kapadokya'nın tüflü topraklarının üzüme verdiği ayrıcalığı, tadıyla ve kokusuyla taşıyan şarapların tadına bakmadan bu toprakları terk etmek büyük kayıp olur.

Kapadokya'nın dozunda bir tedirginlikle beraber sonsuz bir zevk veren bir diğer aktivitesi yeraltı şehirlerini gezmek. Hristiyanların Roma ve Arap zulmünden korunmak için yumuşak tüf kayalara oydukları yeraltı şehirlerinin en meşhuru Nevşehir'in 19 kilometre batısındaki Kaymaklı. Antik adıyla Enegüb. Kaymaklı Kalesi'nin altına oyulmuş sekiz katlı yeraltı şehrinin dört katı ziyarete açık. Bu yeraltı şehrinin kasabadaki bütün evlere gizli tünellerle bağlandığını bilmek dehşet verici. Kaymaklı'ya adını veren meşhur kurutulmuş kaymağı. Balla, şerbetle tatlandırılan kuru kaymak kahvaltıların baş tacı. Kaymaklı'ya dokuz kilometre uzaklıktaki Derinkuyu bir başka yeraltı şehri. Sekizinci kata kadar inen dar koridorları her an nefessiz kalacak gibi hissettiriyor. Ama yuvarlak taştan kapılar aslında özel ve kusursuz işleyen bir havalandırma sistem. Kısacası endişeye mahal yok. Yoğun aksiyondan sonra hâlâ enerjisi olanlar Derinkuyu'dan sonra Ihlara Vadisi'ne; olmayanlar güç toplamak üzere Kapadokya'nın dillere destan zenginlikteki mutfağını keşfetmeye buyursunlar. Testi kebabı, çömlekte pişmiş kurufasülye, söğürme, sac kavurma, güveç... Ne yenirse yiyin, yanında tandır ekmeği ve buz gibi yayık ayranı istemeyi ihmal etmeyin. Time Out Istanbul - Elif Eren

2010-07-29 17:32:33
Geçmişten günümüze 10 farklı uygarlığa ev sahipliği yapmış Kapadokya, 429 tescilli yapısı ve 64 SİT alanıyla Dünya Kültür Mirası listesinde. DEVAMI Yılın d&oum
devamını okumak için tıklayınız.

Geçmişten günümüze 10 farklı uygarlığa ev sahipliği yapmış Kapadokya, 429 tescilli yapısı ve 64 SİT alanıyla Dünya Kültür Mirası listesinde.
DEVAMI

Yılın dört mevsimi, Kapadokya mevsimi. Bembeyaz karla örtülüyken de bağbozumunu müjdeleyen sonbaharda da güzel Kapadokya. Bu güzelliğin zirvesi Uçhisar. Sadece mecazi anlamda değil, Kapadokya'yı en tepeden görmek için tırmanılacak yegane yer, Hititler döneminde dev bir kayaya oyulmuş Uçhisar Kalesi. Tırmanış yorucu da olsa manzaraya değer. Uçhisar'ın Güvencinlik Vadisi'nde sabah yürüyüşlerine güvercinler rehberlik ediyor. Şansı olanlar ağaçkakanlara da rastlıyor.
Günleri değerlendirmek için alternatifler çok olsa da Uçhisar'da asla kaçırılmaması gereken bir macera var. O da balonla Kapadokya turu. Rüzgar, Kapadokya'yı dünyanın balonla seyahate en uygun yerlerinden biri olmayı bahşetmiş. Bir ila bir buçuk saat arası süren balon turlarına her yıl, çoğunluğu yabancı, 70 ile 80 bin arası turist katılıyor. Gündoğumunda göğe yükselen rengarenk balonlarla 'Güzel Atlar Ülkesi'ni boydan boya geçtikten sonra şampanyalar patlıyor.

Kapadokya'nın ismini Pers dilinde 'Güzel Atlar Ülkesi' anlamına gelen bir sözcükten aldığı söylenir, bazıları ise bu fikre şiddetle karşı çıkar. Varsın olsun, bu şairane varsayım Kapadokya'ya çok yakışıyor.
Göreme, Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden. Bugünse peribacalarının içine kurulmuş evlerden oluşan, ikibin kişilik bir kasaba. Meşhur Göreme halı ve kilimlerini yöresel dükkanlarda görenlerin bu el yapımı halılara aşık olmaması ne mümkün?
Göreme Açık Hava Müzesi, Hristiyanlar için tarihi öneme sahip kutsal bir din merkezi. Kiliseleri ve manastırlarıyla yedinci yüzyıldan onbirinci yüzyıla kadar olan dönemin Hristiyan mimarisini özetliyor. Peribacalarının en yoğun olduğu Zelve ise dokuzuncu ve onüçüncü yüzyıllar arasında Hristiyanların önemli yerleşim merkezlerinden biri olmuş. Üç vadili Zelve'deki Direkli Kilise buradaki manastır hayatının ilk yıllarından kalma.

Kızılırmak kenarına kurulu Avanos, Kapadokya gezilerinin olmazsa olmaz durağı. Avanos'u meşhur kılan Kızılırmak'ın kırmızı çamurundan yapılma çanak çömlekleri. Bu sanatın 7000 yıllık bir mazisi var, ucu ta Hitit uygarlığına dayanıyor. Kasabanın ara sokakları çanak çömlek atölyeleriyle dolu. Atölyeler ise içlerinde gizli sanatçıyı ortaya çıkarmak için tezgaha oturup, ellerini kırmızı çamura bulamış gezginlerle...
Ürgüp, zihinlerdeki Kapadokya'nın en popüler imgesi, şapkalı peribacalarının memleketi. Kiliseden kervansaraya bolca tarihi eser ve kayalara oyulmuş evleri Ürgüp'ü daha da zenginleştiriyor. Tabi bir de enfes şarabı. Kapadokya'nın meşhur şaraplarının çoğu Ürgüp'ten çıkma. Eylül ayında başlayıp Ekim sonlarına dek süren bağbozumu, yörenin en çok ziyaretçi ağırladığı dönem. Bağbozumu dışında da Kapadokya'nın tüflü topraklarının üzüme verdiği ayrıcalığı, tadıyla ve kokusuyla taşıyan şarapların tadına bakmadan bu toprakları terk etmek büyük kayıp olur.

Kapadokya'nın dozunda bir tedirginlikle beraber sonsuz bir zevk veren bir diğer aktivitesi yeraltı şehirlerini gezmek. Hristiyanların Roma ve Arap zulmünden korunmak için yumuşak tüf kayalara oydukları yeraltı şehirlerinin en meşhuru Nevşehir'in 19 kilometre batısındaki Kaymaklı. Antik adıyla Enegüb. Kaymaklı Kalesi'nin altına oyulmuş sekiz katlı yeraltı şehrinin dört katı ziyarete açık. Bu yeraltı şehrinin kasabadaki bütün evlere gizli tünellerle bağlandığını bilmek dehşet verici. Kaymaklı'ya adını veren meşhur kurutulmuş kaymağı. Balla, şerbetle tatlandırılan kuru kaymak kahvaltıların baş tacı. Kaymaklı'ya dokuz kilometre uzaklıktaki Derinkuyu bir başka yeraltı şehri. Sekizinci kata kadar inen dar koridorları her an nefessiz kalacak gibi hissettiriyor. Ama yuvarlak taştan kapılar aslında özel ve kusursuz işleyen bir havalandırma sistem. Kısacası endişeye mahal yok. Yoğun aksiyondan sonra hâlâ enerjisi olanlar Derinkuyu'dan sonra Ihlara Vadisi'ne; olmayanlar güç toplamak üzere Kapadokya'nın dillere destan zenginlikteki mutfağını keşfetmeye buyursunlar. Testi kebabı, çömlekte pişmiş kurufasülye, söğürme, sac kavurma, güveç... Ne yenirse yiyin, yanında tandır ekmeği ve buz gibi yayık ayranı istemeyi ihmal etmeyin. Time Out Istanbul - Elif Eren

Akvaryum Otel Acildi


Bozcaada, şehir merkezinden, yani limandan 7 km uzaklıkta, adanın güneydoğusunda, en güzel koylarından biri olan, akvaryum koyunun içinde bulunan, Akvaryum Otel konuklarımız için dünyada nefes alınabilecek nadir yerlerden biri.

Akvaryum Otel bulunduğu ortam itibari ile nefis bir doğanın tam ortasında yer alıyor.Yaz - kış konuklarımızı ağırlayabilmek için her türlü donanıma sahip olarak 2010 yazında yenilenerek hizmete açıldı. Oteli oluştururken doğa ile uyumu için oldukça çaba sarfederek, içine girdikçe farkedeceğiniz küçük, büyük detaylarla gerçekten çok uğraştık.

Otelimizde bulunan herşey siz konuklarımız rahat etsin diye özel olarak tasarlandı. Binalarımız herbiri el işi olan masif taş olarak gözünüze çarpacak. Her odanın önünde bulunan teraslarımızın tabanı seramik sanatçısı Şahin Paksoy tarafından özel olarak toprak pişirilerek yapıldı. Tüm ortak kullanım alanlarımız, basamaklarımız ve odalarımızın balkonu Paksoy tarafından yapılan terra cottolar ile kaplandı. Çıplak ayakla gezdiğinizde toprağa bastığınızı hissedeceksiniz.

15 adet odamız var ve en fazla 36 misafir ağırlayabiliyoruz.Her türlü toplantı, aktivite ve workshop çalışmaları için uygun alanlarımız ve ekipmanlarımız var.
Odalarımız2, 3 ve 4 kişinin rahatlıkla konaklayabileceği şekilde hazırlandı. Odalarımızdan eşine kolay rastlanamayacak bir manzara izleyebilir, güneşlenebilir ve keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Odalarımızın hepsinde banyo, tuvalet, teras veya balkon, klima, saç kurutma makinası gibi temel ihtiyaçlar olduğu gibi kimisinde küvet, jakuzi ve şömine gibi ekstra özellikler de mevcuttur.

Evcil hayvanlarınızı, diğer konuklarımızı (seven var, sevmeyen var) rahatsız etmediği sürece, seve seve kabul ediyoruz.

Akvaryum Otelin herköşesinde ve odalarınızın terasında ada şarabı yudumlayarak gökyüzünü ve yıldızları seyretmek gerçekten görmeden anlaşılamayacak bir durum.

Koyları gördükten sonra pişman olmamak için, gelirken, palet, maske ve şnorkel getirmeyi unutmayın.Merkezde bisiklet kiralayarak veya kendi bisikletinizi getirerek bisiklet gezileri yapabilirsiniz. Harika bir bisiklet parkuru var Bozcaada'da. Eğer fotoğraf ile ilgileniyorsanız burada coğrafya çok uygun. Portrelerde coğrafyadan aşağıya kalmayacak güzellikte. Ada merkezinde birşeyler içerek, güzel müzik dinleyip, dans edebileceğiniz mekanlar Bozcaada gece hayatına akmak isteyenler için her zaman var...

Genelde rezervasyon ile çalışıyoruz, kapıdan gelip yer bulabilmeniz oldukça zor; bizden söylemesi...


BOZCAADA'DA ALTERNATİF BİR KONAKLAMA
Her gece yıldızların vitrine çıktığı Akvaryum Otel, cenneti, dünyanın en güzel adasında arayanlar için mükemmel bir adres olarak, Bozcaada 'da sizleri bekliyor.

Etrafta başka hiçbir şeyin olmadığı büsbütün ıssız bir coğrafyada, Bozcaada'nın güneybatı ucunda +,- 3 km'sinde başka bir yerleşim yeri olmayan, taş, kekikler ve pırnar bitkileriyle çepeçevre sarılı, özenli, nefis taşlarla ve birazcık mavi - beyaz ile harmanlanmış, medeni, sıcak ve son derece sade şıklıktaki otelimizde gerçek bir ege adası tatili yapabilirsiniz. Akvaryum Otel tüm dünyadaki örnekleri ile karşılaştırıldığında gerçekten benzersiz bir yer.Sessiz sakin tatil yapılabilecek, yalnız kalınabilecek, gerçekten dinlenilip arınılabilecek samimi bir ortam hazırladık.

Bozcaada'nın en özel noktalarından birisi olan Akvaryum Koyu 'nda bulunan küçük otelimizde, şahane bir denizden ve harika bir trekking alanından istifade edebilirsiniz. Muhteşem manzara da cabası... Sualtı sporları ile ilgilenenler için koy, her türlü dalış açısından da mükemmel bir yer.

Gece gökyüzünün muhteşem bir şekilde gözlenebileceği bir yerdeyiz aynı zamanda.Etrafta hiçbir ışık kirliliği yok ve bir teleskobumuz var. Çoğu gece hep birlikte müthiş gökyüzünü izliyoruz. Ayrıca dolunay zamanı gece yarısı sadece ay ışığıyla gazete okumanın mümkün olduğunu görebileceğiniz dünya üzerinde bulunan ender yerlerden biri burası.

Bozcaada başka bir deyişle Tenedos, bir kaç yıl öncesine kadar temiz badanalı ve nispeten kalınabilir bir oda bulabilmek için çabalanan bir ada iken, artık otel, pansiyon kısaca konaklama açısından gün geçtikçe farklı seçeneklerin bir arada sunulduğu, bu anlamda oldukça zengin, bir ada haline geldi. Akvaryum Otel ise konuklarına medeni işletme anlayışı, bulunduğu konum, hazırladığı nefis ortam, doğası ve doğallığı ile diğer tüm tesisler içinde kuruluşundan itibaren yani 8 senedir, "gerçekten" farklı bir seçenek sunuyor. Özetle tatil anlayışınızda köklü değişikliklere yol açmayı, zaman ve mekan kavramını unutabileceğiniz bir tatili vaat ediyoruz.

Her detayıyla özel olarak ilgilenilmiş, en küçük ayrıntılara kadar müthiş sanatçılar tarafından hazırlanan malzemelerin kullanıldığı, geldiğiniz andan itibaren kendinizi rahat ve başka hissedeceğiniz bir mekan yarattık. Bu çalışma tam iki yıl sürdü ama nihayet bitti. Eski yerimizi bilen ve kullanan dostlarımızın, şimdi gördükleri mekan için hissettikleri şeyin tanımı; gerçekten tüm dünyaya örnek olacak müthiş bir değişim oldu...

Değişim...

ilk duyulduğunda ürküten bir kelime.
Bir yere gidip sevdiğimizde başkalarıyla paylaşmaktan çekiniriz.
Kalabalık olur, çok duyulur, değişir, her zamanki zevki alamayız diye endişeleniriz.
Ama değişmek zorunda olan bazı yerler vardır, özünde aynı kalacağını bildiğimiz.

Biz, Berna ve Deniz Pak 2002 yılında evlenip, adamıza yerleştik.
Akvaryum koyunda ıssızlığın, sonsuzluğun ortasında 6 odalı, elektriksiz, odası, mobilyası hayli primitif, mumlarla aydınlandığımız, sessiz, sakin ve huzurlu, küçük, mavi-beyaz pansiyonumuzu açmış ve 8 yıl boyunca sizlerle birlikte medeniyetten uzak cennetimizde çok güzel günler geçirmiştik.

Peki ne değişti?
Çok şey ve hiçbir şey...

Öncelikle, artık bir pansiyon değil, otel oldu.

15 odayla hizmet vermeye başladı.
Odaları, banyoları primitif değil, hayli rahat, geniş ve konforlu oldu.
Kimi odalarda şömine, kimisinde jakuzi, kiminde de her ikisi birden oldu.
Oda girişleri çini mozaiklerle, oda içleri parkelerle süslendi.Avlular, balkonlar ve ortak alanlar, yani tüm dış mekanlarda özel olarak hazırlanan pişmiş topraklar döşendi.

Artık elektriğimiz de var.

Deneme amaçlı başlayan güneş enerjisinden elde ettiğimiz elektriğimiz gelişti.
Artık hem kendi ürettiğimiz, hem de şebekeye bağlı bir enerjimiz oldu.
Tamamen ve hatta fazlasıyla, yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Günümüz dünyasında bu son derece önemli bir detay bizce...
Ancak yanlış anlaşılmasın elektriğimizi asla ışıl ışıl değil, sadece yeterli miktarlarda kullanıyoruz... Hiçbir ışık kirliliğine yol açmayacak şekilde, son derece ölçülü kullanıyoruz...

Yani çok şey değişti...

Peki ne değişmedi?
Berna ve Deniz, yani biz...
Hala sizlere en iyisini sunmak için işimizin başındayız.
Bize birisi daha katıldı.Ali... İlk adımlarını bahçemizde atmaya başladı.

Akvaryum Otel, hala ıssızlığın,sessizliğin, huzurun tam ortasında. Çevresinde başka hiçbir yerleşim birimi yok.

Şimdi geriye dönüp baktığımızda geçen 8 yılda eski Akvaryum 'dan kazandığımız çok güzel dostlarımız olmuş.

Şimdi siz eski dostlarımızı ve tanışacağımız yeni dostlarımızı yepyeni otelimizde bekliyoruz.

Doğa, deniz, yıldız ve dolunay keyfine kaldığımız yerden devam...

Akvaryum Otel
Ali, Berna ve Deniz Pak

2010-07-29 16:51:01
Bozcaada, şehir merkezinden, yani limandan 7 km uzaklıkta, adanın güneydoğusunda, en güzel koylarından biri olan, akvaryum koyunun içinde bulunan, Akvaryum Otel konuklarımız i&ccedi
devamını okumak için tıklayınız.


Bozcaada, şehir merkezinden, yani limandan 7 km uzaklıkta, adanın güneydoğusunda, en güzel koylarından biri olan, akvaryum koyunun içinde bulunan, Akvaryum Otel konuklarımız için dünyada nefes alınabilecek nadir yerlerden biri.

Akvaryum Otel bulunduğu ortam itibari ile nefis bir doğanın tam ortasında yer alıyor.Yaz - kış konuklarımızı ağırlayabilmek için her türlü donanıma sahip olarak 2010 yazında yenilenerek hizmete açıldı. Oteli oluştururken doğa ile uyumu için oldukça çaba sarfederek, içine girdikçe farkedeceğiniz küçük, büyük detaylarla gerçekten çok uğraştık.

Otelimizde bulunan herşey siz konuklarımız rahat etsin diye özel olarak tasarlandı. Binalarımız herbiri el işi olan masif taş olarak gözünüze çarpacak. Her odanın önünde bulunan teraslarımızın tabanı seramik sanatçısı Şahin Paksoy tarafından özel olarak toprak pişirilerek yapıldı. Tüm ortak kullanım alanlarımız, basamaklarımız ve odalarımızın balkonu Paksoy tarafından yapılan terra cottolar ile kaplandı. Çıplak ayakla gezdiğinizde toprağa bastığınızı hissedeceksiniz.

15 adet odamız var ve en fazla 36 misafir ağırlayabiliyoruz.Her türlü toplantı, aktivite ve workshop çalışmaları için uygun alanlarımız ve ekipmanlarımız var.
Odalarımız2, 3 ve 4 kişinin rahatlıkla konaklayabileceği şekilde hazırlandı. Odalarımızdan eşine kolay rastlanamayacak bir manzara izleyebilir, güneşlenebilir ve keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Odalarımızın hepsinde banyo, tuvalet, teras veya balkon, klima, saç kurutma makinası gibi temel ihtiyaçlar olduğu gibi kimisinde küvet, jakuzi ve şömine gibi ekstra özellikler de mevcuttur.

Evcil hayvanlarınızı, diğer konuklarımızı (seven var, sevmeyen var) rahatsız etmediği sürece, seve seve kabul ediyoruz.

Akvaryum Otelin herköşesinde ve odalarınızın terasında ada şarabı yudumlayarak gökyüzünü ve yıldızları seyretmek gerçekten görmeden anlaşılamayacak bir durum.

Koyları gördükten sonra pişman olmamak için, gelirken, palet, maske ve şnorkel getirmeyi unutmayın.Merkezde bisiklet kiralayarak veya kendi bisikletinizi getirerek bisiklet gezileri yapabilirsiniz. Harika bir bisiklet parkuru var Bozcaada'da. Eğer fotoğraf ile ilgileniyorsanız burada coğrafya çok uygun. Portrelerde coğrafyadan aşağıya kalmayacak güzellikte. Ada merkezinde birşeyler içerek, güzel müzik dinleyip, dans edebileceğiniz mekanlar Bozcaada gece hayatına akmak isteyenler için her zaman var...

Genelde rezervasyon ile çalışıyoruz, kapıdan gelip yer bulabilmeniz oldukça zor; bizden söylemesi...


BOZCAADA'DA ALTERNATİF BİR KONAKLAMA
Her gece yıldızların vitrine çıktığı Akvaryum Otel, cenneti, dünyanın en güzel adasında arayanlar için mükemmel bir adres olarak, Bozcaada 'da sizleri bekliyor.

Etrafta başka hiçbir şeyin olmadığı büsbütün ıssız bir coğrafyada, Bozcaada'nın güneybatı ucunda +,- 3 km'sinde başka bir yerleşim yeri olmayan, taş, kekikler ve pırnar bitkileriyle çepeçevre sarılı, özenli, nefis taşlarla ve birazcık mavi - beyaz ile harmanlanmış, medeni, sıcak ve son derece sade şıklıktaki otelimizde gerçek bir ege adası tatili yapabilirsiniz. Akvaryum Otel tüm dünyadaki örnekleri ile karşılaştırıldığında gerçekten benzersiz bir yer.Sessiz sakin tatil yapılabilecek, yalnız kalınabilecek, gerçekten dinlenilip arınılabilecek samimi bir ortam hazırladık.

Bozcaada'nın en özel noktalarından birisi olan Akvaryum Koyu 'nda bulunan küçük otelimizde, şahane bir denizden ve harika bir trekking alanından istifade edebilirsiniz. Muhteşem manzara da cabası... Sualtı sporları ile ilgilenenler için koy, her türlü dalış açısından da mükemmel bir yer.

Gece gökyüzünün muhteşem bir şekilde gözlenebileceği bir yerdeyiz aynı zamanda.Etrafta hiçbir ışık kirliliği yok ve bir teleskobumuz var. Çoğu gece hep birlikte müthiş gökyüzünü izliyoruz. Ayrıca dolunay zamanı gece yarısı sadece ay ışığıyla gazete okumanın mümkün olduğunu görebileceğiniz dünya üzerinde bulunan ender yerlerden biri burası.

Bozcaada başka bir deyişle Tenedos, bir kaç yıl öncesine kadar temiz badanalı ve nispeten kalınabilir bir oda bulabilmek için çabalanan bir ada iken, artık otel, pansiyon kısaca konaklama açısından gün geçtikçe farklı seçeneklerin bir arada sunulduğu, bu anlamda oldukça zengin, bir ada haline geldi. Akvaryum Otel ise konuklarına medeni işletme anlayışı, bulunduğu konum, hazırladığı nefis ortam, doğası ve doğallığı ile diğer tüm tesisler içinde kuruluşundan itibaren yani 8 senedir, "gerçekten" farklı bir seçenek sunuyor. Özetle tatil anlayışınızda köklü değişikliklere yol açmayı, zaman ve mekan kavramını unutabileceğiniz bir tatili vaat ediyoruz.

Her detayıyla özel olarak ilgilenilmiş, en küçük ayrıntılara kadar müthiş sanatçılar tarafından hazırlanan malzemelerin kullanıldığı, geldiğiniz andan itibaren kendinizi rahat ve başka hissedeceğiniz bir mekan yarattık. Bu çalışma tam iki yıl sürdü ama nihayet bitti. Eski yerimizi bilen ve kullanan dostlarımızın, şimdi gördükleri mekan için hissettikleri şeyin tanımı; gerçekten tüm dünyaya örnek olacak müthiş bir değişim oldu...

Değişim...

ilk duyulduğunda ürküten bir kelime.
Bir yere gidip sevdiğimizde başkalarıyla paylaşmaktan çekiniriz.
Kalabalık olur, çok duyulur, değişir, her zamanki zevki alamayız diye endişeleniriz.
Ama değişmek zorunda olan bazı yerler vardır, özünde aynı kalacağını bildiğimiz.

Biz, Berna ve Deniz Pak 2002 yılında evlenip, adamıza yerleştik.
Akvaryum koyunda ıssızlığın, sonsuzluğun ortasında 6 odalı, elektriksiz, odası, mobilyası hayli primitif, mumlarla aydınlandığımız, sessiz, sakin ve huzurlu, küçük, mavi-beyaz pansiyonumuzu açmış ve 8 yıl boyunca sizlerle birlikte medeniyetten uzak cennetimizde çok güzel günler geçirmiştik.

Peki ne değişti?
Çok şey ve hiçbir şey...

Öncelikle, artık bir pansiyon değil, otel oldu.

15 odayla hizmet vermeye başladı.
Odaları, banyoları primitif değil, hayli rahat, geniş ve konforlu oldu.
Kimi odalarda şömine, kimisinde jakuzi, kiminde de her ikisi birden oldu.
Oda girişleri çini mozaiklerle, oda içleri parkelerle süslendi.Avlular, balkonlar ve ortak alanlar, yani tüm dış mekanlarda özel olarak hazırlanan pişmiş topraklar döşendi.

Artık elektriğimiz de var.

Deneme amaçlı başlayan güneş enerjisinden elde ettiğimiz elektriğimiz gelişti.
Artık hem kendi ürettiğimiz, hem de şebekeye bağlı bir enerjimiz oldu.
Tamamen ve hatta fazlasıyla, yenilenebilir enerji kullanıyoruz. Günümüz dünyasında bu son derece önemli bir detay bizce...
Ancak yanlış anlaşılmasın elektriğimizi asla ışıl ışıl değil, sadece yeterli miktarlarda kullanıyoruz... Hiçbir ışık kirliliğine yol açmayacak şekilde, son derece ölçülü kullanıyoruz...

Yani çok şey değişti...

Peki ne değişmedi?
Berna ve Deniz, yani biz...
Hala sizlere en iyisini sunmak için işimizin başındayız.
Bize birisi daha katıldı.Ali... İlk adımlarını bahçemizde atmaya başladı.

Akvaryum Otel, hala ıssızlığın,sessizliğin, huzurun tam ortasında. Çevresinde başka hiçbir yerleşim birimi yok.

Şimdi geriye dönüp baktığımızda geçen 8 yılda eski Akvaryum 'dan kazandığımız çok güzel dostlarımız olmuş.

Şimdi siz eski dostlarımızı ve tanışacağımız yeni dostlarımızı yepyeni otelimizde bekliyoruz.

Doğa, deniz, yıldız ve dolunay keyfine kaldığımız yerden devam...

Akvaryum Otel
Ali, Berna ve Deniz Pak

Cunda adası Ayvalık

Cunda Adası, Kuzey Ege’de, Ayvalık’ın yanı başında, Midilli Adası’nın hemen karşısında cennetten kopmuş gelmiş küçük bir Ege kasabasıdır ve çok uzaklara gitmeden de huzurlu ve doğayla içiçe bir tatil geçirilebileceğinin en güzel kanıtıdır. Ege’nin incisi, mis kokulu Cunda adasına bir kere gelen buradan bir daha kolay kolay kopamaz. Cunda, Arnavut kaldırımlı daracık sokakları, sokaklarını süsleyen cumbalı Rum evleri, evlerin cumbalarındaki rengârenk çiçekleri, mis kokulu ada otları ve tertemiz havasıyla misafirlerine unutamayacakları bir tatil imkânı sunuyor. Adanın ilk adını Rumlar koymuş; Moshinos yani Kokulu Ada. Bu adın kaynağının adadaki bitkilerin birbirinden güzel kokular yayması olduğu düşünülmektedir. Cunda, adı gibi hâlâ mis kokulu bir ada. Cunda ismi ise İtalyanca’dan gelmektedir ve “yelken açmak” anlamına sahiptir. Ada, 1922’de Ali Bey’in üstün başarılarıyla Yunan istilasindan kurtarıldığı için adaya Ali Bey Adası adı verilmiştir. Günümüzde ada her iki adı da kullanmaktadır. Nasıl gidilir? İstanbul’dan Cunda’ya gitmek için Yenikapı’dan İDO’nun feribotlarına binmek en rahat ve en kısa yoldur. Feribotla Bandırma’ya kadar gelindikten sonra Susurluk ve Balıkesir üzerinden geçilerek yaklaşık 3 saatlik bir yolculukla Cunda’ya ulaşılır. Cunda her ne kadar “ada” olarak geçse de 1964’ten beri adanın bir köprüyle karaya bağlantısı vardır. Bu köprü Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü olarak kabul edilir. Adaya geçmek için bu yolu da kullanabilirsiniz ama teknelerle geçmek çok daha keyifli olacaktır. Adaya özel aracınızla geçmeniz tavsiye edilmez çünkü yollar çok dardır ve adayı yürüyerek dolaşmak çok daha keyiflidir. Ayvalık’ta konaklamayı seçenler de günübirlik Cunda’ya gelebilirler. Cunda, Ayvalık merkezden kara yoluyla 8 km, deniz yoluyla ise 3 mil uzaklıktadır. Adaya denizden dolmuş motorlarla da geçebilirsiniz. Neler yapılır, nerelere gidilir? Taş Kahve Cunda’nın sembollerinden biri olan yüksek tavanlı Taş Kahve’de mutlaka oturup çay, kahve veya ada çayı içmelisiniz. Burada yapacağınız kahvaltının da tadı damağınızda kalacaktır. Ada halkının buluşma noktası olan bu kahve aynı zamanda turistlerden de büyük ilgi görür. Yapının inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1900’lerin başında yapıldığı tahmin ediliyor. Eskiden ailelere hitap eden bir gazinoyken günümüzde sadece kahvehane olarak çalıştırılmaktadır. Deniz kenarında bulunan Taş Kahve’yi özellikle güneş batmaya yakın ziyaret ederseniz dünyanın en güzel günbatımlarından birine şahit olursunuz, yanında da mis gibi bir dibek kahvesi veya adaçayıyla... Taksiyarhis Kilisesi Adada çok sayıda kilise ve manastır varmış ama zamanla bu yapılar büyük tahribata uğramış ve çoğu tarihi özelliğini kaybetmiş. Bu yıkımlara ve talanlara rağmen hâlen ayakta kalabilen ve adanın en görkemli yapısı olma özelliğini koruyan kilise Taksiyarhis Kilisesi’dir. Adada inşa edilmiş en büyük kilise olan Taksiyarhis’in 1873 yılında yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Kilisenin avlusuna üçgen alınlıklı anıtsal bir kapıdan girilir. Yapı bazilika şeklindedir ki bu mimari özellik Bizans dönemi mimarisinde sık kullanılmıştır. Kilisenin merdivenleri, pencereleri ve kemerleri bölgeye özgü sarımsak taşından yapılmıştır. Kilise 1900’lü yılların başlarında cami olarak kullanılmıştır ve bu dönemde içindeki freskler ve ikonlar büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Günümüze kadar atlattığı bunca tahribata rağmen kilisede hâlen ilgi çeken ikonlar bulunuyor. Bunlar arasında; Yunus peygamberin ve Azrail ve Cebrail meleklerinin tasvir edildiği ikonlar en ilgi çekicileri arasında yer alıyor. Kilise her ne kadar adaya gelen ziyaretçilerin ilgi odağı olsa da bakımsız bırakıldığı için son yıllarda doğa koşullarına dayanmakta zorluk çekmektedir. Ai Dimitri Ta Salina Manastırı Rumlar döneminde adada bulunan en güzel manastır, hiç kuşkusuz, Ai Dimitri Ta Salina Manastırı’dır. Bu manastır Türkler arasında Ayışığı Manastırı olarak bilinir. Manastır, adanın Pateriça bölgesinde yüksek bir tepenin denizle buluştuğu bir noktaya inşa edilmiştir. Pateriça bölgesine keyifli bir yürüyüş yoluyla ulaşabilirsiniz, böylece hem manastırı görmüş hem de Cunda manzarasına farklı bir açıdan bakma imkânı bulmuş olursunuz. Manastır uzun süre özel mülk olarak kullanılmıştır ve bu sayede yıllarca bakımlı kalabilmiştir. Manastıra bakan ve burada yaşayanların vefatından sonra manastır sahipsiz kalmış ve hazine arayanlar tarafından tahrip edilmiştir. Despot Evi Cunda’nın en güzel yapılarından bir diğeri de Despot Evi’dir ve ne yazıktır ki diğer güzel yapılar gibi bu yapı da yıkılmaya terkedilmiştir. Bakımsızlığına rağmen hâlâ görkemli ve göz alıcı olan Despot Evi, adanın görülmesi gereken yüzlerinden biridir. Despot Evi, Yunanistan’ın devlet olduğu gün toplanan büyük miktardaki bağışlarla yapılmış gösterişli bir yapıdır. Binayı inşa ettiren Despot 15 yıl burada yaşadıktan sonra, bina, Osmanlı Hükümet Sarayı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Mübadeleden sonra bina öksüzler yurdu olarak kullanılmış ama bu yurt da başka yere taşınınca Despot Evi yalnızlığına ve yıkıma terkedilmiştir. Agia Triyada Adada inşa edilmiş ilk kilisedir Agia Triyada. Rumlar adada 1922’ye kadar yaşadığı için bu zamana kadar kilise korunmuş ama Rumlar gittikten sonra kilise kendi hâline bırakılmış. O dönemin en güzel kilisesinden, ne yazık ki, günümüze çok az şey kalmış ama yine de Cunda gezinizin bir parçası olmaya değer. Deniz ve güneş... Cunda’yı yaz mevsiminde ziyaret edenler denizin ve güneşin keyfini sessiz, sakin koylarda çıkarabilirler. Cunda’da hemen her yerde denize girilebildiği gibi otellere ait olan halka açık plajları da tercih edebilirsiniz. Plajlar, denizin tadını çıkarmak için en güzel alternatiflerden biri. Ortunç Plajı, Cunda’nın mavi bayraklı plajlarından biri. Ortunç Koyu’na dilerseniz günübirlik gelip denizinden yararlanabilirsiniz, dilerseniz de plajın arkasındaki otelde konaklayabilirsiniz. Cunda’da geçirilecek yazların vazgeçilmezi tabii ki tekne turları. Günübirlik bu turlar sabah saatlerinde yelken açıyor ve akşam günbatımına yakın geri dönüyorlar. Havaya ve rüzgâra uygun bir rota seçiliyor ve Cunda’nın irili ufaklı, birbirinden güzel doğa harikası koyları bir bir geziliyor. Koylara gelindiğinde yolculuğa ara veriliyor, böylece yolcular yürüyerek ulaşamayacakları koylarda yüzme imkânı bulunuyor. Ne yenir, ne içilir? Cunda’da birbirinden leziz deniz mahsüllerini ve Girit mutfağının çeşitli lezzetlerini tadabilirsiniz. Balık lokantaları Cunda’nın sahil yolu boyunca sıralanmıştır. Hepsi hemen hemen aynı fiyata, benzer menüler sunar, size sadece hangi lokantada yemek istediğinizi seçmek kalır. Cunda’da her türlü balığı tadabilirsiniz ama Cunda’ya gitmişken özellikle yemeniz gereken balık Cunda’nın en meşhur balığı olan papalinadır. Lokantanızı seçerken Papalina olup olmadığını sorarak seçim yapmanızda fayda var, çünkü artık papalina her lokantada bulunan bir balık değil. Cunda taze, lezzetli ve çok çeşitli deniz mahsülleriyle meşhur olduğu için sadece balıkla yetinmemenizi tavsiye ederiz. Kabuklu deniz mahsülleri, balık kokoreçi ve deniz börülcesi mutlaka tatmanız gereken lezzetlerden sadece bir kaçı. Ayrıca kabak çiçeği dolması ve fener kavurma da Cunda’nın sunduğu spesiyaller arasında. Ege’ye özgü radika, hindiba, istifna gibi otlardan yapılmış mezeleri de masanızdan eksik etmeyin. Yemeğinizin üstüne bir de dibek kahvesi içmezseniz olmaz. Bu kahve, kahve çekirdeklerinin özel dibek taşlarında öğütülmesiyle hazırlanır ve Cunda dışında nadir bulunur. Kahvenizin üstüne tatlı olarak da Cunda’nın misafirlerine sunduğu taze pişmiş meşhur ada lokmasını tadabilirsiniz. Cunda’nın yemeklerinin lezzeti yağından gelir. Zeytinyağının en lezzetli ve en kalitelisini burada tadabilirsiniz. Cunda’ya gelenler genellikle tadıp beğendikleri bu yağlardan satın alırlar, hatta sevdiklerine hediye olarak zeytinyağı götürürler. Zeytinyağı satış merkezlerinden çeşit çeşit şişelerde zeytinyağı satın alabilirsiniz. Nerde kalınır? Cunda’da büyük ve konforlu 4-5 yıldızlı otellerden, küçük ve sevimli pansiyonlara kadar her tür konaklama tesisi bulunuyor. Son yıllarda butik otellerin sayısında da ciddi bir artış olmuştur. Ayrıca Cunda’nın korunan yüzü taş evlerden bazıları da restore edilerek pansiyon olarak işletilmektedir. Doğayla daha içiçe bir konaklama için özel kamp alanlarını tercih edebilirsiniz. Adanın arka tarafındaki kumsalın ormanlık alanında kurulan Ada Kamping, hem deniziyle hem de sunduğu imkânlarıyla size güzel bir kamp tatili yaşatabilir.

2010-07-29 16:38:44
Cunda Adası, Kuzey Ege’de, Ayvalık’ın yanı başında, Midilli Adası’nın hemen karşısında cennetten kopmuş gelmiş küçük bir Ege kasabasıdır ve çok uzaklara gitme
devamını okumak için tıklayınız.

Cunda Adası, Kuzey Ege’de, Ayvalık’ın yanı başında, Midilli Adası’nın hemen karşısında cennetten kopmuş gelmiş küçük bir Ege kasabasıdır ve çok uzaklara gitmeden de huzurlu ve doğayla içiçe bir tatil geçirilebileceğinin en güzel kanıtıdır. Ege’nin incisi, mis kokulu Cunda adasına bir kere gelen buradan bir daha kolay kolay kopamaz. Cunda, Arnavut kaldırımlı daracık sokakları, sokaklarını süsleyen cumbalı Rum evleri, evlerin cumbalarındaki rengârenk çiçekleri, mis kokulu ada otları ve tertemiz havasıyla misafirlerine unutamayacakları bir tatil imkânı sunuyor. Adanın ilk adını Rumlar koymuş; Moshinos yani Kokulu Ada. Bu adın kaynağının adadaki bitkilerin birbirinden güzel kokular yayması olduğu düşünülmektedir. Cunda, adı gibi hâlâ mis kokulu bir ada. Cunda ismi ise İtalyanca’dan gelmektedir ve “yelken açmak” anlamına sahiptir. Ada, 1922’de Ali Bey’in üstün başarılarıyla Yunan istilasindan kurtarıldığı için adaya Ali Bey Adası adı verilmiştir. Günümüzde ada her iki adı da kullanmaktadır. Nasıl gidilir? İstanbul’dan Cunda’ya gitmek için Yenikapı’dan İDO’nun feribotlarına binmek en rahat ve en kısa yoldur. Feribotla Bandırma’ya kadar gelindikten sonra Susurluk ve Balıkesir üzerinden geçilerek yaklaşık 3 saatlik bir yolculukla Cunda’ya ulaşılır. Cunda her ne kadar “ada” olarak geçse de 1964’ten beri adanın bir köprüyle karaya bağlantısı vardır. Bu köprü Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü olarak kabul edilir. Adaya geçmek için bu yolu da kullanabilirsiniz ama teknelerle geçmek çok daha keyifli olacaktır. Adaya özel aracınızla geçmeniz tavsiye edilmez çünkü yollar çok dardır ve adayı yürüyerek dolaşmak çok daha keyiflidir. Ayvalık’ta konaklamayı seçenler de günübirlik Cunda’ya gelebilirler. Cunda, Ayvalık merkezden kara yoluyla 8 km, deniz yoluyla ise 3 mil uzaklıktadır. Adaya denizden dolmuş motorlarla da geçebilirsiniz. Neler yapılır, nerelere gidilir? Taş Kahve Cunda’nın sembollerinden biri olan yüksek tavanlı Taş Kahve’de mutlaka oturup çay, kahve veya ada çayı içmelisiniz. Burada yapacağınız kahvaltının da tadı damağınızda kalacaktır. Ada halkının buluşma noktası olan bu kahve aynı zamanda turistlerden de büyük ilgi görür. Yapının inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1900’lerin başında yapıldığı tahmin ediliyor. Eskiden ailelere hitap eden bir gazinoyken günümüzde sadece kahvehane olarak çalıştırılmaktadır. Deniz kenarında bulunan Taş Kahve’yi özellikle güneş batmaya yakın ziyaret ederseniz dünyanın en güzel günbatımlarından birine şahit olursunuz, yanında da mis gibi bir dibek kahvesi veya adaçayıyla... Taksiyarhis Kilisesi Adada çok sayıda kilise ve manastır varmış ama zamanla bu yapılar büyük tahribata uğramış ve çoğu tarihi özelliğini kaybetmiş. Bu yıkımlara ve talanlara rağmen hâlen ayakta kalabilen ve adanın en görkemli yapısı olma özelliğini koruyan kilise Taksiyarhis Kilisesi’dir. Adada inşa edilmiş en büyük kilise olan Taksiyarhis’in 1873 yılında yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Kilisenin avlusuna üçgen alınlıklı anıtsal bir kapıdan girilir. Yapı bazilika şeklindedir ki bu mimari özellik Bizans dönemi mimarisinde sık kullanılmıştır. Kilisenin merdivenleri, pencereleri ve kemerleri bölgeye özgü sarımsak taşından yapılmıştır. Kilise 1900’lü yılların başlarında cami olarak kullanılmıştır ve bu dönemde içindeki freskler ve ikonlar büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Günümüze kadar atlattığı bunca tahribata rağmen kilisede hâlen ilgi çeken ikonlar bulunuyor. Bunlar arasında; Yunus peygamberin ve Azrail ve Cebrail meleklerinin tasvir edildiği ikonlar en ilgi çekicileri arasında yer alıyor. Kilise her ne kadar adaya gelen ziyaretçilerin ilgi odağı olsa da bakımsız bırakıldığı için son yıllarda doğa koşullarına dayanmakta zorluk çekmektedir. Ai Dimitri Ta Salina Manastırı Rumlar döneminde adada bulunan en güzel manastır, hiç kuşkusuz, Ai Dimitri Ta Salina Manastırı’dır. Bu manastır Türkler arasında Ayışığı Manastırı olarak bilinir. Manastır, adanın Pateriça bölgesinde yüksek bir tepenin denizle buluştuğu bir noktaya inşa edilmiştir. Pateriça bölgesine keyifli bir yürüyüş yoluyla ulaşabilirsiniz, böylece hem manastırı görmüş hem de Cunda manzarasına farklı bir açıdan bakma imkânı bulmuş olursunuz. Manastır uzun süre özel mülk olarak kullanılmıştır ve bu sayede yıllarca bakımlı kalabilmiştir. Manastıra bakan ve burada yaşayanların vefatından sonra manastır sahipsiz kalmış ve hazine arayanlar tarafından tahrip edilmiştir. Despot Evi Cunda’nın en güzel yapılarından bir diğeri de Despot Evi’dir ve ne yazıktır ki diğer güzel yapılar gibi bu yapı da yıkılmaya terkedilmiştir. Bakımsızlığına rağmen hâlâ görkemli ve göz alıcı olan Despot Evi, adanın görülmesi gereken yüzlerinden biridir. Despot Evi, Yunanistan’ın devlet olduğu gün toplanan büyük miktardaki bağışlarla yapılmış gösterişli bir yapıdır. Binayı inşa ettiren Despot 15 yıl burada yaşadıktan sonra, bina, Osmanlı Hükümet Sarayı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Mübadeleden sonra bina öksüzler yurdu olarak kullanılmış ama bu yurt da başka yere taşınınca Despot Evi yalnızlığına ve yıkıma terkedilmiştir. Agia Triyada Adada inşa edilmiş ilk kilisedir Agia Triyada. Rumlar adada 1922’ye kadar yaşadığı için bu zamana kadar kilise korunmuş ama Rumlar gittikten sonra kilise kendi hâline bırakılmış. O dönemin en güzel kilisesinden, ne yazık ki, günümüze çok az şey kalmış ama yine de Cunda gezinizin bir parçası olmaya değer. Deniz ve güneş... Cunda’yı yaz mevsiminde ziyaret edenler denizin ve güneşin keyfini sessiz, sakin koylarda çıkarabilirler. Cunda’da hemen her yerde denize girilebildiği gibi otellere ait olan halka açık plajları da tercih edebilirsiniz. Plajlar, denizin tadını çıkarmak için en güzel alternatiflerden biri. Ortunç Plajı, Cunda’nın mavi bayraklı plajlarından biri. Ortunç Koyu’na dilerseniz günübirlik gelip denizinden yararlanabilirsiniz, dilerseniz de plajın arkasındaki otelde konaklayabilirsiniz. Cunda’da geçirilecek yazların vazgeçilmezi tabii ki tekne turları. Günübirlik bu turlar sabah saatlerinde yelken açıyor ve akşam günbatımına yakın geri dönüyorlar. Havaya ve rüzgâra uygun bir rota seçiliyor ve Cunda’nın irili ufaklı, birbirinden güzel doğa harikası koyları bir bir geziliyor. Koylara gelindiğinde yolculuğa ara veriliyor, böylece yolcular yürüyerek ulaşamayacakları koylarda yüzme imkânı bulunuyor. Ne yenir, ne içilir? Cunda’da birbirinden leziz deniz mahsüllerini ve Girit mutfağının çeşitli lezzetlerini tadabilirsiniz. Balık lokantaları Cunda’nın sahil yolu boyunca sıralanmıştır. Hepsi hemen hemen aynı fiyata, benzer menüler sunar, size sadece hangi lokantada yemek istediğinizi seçmek kalır. Cunda’da her türlü balığı tadabilirsiniz ama Cunda’ya gitmişken özellikle yemeniz gereken balık Cunda’nın en meşhur balığı olan papalinadır. Lokantanızı seçerken Papalina olup olmadığını sorarak seçim yapmanızda fayda var, çünkü artık papalina her lokantada bulunan bir balık değil. Cunda taze, lezzetli ve çok çeşitli deniz mahsülleriyle meşhur olduğu için sadece balıkla yetinmemenizi tavsiye ederiz. Kabuklu deniz mahsülleri, balık kokoreçi ve deniz börülcesi mutlaka tatmanız gereken lezzetlerden sadece bir kaçı. Ayrıca kabak çiçeği dolması ve fener kavurma da Cunda’nın sunduğu spesiyaller arasında. Ege’ye özgü radika, hindiba, istifna gibi otlardan yapılmış mezeleri de masanızdan eksik etmeyin. Yemeğinizin üstüne bir de dibek kahvesi içmezseniz olmaz. Bu kahve, kahve çekirdeklerinin özel dibek taşlarında öğütülmesiyle hazırlanır ve Cunda dışında nadir bulunur. Kahvenizin üstüne tatlı olarak da Cunda’nın misafirlerine sunduğu taze pişmiş meşhur ada lokmasını tadabilirsiniz. Cunda’nın yemeklerinin lezzeti yağından gelir. Zeytinyağının en lezzetli ve en kalitelisini burada tadabilirsiniz. Cunda’ya gelenler genellikle tadıp beğendikleri bu yağlardan satın alırlar, hatta sevdiklerine hediye olarak zeytinyağı götürürler. Zeytinyağı satış merkezlerinden çeşit çeşit şişelerde zeytinyağı satın alabilirsiniz. Nerde kalınır? Cunda’da büyük ve konforlu 4-5 yıldızlı otellerden, küçük ve sevimli pansiyonlara kadar her tür konaklama tesisi bulunuyor. Son yıllarda butik otellerin sayısında da ciddi bir artış olmuştur. Ayrıca Cunda’nın korunan yüzü taş evlerden bazıları da restore edilerek pansiyon olarak işletilmektedir. Doğayla daha içiçe bir konaklama için özel kamp alanlarını tercih edebilirsiniz. Adanın arka tarafındaki kumsalın ormanlık alanında kurulan Ada Kamping, hem deniziyle hem de sunduğu imkânlarıyla size güzel bir kamp tatili yaşatabilir.

Çanakkale Assos hakkında ve Assos ta ne yapmalı
“Assos’u neden görmeliyim, oraya neden gitmeliyim?” diye içinizden soruyorsanız eğer, verilecek cevapların birden fazla olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz: mesela turkuvaz rengi bir deniz, zeytin ağaçları, mitolojik bir tarih, deniz manzaralı dağ etekleri, billur koylar, taş evler, balıkçı tekneleri, balık, şarap, oksijen… Sakin, dinlendirici bir tatil isteyenler için Assos biçilmiş bir kaftan. Alın elinize kadehlerinizi, içkilerinizi; kurulun tarihe, doğaya bezeli bir dağ yamacına ve izleyin masmavi denizi… Ya da alın mayolarınızı, bikinilerinizi; atın kendinizi berrak sulara… Ardından öyle bir acıkın ki bulun kendinizi bir kıyı balıkçısında… İşte böylesine bir tatil isteyenler içindir Assos. Ve Assos’ta yapılacak çok şey vardır: Nereleri görmeli? Akropol Akropoller, bir kralın kalesine bağlı olarak halkın yaşadığı şehirlerdir. Surlarla çevrilmiş olan bu alanlar yüksek noktalara kurulurlar ve ekilebilir topraklar barındırırlar. Behramkale köyü bu Akropol’ün sınırları içerisinde yer almaktadır. Mimari üslubu ve çeşitli kapıları ile ziyaretçilerini adeta büyüleyen Akropol’de ayrıca Athena Tapınağı, agora, gymnasium, stoalar, meclis binası, tiyatro ve nekropoller bulunur. Athena Tapınağı Assos’un koruyucusu, adaletin ve üretici zekânın temsilcisi olan savaş tanrıçası Athena olmuştur. Şehri korumakla beraber Athena; verimli topraklardan yoksun olan bölgenin hayvancılık, zeytincilik, şarap, limancılık gibi alternatif geçim kaynaklarına yeni birisini eklemiştir: dokumacılık. Bölgedeki dokumacılığın gelişmiş olması Athena’nın bölgedeki kadınlara halı, kilim işlemeyi öğretmiş olmasıyla ilişkilendirilir. Hâl böyleyken bölge halkının Athena ile ilişkileri kuvvetlenmiş ve ona olan şükranlarını belirtmek üzere M.Ö. 530’lu yıllarda inşa edildiği bilinen Athena Tapınağı ortaya çıkmıştır. Akropol’ün en yüksek yerine kurulmuş olan Athena Tapınağı, gün batımında elinde kadehleri ve şarapları ile manzaranın keyfine varmak isteyenlerle buluşur. Sade ve güçlü görünümlü dorik stilde inşa edilmiş yapıların son kalan örneklerinden olan tapınak, aynı zamanda iyon üslubundan izler de taşır. Agora (Şehir Merkezi - Çarşı) Assos’un tam ortasında, Akropol’ün güney yamacında bulunan Agora; siyasi, dini, ticari faaliyetlerin gerçekleştirildiği, kamu binalarının etrafını sardığı, seçimlerin yapıldığı şehir merkezidir. M.Ö. II. yüzyıldan kalmış kısımlarını görebileceğiniz Agora’nın sizlere fısıldayacağı tarihe tanıklık etmek için buraya uğramalısınız. Bouleuteiron (Meclis Binası) Assos’un şehir meclisi olan ve şehir hakkındaki önemli kararların alındığı toplantıların yapıldığı Bouleuterion binası, Agora’nın hemen doğusunda yer alır. Tek katlı ve ahşap çatılı bu binanın kalıntılarından dor üslubunda yapıldığı anlaşılmaktadır. Binadaki oturma düzeni günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. Gymnasium Gymnasium için bir nevi spor akademisi diyebiliriz. Amacın kuvvetli, estetik görünümlü ve aynı zamanda bilgili öğrenciler yetiştirmek olduğu bu okullarda gençler spor eğitiminin yanı sıra toplumsal ve entelektüel dersler de alıyorlardı. Assos’ta Gymnasium, Agora ile batı kapısı arasında yer almaktadır. Kalıntılar arasında dolaşırken sizlere geçmişin gelenek ve göreneklerini hatırlatacak Gymnasium, dorik üslupta sütunlarla çevrilidir ve 32 x 40 ölçülerindedir. Tiyatro Doğal bir oyuk içine inşa edilmiş ve cephesi denize bakan tiyatro, M.Ö. II. yüzyılda Agora’nın yakınında kurulmuştur. Grek tiyatro mimarisini yansıtır ve at nalı biçimindedir. Günümüzde Assos’ta yapılan bazı etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Stoa Stoalar; dinsel, kültürel, siyasal ve felsefi toplantıların yapıldığı, önü sütunlu ve üstü örtülü galerilerdir. Agora’nın kuzeyinde ve güneyinde bulunan iki stoa, dor stilinde yapılmıştır. Kuzey stoa iki katlı iken güney stoa ise üç katlıdır. Nekropol Nekro kelimesi ölüler anlamındadır, polis ise şehir. Nekropolis; Helenistik ve Roma dönemlerinden kabir ve anıtların yer aldığı batı ve doğuda iki mezarlıktan oluşmaktadır. Nekropollerde; tek odalı veya çift odalı olabilen anıtlar, yontulmuş panteon şeklindeki mermerler, küp ya da amohora tarz mezarlar görülebilir. Behramkale Köprüsü Tuzla Çayı üzerinde 14. yüzyılda inşa edilmiş olan Behramkale Köprüsü, Behramkale köyüne 1 km uzaklıktadır ve sadece yayalar tarafından kullanılabilir. Bölge taşlarından yapılan ve kemerlerden oluşan köprü, Selçuklu ve Osmanlı dönemi köprülerinin mimari özelliklerini taşımaktadır. Hüdavendigâr Cami Bizans ve Roma kalıntılarının üzerine kurulmuş olan Hüdavendigâr Cami, 14. yüzyılda I. Murat döneminde inşa edilmiştir. Mihrap, yapraklarla ve yaprakların içi kabartma rumilerle kaplıdır. Dörtgen bir plan ile yapılmış yapıda kubbe, sekizgen bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Dışarıdan baktığınızda Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden izler taşıdığını ve bölge taşlarının toplanarak yapılmış olduğunu fark edeceğiniz cami, iç mekânda restorasyonlara ihtiyaç duymaktadır. Başka neler yapılır? * Assos denildiğinde akla tabii ki tarih, mitoloji ve mimari geliyor. Fakat bunlarla beraber bir de Kuzey Ege’nin güzel kıyıları var. İsteyenler Assos iskelesinde denize girebilirler. Bununla sınırlı kalmak istemeyenler ise Assos iskelesinden bir tekne kiralayarak koyları gezebilirler. Aracınız var ise koylara kara yolu ile de ulaşabilirsiniz. Sokakağzı koyu, Sivrice, Koruaba köyü bu koylardan bazıları. Kadırga koyu ise Assos’un en gözde plajlarını barındırır. * Assos’ta balık çeşitleri ve deniz ürünleri ile zeytinyağlılar apayrı bir lezzete sahiptir. Ayran, tereyağı, beyaz peynir benzeri süt ürünleri de akılda kalıcı lezzetler barındırır. Assos’ta gözleme yemeyi de ihmal etmeyin. * Ayrıca Çanakkale, Kaz Dağı Milli Parkı, Akçay, Altınoluk, Ezine, Edremit gibi turistik destinasyonlar da Assos’a oldukça yakındır. Gitmişken buraları görmek isteyenler buralara da zaman ayırabilir. Nasıl gidilir? İstanbul üzerinden buraya varmak isteyenler, Edirne Keşan’a kadar devam edebilirler. Keşan sapağından sola dönüp Gelibolu’dan feribotla Lapseki’ye geçilir. Buradan İzmir yolu üzerinden Ayvacık ve Behramkale levhalarına kadar devam edilir. Levhalardan sonra Assos’a varmak 20 - 25 dakika sürecektir. Edremit üzerinden Assos’a varacak yolcular ise sahil yolunu takip edebilirler.
2010-07-28 18:16:12
“Assos’u neden görmeliyim, oraya neden gitmeliyim?” diye içinizden soruyorsanız eğer, verilecek cevapların birden fazla olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz: mesela turkuvaz rengi bir
devamını okumak için tıklayınız.

“Assos’u neden görmeliyim, oraya neden gitmeliyim?” diye içinizden soruyorsanız eğer, verilecek cevapların birden fazla olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz: mesela turkuvaz rengi bir deniz, zeytin ağaçları, mitolojik bir tarih, deniz manzaralı dağ etekleri, billur koylar, taş evler, balıkçı tekneleri, balık, şarap, oksijen… Sakin, dinlendirici bir tatil isteyenler için Assos biçilmiş bir kaftan. Alın elinize kadehlerinizi, içkilerinizi; kurulun tarihe, doğaya bezeli bir dağ yamacına ve izleyin masmavi denizi… Ya da alın mayolarınızı, bikinilerinizi; atın kendinizi berrak sulara… Ardından öyle bir acıkın ki bulun kendinizi bir kıyı balıkçısında… İşte böylesine bir tatil isteyenler içindir Assos. Ve Assos’ta yapılacak çok şey vardır: Nereleri görmeli? Akropol Akropoller, bir kralın kalesine bağlı olarak halkın yaşadığı şehirlerdir. Surlarla çevrilmiş olan bu alanlar yüksek noktalara kurulurlar ve ekilebilir topraklar barındırırlar. Behramkale köyü bu Akropol’ün sınırları içerisinde yer almaktadır. Mimari üslubu ve çeşitli kapıları ile ziyaretçilerini adeta büyüleyen Akropol’de ayrıca Athena Tapınağı, agora, gymnasium, stoalar, meclis binası, tiyatro ve nekropoller bulunur. Athena Tapınağı Assos’un koruyucusu, adaletin ve üretici zekânın temsilcisi olan savaş tanrıçası Athena olmuştur. Şehri korumakla beraber Athena; verimli topraklardan yoksun olan bölgenin hayvancılık, zeytincilik, şarap, limancılık gibi alternatif geçim kaynaklarına yeni birisini eklemiştir: dokumacılık. Bölgedeki dokumacılığın gelişmiş olması Athena’nın bölgedeki kadınlara halı, kilim işlemeyi öğretmiş olmasıyla ilişkilendirilir. Hâl böyleyken bölge halkının Athena ile ilişkileri kuvvetlenmiş ve ona olan şükranlarını belirtmek üzere M.Ö. 530’lu yıllarda inşa edildiği bilinen Athena Tapınağı ortaya çıkmıştır. Akropol’ün en yüksek yerine kurulmuş olan Athena Tapınağı, gün batımında elinde kadehleri ve şarapları ile manzaranın keyfine varmak isteyenlerle buluşur. Sade ve güçlü görünümlü dorik stilde inşa edilmiş yapıların son kalan örneklerinden olan tapınak, aynı zamanda iyon üslubundan izler de taşır. Agora (Şehir Merkezi - Çarşı) Assos’un tam ortasında, Akropol’ün güney yamacında bulunan Agora; siyasi, dini, ticari faaliyetlerin gerçekleştirildiği, kamu binalarının etrafını sardığı, seçimlerin yapıldığı şehir merkezidir. M.Ö. II. yüzyıldan kalmış kısımlarını görebileceğiniz Agora’nın sizlere fısıldayacağı tarihe tanıklık etmek için buraya uğramalısınız. Bouleuteiron (Meclis Binası) Assos’un şehir meclisi olan ve şehir hakkındaki önemli kararların alındığı toplantıların yapıldığı Bouleuterion binası, Agora’nın hemen doğusunda yer alır. Tek katlı ve ahşap çatılı bu binanın kalıntılarından dor üslubunda yapıldığı anlaşılmaktadır. Binadaki oturma düzeni günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. Gymnasium Gymnasium için bir nevi spor akademisi diyebiliriz. Amacın kuvvetli, estetik görünümlü ve aynı zamanda bilgili öğrenciler yetiştirmek olduğu bu okullarda gençler spor eğitiminin yanı sıra toplumsal ve entelektüel dersler de alıyorlardı. Assos’ta Gymnasium, Agora ile batı kapısı arasında yer almaktadır. Kalıntılar arasında dolaşırken sizlere geçmişin gelenek ve göreneklerini hatırlatacak Gymnasium, dorik üslupta sütunlarla çevrilidir ve 32 x 40 ölçülerindedir. Tiyatro Doğal bir oyuk içine inşa edilmiş ve cephesi denize bakan tiyatro, M.Ö. II. yüzyılda Agora’nın yakınında kurulmuştur. Grek tiyatro mimarisini yansıtır ve at nalı biçimindedir. Günümüzde Assos’ta yapılan bazı etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Stoa Stoalar; dinsel, kültürel, siyasal ve felsefi toplantıların yapıldığı, önü sütunlu ve üstü örtülü galerilerdir. Agora’nın kuzeyinde ve güneyinde bulunan iki stoa, dor stilinde yapılmıştır. Kuzey stoa iki katlı iken güney stoa ise üç katlıdır. Nekropol Nekro kelimesi ölüler anlamındadır, polis ise şehir. Nekropolis; Helenistik ve Roma dönemlerinden kabir ve anıtların yer aldığı batı ve doğuda iki mezarlıktan oluşmaktadır. Nekropollerde; tek odalı veya çift odalı olabilen anıtlar, yontulmuş panteon şeklindeki mermerler, küp ya da amohora tarz mezarlar görülebilir. Behramkale Köprüsü Tuzla Çayı üzerinde 14. yüzyılda inşa edilmiş olan Behramkale Köprüsü, Behramkale köyüne 1 km uzaklıktadır ve sadece yayalar tarafından kullanılabilir. Bölge taşlarından yapılan ve kemerlerden oluşan köprü, Selçuklu ve Osmanlı dönemi köprülerinin mimari özelliklerini taşımaktadır. Hüdavendigâr Cami Bizans ve Roma kalıntılarının üzerine kurulmuş olan Hüdavendigâr Cami, 14. yüzyılda I. Murat döneminde inşa edilmiştir. Mihrap, yapraklarla ve yaprakların içi kabartma rumilerle kaplıdır. Dörtgen bir plan ile yapılmış yapıda kubbe, sekizgen bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Dışarıdan baktığınızda Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden izler taşıdığını ve bölge taşlarının toplanarak yapılmış olduğunu fark edeceğiniz cami, iç mekânda restorasyonlara ihtiyaç duymaktadır. Başka neler yapılır? * Assos denildiğinde akla tabii ki tarih, mitoloji ve mimari geliyor. Fakat bunlarla beraber bir de Kuzey Ege’nin güzel kıyıları var. İsteyenler Assos iskelesinde denize girebilirler. Bununla sınırlı kalmak istemeyenler ise Assos iskelesinden bir tekne kiralayarak koyları gezebilirler. Aracınız var ise koylara kara yolu ile de ulaşabilirsiniz. Sokakağzı koyu, Sivrice, Koruaba köyü bu koylardan bazıları. Kadırga koyu ise Assos’un en gözde plajlarını barındırır. * Assos’ta balık çeşitleri ve deniz ürünleri ile zeytinyağlılar apayrı bir lezzete sahiptir. Ayran, tereyağı, beyaz peynir benzeri süt ürünleri de akılda kalıcı lezzetler barındırır. Assos’ta gözleme yemeyi de ihmal etmeyin. * Ayrıca Çanakkale, Kaz Dağı Milli Parkı, Akçay, Altınoluk, Ezine, Edremit gibi turistik destinasyonlar da Assos’a oldukça yakındır. Gitmişken buraları görmek isteyenler buralara da zaman ayırabilir. Nasıl gidilir? İstanbul üzerinden buraya varmak isteyenler, Edirne Keşan’a kadar devam edebilirler. Keşan sapağından sola dönüp Gelibolu’dan feribotla Lapseki’ye geçilir. Buradan İzmir yolu üzerinden Ayvacık ve Behramkale levhalarına kadar devam edilir. Levhalardan sonra Assos’a varmak 20 - 25 dakika sürecektir. Edremit üzerinden Assos’a varacak yolcular ise sahil yolunu takip edebilirler.
Bilinmeyenleriyle Bozcaada ve Bozcaada Otelleri
Bozcaada, Çanakkale Boğazı’nın girişinde bir cennet adadır. Doğal güzelliklerinin yanı sıra coğrafi konumu dolayısıyla da yüzyıllardır farklı kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Heredot’un Bozcaada için söylediği "Tanrı, insanların uzun omürlü olmaları için Bozcaada'yı yarattı" sözü, Bozcaada’yı en güzel şekilde özetler. Eşsiz doğası, tertemiz havası, bağları ve farklı mimari özellikleri barındıran daracık sokaklarıyla Bozcaada; ziyaretçilerine adımlarını atar atmaz şehir hayatının stresini unutturan güzel ve huzurlu bir adadır. Nasıl gidilir? İstanbul’dan ulaşım İstanbul – Bozcaada yolculuğu (400 km) ortalama 7 saat sürer. Tekirdağ üzerinden Çanakkale Boğazı’na ulaşmak yolculuğun ilk kısmıdır. Boğazı geçmek için arabalı motor ve arabalı vapur (Gestaş) gibi seçenekleriniz var. Seçeneğiniz çok olduğu için bekleme yapmanız gerekmeyecektir. Boğazı geçtikten sonra yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra Geyikli iskelesine ulaşacaksınız. Bu iskeleden adaya feribot seferleri yapılıyor. Seferler yazın sıklaştırılıyor. Feribot yolculuğu 45 dakika sürüyor. Geyikli’ye kadar dilerseniz özel aracınızla dilerseniz de otobüsle gelebilirsiniz. Otobüs yolculuğu Geyikli’ye kadar ortalama 7 saat sürüyor. İkinci bir seçenek olarak Yenikapı’dan feribot kullanabilirsiniz. Feribotla Bandırma’ya gelip Çanakkale üzerinden Geyikli iskelesine ulaşabilirsiniz. Ankara’dan ulaşım Ankara – Bozcaada yolculuğu (710 km) ortalama 12 saat sürer. Eskişehir ve Bursa üzerinden Geyikli iskelesine gelinir ve buradan feribotla Bozcaada’ya geçilir. Nereler gezilir, neler yapılır? Adayı gezmek için kendinize ait bir taşıtınızın olması tavsiye edilir. Bu taşıt özel otomobiliniz de olabilir, bisikletiniz motosikletiniz de, karar size kalmış. Adanın merkezini gezerken sokakların darlığı sebebiyle otomobilinizle biraz zorlanabilirsiniz. Merkez gezilerinizi yürüyerek, çevre gezileri ise aracınızla yapabilirsiniz. Adada bisiklet de kiralayabilirsiniz. Bozcaada’nın tamamı sit alanı kapsamındadır, bu sayede tarihi dokusunda ve mimarisinde bozulmaya ve çarpık yapılaşmaya izin verilmemektedir. Yerleşim olarak adanın merkezi seçilmiş ve merkez Rum mahallesi ve Türk mahallesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. İki mahalleyi gezerek farklı mimari özelliklere sahip yapıları görebilirsiniz. Ada merkezinden uzaklaştığınızda ise bağ evleriyle karşılaşırsınız. Bozcaada Kalesi Bozcaada’ya gelen ziyaretçileri ilk olarak Bozcaada Kalesi bütün heybetiyle karşılar. Ne zaman inşa edilmiş olduğu bilinmese de Osmanlı döneminde sık sık bakımı yapılmış olan kale bugün oldukça iyi durumdadır. Coğrafi konumu gereği pek çok kez el değiştiren adanın bu heybetli kalesinde Cenevizlilerin, Venediklilerin ve en çok da Osmanlıların izi vardır. Kalenin orjinal görünümüne ulaşması için çalışmalar günümüzde de devam etmektedir. Ayrıca kalenin içinde halkın gönüllü olarak verdiği eserlerden oluşmuş iki küçük müze de kurulmuştur. Müzelerde arkeolojik kazılardan çıkarılmış parçalar ve mimari objeler sergilenir. Ayazma Ayazma bölgesinde Bozcaada’nın en büyük doğal plajı bulunur. Yunanca “kutsal su” anlamına gelen Ayazma, adanın güney kısmında yer alır ve burada bulunan küçük bir şapel de Ayazma Şapeli olarak bilinir. Bu şapel hâlen özel günlerde kullanır. Şapelin yakınında dilek tutmak için kumaş parçalarının dallara asıldığı bir ağacın olduğu bir mağara bulunmaktadır. Ayrıca yine şapelin yakınında 25-26-27 Temmuz’da Ayazma Panayırı kurulur. Ada halkı ve ziyaretçiler, bu üç gün boyunca adaya özgü Rum ve Türk yemeklerini tadar ve düzenlenen çeşitli aktivitelerle eğlenirler. Ayazma’nın masmavi bir suya sahip doğal plajı; adalıların, günübirlik veya konaklamalı ziyaretçilerin denize girmek için öncelikli olarak tercih ettikleri yerdir. Burada duş, şezlong, şemsiye ve soyunma kabini gibi her tür ihtiyacınızı karşılayacak plaj işletmeleri vardır. Şarap fabrikaları Bozcaada için şarap ve bağcılık vazgeçilmezdir. Halkın başlıca geçim kaynaklarından biridir bağcılık. Şarap üretiminin adanın geçmişinde ve bugününde büyük bir yeri olmasının en büyük sebebi; adanın coğrafi yapı ve iklim açısından üzüm yetiştirmeye olan elverişliliğidir. Adada 4 adet şarap fabrikası vardır. Günümüzde bu fabrikalar tam kapasite üretim yapmaktadır. Fabrikalar dışında bağ evlerinde de az miktarlarda şarap üretimi yapılır. Şarap meraklıları bu fabrikaları gezebilir, üzümün fabrikaya girişinden şarap oluşuna kadarki yolculuğunu yerinde izleyebilirler. Bu fabrikaların 3’ü (Talay, Ataol ve Yunatçılar) adanın merkezindedir. Ayrıca fabrikaların tadım evlerini ziyaret ederek damak zevkinize uygun şarabı bulabilirsiniz. Sevdikleriniz için de Bozcaada’da üretilmiş bir şişe şarap oldukça güzel bir hediye olabilir. Göztepe Adaya bir de tepeden bakmak için Göztepe en güzel noktadır. Adanın en yüksek noktası olan Göztepe, 192 metre yükseklikten Bozcaada’nın güzelliğini ayaklarınızın altına serer. Göztepe’ye çıkan bir araba yolu vardır. Yürümeyi tercih edenler ise 45 dakikada tepeye çıkabilir. Özellikle günbatımında ve nem oranı azken Göztepe’den en güzel manzarayı izleyebilirsiniz. Ayrıca bu manzara şölenine genellikle bir şişe Bozcaada yapımı şarap da eşlik eder. Plajlar Adanın hemen her yerinden denize girilebilir. Rüzgâr Bozcaada’da eksik olmadığı için denize nereden girilebileceğine de rüzgârın esiş yönü karar verir. Rüzgâr nereden esiyorsa oranın diğer tarafından denize girilir. Güneydeki koylar; Ayazma Plajı, Sulu Bahçe, Habbele Plajı, Akvaryum, Beylik, kuzeydeki koylar; Çayır, Ova ve doğudaki koylar; Poyraz Limanı, Tekirbahçe ve Tuz Burnu’dur. Rüzgâra göre bu koylardan birini seçip kendinizi Bozcaada’nın masmavi sularına bırakabilirsiniz. Ada’nın özel günleri Bozcaada’nın ziyaretçi sayısının arttığı bazı özel günler vardır. Seyahat planınızı bu günleri göz önünde bulundurarak yapmanız faydalı olacaktır. * Şarap tadım günleri: 26 - 27 ve 28 Haziran * Ayazma Panayırı: 25 – 26 - 27 Temmuz * Yelken yarışları: Temmuz ayının 2. hafta sonu * Bağbozumu festivali: 15 -16 -17 Ağustos Ne yenir, ne içilir? Söz konusu bir ada olunca ne yenilir sorusunun cevabını tahmin etmek çok da zor değildir, tabii ki de birbirinden lezzetli ve taze deniz mahsülleri. Bozcaada’nın bir özelliği de balıkların göç yollarının üzerinde olmasıdır, bu sayede çok sayıda balık çeşidi sofraları süsler. Limanda sıralanmış restoranlardan birini seçip Bozcaada’nın sunduğu deniz ürünlerini ve özel üretim şarapları tadabilirsiniz. Ayrıca çeşit çeşit zeytinyağlılar ve Ege yemekleri de Bozcaada’nın ziyaretçilerine sunduğu menüde yerini alır. Üzüm Bozcaada’nın baş tacı meyvesidir. Üzüm suyu, üzüm likörü ve şarap mutlaka tadılması gereken içeceklerdir.
2010-07-28 18:10:48
Bozcaada, Çanakkale Boğazı’nın girişinde bir cennet adadır. Doğal güzelliklerinin yanı sıra coğrafi konumu dolayısıyla da yüzyıllardır farklı kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Heredot’un
devamını okumak için tıklayınız.

Bozcaada, Çanakkale Boğazı’nın girişinde bir cennet adadır. Doğal güzelliklerinin yanı sıra coğrafi konumu dolayısıyla da yüzyıllardır farklı kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Heredot’un Bozcaada için söylediği "Tanrı, insanların uzun omürlü olmaları için Bozcaada'yı yarattı" sözü, Bozcaada’yı en güzel şekilde özetler. Eşsiz doğası, tertemiz havası, bağları ve farklı mimari özellikleri barındıran daracık sokaklarıyla Bozcaada; ziyaretçilerine adımlarını atar atmaz şehir hayatının stresini unutturan güzel ve huzurlu bir adadır. Nasıl gidilir? İstanbul’dan ulaşım İstanbul – Bozcaada yolculuğu (400 km) ortalama 7 saat sürer. Tekirdağ üzerinden Çanakkale Boğazı’na ulaşmak yolculuğun ilk kısmıdır. Boğazı geçmek için arabalı motor ve arabalı vapur (Gestaş) gibi seçenekleriniz var. Seçeneğiniz çok olduğu için bekleme yapmanız gerekmeyecektir. Boğazı geçtikten sonra yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra Geyikli iskelesine ulaşacaksınız. Bu iskeleden adaya feribot seferleri yapılıyor. Seferler yazın sıklaştırılıyor. Feribot yolculuğu 45 dakika sürüyor. Geyikli’ye kadar dilerseniz özel aracınızla dilerseniz de otobüsle gelebilirsiniz. Otobüs yolculuğu Geyikli’ye kadar ortalama 7 saat sürüyor. İkinci bir seçenek olarak Yenikapı’dan feribot kullanabilirsiniz. Feribotla Bandırma’ya gelip Çanakkale üzerinden Geyikli iskelesine ulaşabilirsiniz. Ankara’dan ulaşım Ankara – Bozcaada yolculuğu (710 km) ortalama 12 saat sürer. Eskişehir ve Bursa üzerinden Geyikli iskelesine gelinir ve buradan feribotla Bozcaada’ya geçilir. Nereler gezilir, neler yapılır? Adayı gezmek için kendinize ait bir taşıtınızın olması tavsiye edilir. Bu taşıt özel otomobiliniz de olabilir, bisikletiniz motosikletiniz de, karar size kalmış. Adanın merkezini gezerken sokakların darlığı sebebiyle otomobilinizle biraz zorlanabilirsiniz. Merkez gezilerinizi yürüyerek, çevre gezileri ise aracınızla yapabilirsiniz. Adada bisiklet de kiralayabilirsiniz. Bozcaada’nın tamamı sit alanı kapsamındadır, bu sayede tarihi dokusunda ve mimarisinde bozulmaya ve çarpık yapılaşmaya izin verilmemektedir. Yerleşim olarak adanın merkezi seçilmiş ve merkez Rum mahallesi ve Türk mahallesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. İki mahalleyi gezerek farklı mimari özelliklere sahip yapıları görebilirsiniz. Ada merkezinden uzaklaştığınızda ise bağ evleriyle karşılaşırsınız. Bozcaada Kalesi Bozcaada’ya gelen ziyaretçileri ilk olarak Bozcaada Kalesi bütün heybetiyle karşılar. Ne zaman inşa edilmiş olduğu bilinmese de Osmanlı döneminde sık sık bakımı yapılmış olan kale bugün oldukça iyi durumdadır. Coğrafi konumu gereği pek çok kez el değiştiren adanın bu heybetli kalesinde Cenevizlilerin, Venediklilerin ve en çok da Osmanlıların izi vardır. Kalenin orjinal görünümüne ulaşması için çalışmalar günümüzde de devam etmektedir. Ayrıca kalenin içinde halkın gönüllü olarak verdiği eserlerden oluşmuş iki küçük müze de kurulmuştur. Müzelerde arkeolojik kazılardan çıkarılmış parçalar ve mimari objeler sergilenir. Ayazma Ayazma bölgesinde Bozcaada’nın en büyük doğal plajı bulunur. Yunanca “kutsal su” anlamına gelen Ayazma, adanın güney kısmında yer alır ve burada bulunan küçük bir şapel de Ayazma Şapeli olarak bilinir. Bu şapel hâlen özel günlerde kullanır. Şapelin yakınında dilek tutmak için kumaş parçalarının dallara asıldığı bir ağacın olduğu bir mağara bulunmaktadır. Ayrıca yine şapelin yakınında 25-26-27 Temmuz’da Ayazma Panayırı kurulur. Ada halkı ve ziyaretçiler, bu üç gün boyunca adaya özgü Rum ve Türk yemeklerini tadar ve düzenlenen çeşitli aktivitelerle eğlenirler. Ayazma’nın masmavi bir suya sahip doğal plajı; adalıların, günübirlik veya konaklamalı ziyaretçilerin denize girmek için öncelikli olarak tercih ettikleri yerdir. Burada duş, şezlong, şemsiye ve soyunma kabini gibi her tür ihtiyacınızı karşılayacak plaj işletmeleri vardır. Şarap fabrikaları Bozcaada için şarap ve bağcılık vazgeçilmezdir. Halkın başlıca geçim kaynaklarından biridir bağcılık. Şarap üretiminin adanın geçmişinde ve bugününde büyük bir yeri olmasının en büyük sebebi; adanın coğrafi yapı ve iklim açısından üzüm yetiştirmeye olan elverişliliğidir. Adada 4 adet şarap fabrikası vardır. Günümüzde bu fabrikalar tam kapasite üretim yapmaktadır. Fabrikalar dışında bağ evlerinde de az miktarlarda şarap üretimi yapılır. Şarap meraklıları bu fabrikaları gezebilir, üzümün fabrikaya girişinden şarap oluşuna kadarki yolculuğunu yerinde izleyebilirler. Bu fabrikaların 3’ü (Talay, Ataol ve Yunatçılar) adanın merkezindedir. Ayrıca fabrikaların tadım evlerini ziyaret ederek damak zevkinize uygun şarabı bulabilirsiniz. Sevdikleriniz için de Bozcaada’da üretilmiş bir şişe şarap oldukça güzel bir hediye olabilir. Göztepe Adaya bir de tepeden bakmak için Göztepe en güzel noktadır. Adanın en yüksek noktası olan Göztepe, 192 metre yükseklikten Bozcaada’nın güzelliğini ayaklarınızın altına serer. Göztepe’ye çıkan bir araba yolu vardır. Yürümeyi tercih edenler ise 45 dakikada tepeye çıkabilir. Özellikle günbatımında ve nem oranı azken Göztepe’den en güzel manzarayı izleyebilirsiniz. Ayrıca bu manzara şölenine genellikle bir şişe Bozcaada yapımı şarap da eşlik eder. Plajlar Adanın hemen her yerinden denize girilebilir. Rüzgâr Bozcaada’da eksik olmadığı için denize nereden girilebileceğine de rüzgârın esiş yönü karar verir. Rüzgâr nereden esiyorsa oranın diğer tarafından denize girilir. Güneydeki koylar; Ayazma Plajı, Sulu Bahçe, Habbele Plajı, Akvaryum, Beylik, kuzeydeki koylar; Çayır, Ova ve doğudaki koylar; Poyraz Limanı, Tekirbahçe ve Tuz Burnu’dur. Rüzgâra göre bu koylardan birini seçip kendinizi Bozcaada’nın masmavi sularına bırakabilirsiniz. Ada’nın özel günleri Bozcaada’nın ziyaretçi sayısının arttığı bazı özel günler vardır. Seyahat planınızı bu günleri göz önünde bulundurarak yapmanız faydalı olacaktır. * Şarap tadım günleri: 26 - 27 ve 28 Haziran * Ayazma Panayırı: 25 – 26 - 27 Temmuz * Yelken yarışları: Temmuz ayının 2. hafta sonu * Bağbozumu festivali: 15 -16 -17 Ağustos Ne yenir, ne içilir? Söz konusu bir ada olunca ne yenilir sorusunun cevabını tahmin etmek çok da zor değildir, tabii ki de birbirinden lezzetli ve taze deniz mahsülleri. Bozcaada’nın bir özelliği de balıkların göç yollarının üzerinde olmasıdır, bu sayede çok sayıda balık çeşidi sofraları süsler. Limanda sıralanmış restoranlardan birini seçip Bozcaada’nın sunduğu deniz ürünlerini ve özel üretim şarapları tadabilirsiniz. Ayrıca çeşit çeşit zeytinyağlılar ve Ege yemekleri de Bozcaada’nın ziyaretçilerine sunduğu menüde yerini alır. Üzüm Bozcaada’nın baş tacı meyvesidir. Üzüm suyu, üzüm likörü ve şarap mutlaka tadılması gereken içeceklerdir.