Otel Arama

ARA
Kriterlere Göre Ara

Haritada Ara

Haberler ve Duyurular

Büyükada Gala Otelde Balayı


Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi
 
Unutulmaz ve keyifli bir balayı için GALA HOTEL, yeni evli çiftleri Büyükada’ya davet ediyor. Cumartesi 350 TL, diğer günler 300 TL…..
 
Balayı paketine dahil olan hizmetler;
·       Delüks oda konaklama (Delüks odalar kendine ait açık terası olan, deniz manzaralı ferah odalardır)
·       Hoşgeldiniz kokteyli
·       Oda süsleme ve özel sürprizler
·       Odaya zengin kahvaltı servisi
·       Özel ev yapımı pasta ikramı
·       Geleneksel Türk Kahvesi ikramı
·       Özel çikolata ikramı
·       Odaya meyve sepeti ve şarap ikramı
·       Büyükada gezi kitapçığı
·       Konaklama süresince fotoğraf çekimi ve çekilen fotoğrafların hediye edilmesi
·       Geç çıkış imkanı
·       Ücretsiz internet erişimi
Oda Sayısı : 11
Kontak Kişi : Özlem Özen
Telefon 1 : +90 (216) 382 22 23
Telefon 2 :+90 (216) 382 22 23
Adres: Çankaya Cad. No : 3 Büyükada, İstanbul
Web Adresi : www.kucukoteller.com.tr/galaotelbuyukada
 

2013-04-26 17:03:48
Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi  ...
devamını okumak için tıklayınız.


Gala Hotel, Büyükada Balayı Paketi
 
Unutulmaz ve keyifli bir balayı için GALA HOTEL, yeni evli çiftleri Büyükada’ya davet ediyor. Cumartesi 350 TL, diğer günler 300 TL…..
 
Balayı paketine dahil olan hizmetler;
·       Delüks oda konaklama (Delüks odalar kendine ait açık terası olan, deniz manzaralı ferah odalardır)
·       Hoşgeldiniz kokteyli
·       Oda süsleme ve özel sürprizler
·       Odaya zengin kahvaltı servisi
·       Özel ev yapımı pasta ikramı
·       Geleneksel Türk Kahvesi ikramı
·       Özel çikolata ikramı
·       Odaya meyve sepeti ve şarap ikramı
·       Büyükada gezi kitapçığı
·       Konaklama süresince fotoğraf çekimi ve çekilen fotoğrafların hediye edilmesi
·       Geç çıkış imkanı
·       Ücretsiz internet erişimi
Oda Sayısı : 11
Kontak Kişi : Özlem Özen
Telefon 1 : +90 (216) 382 22 23
Telefon 2 :+90 (216) 382 22 23
Adres: Çankaya Cad. No : 3 Büyükada, İstanbul
Web Adresi : www.kucukoteller.com.tr/galaotelbuyukada
 

Star Gazetesi Çanakkale Yazımız & Otel Önerilerimiz

Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, arkeolojisi ve insanı büyüleyen doğal zenginliğiyle Türkiye’nin en kuzey batısındaki ilimiz Çanakkale. Ege ve Marmara Denizini birleştirerek, stratejik konumu gereği dünyanın en önemli boğazlarından birine sahip ilimiz dünyanın tarihini Troya ve 1. Dünya Savaşı ile değiştirerek tarih boyunca hep büyük önem taşımış. Geçen yıllara mirasına saygı duyarak uyum sağlayan, dünyanın dört bir yanından ağırladığı tüm misafirlerini etkileyen, deniz, kara veya hava ulaşamından birini tercih edip rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu güzel şehrimizde sizi keyifli bir yolculuğa çıkarıyoruz…

Çanakkale Otelleri: http://www.kucukoteller.com.tr/index.php?page=mod_otel_kategori&otlAra=%E7anakkale

2013-04-26 16:41:00
Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, a...
devamını okumak için tıklayınız.

Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihi, kültürel zenginlikleri, arkeolojisi ve insanı büyüleyen doğal zenginliğiyle Türkiye’nin en kuzey batısındaki ilimiz Çanakkale. Ege ve Marmara Denizini birleştirerek, stratejik konumu gereği dünyanın en önemli boğazlarından birine sahip ilimiz dünyanın tarihini Troya ve 1. Dünya Savaşı ile değiştirerek tarih boyunca hep büyük önem taşımış. Geçen yıllara mirasına saygı duyarak uyum sağlayan, dünyanın dört bir yanından ağırladığı tüm misafirlerini etkileyen, deniz, kara veya hava ulaşamından birini tercih edip rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu güzel şehrimizde sizi keyifli bir yolculuğa çıkarıyoruz…

Çanakkale Otelleri: http://www.kucukoteller.com.tr/index.php?page=mod_otel_kategori&otlAra=%E7anakkale

Alaçatı Sezona Bomba Gibi Başlıyor

“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !
 
Alaçatı bu yıl sezona muhteşem bir organizasyon ile; “Ot Festivali” ile bomba gibi giriş yaptı.. Binlerce ziyaretçi oluk oluk aktı şirin beldeye bu festival boyunca; Otlar yarıştı, onlarla yaratılan lezzetler gelenleri mest etti.
 
Artık Alaçatı için durmak yok, Önce 23 Nisan’ın Salı gününe denk gelmesi nedeniyle 19 -23 Nisan arası Alaçatı cıvıl cıvıl, uzun bir hafta sonuna hazırlanıyor..
 
Ardından 04 Mayısta Aya Yorgi’nin artık efsaneleşen “Day and Night “ Kulübü “Marrakech”  sezonu dev bir parti ile açıyor.
 
Durmak yok; Sonrasında hep birlikte 19 Mayıs Gençlik bayramını bayram tadında yaşıyoruz.
 
Mayıs ayının son etkinliği de Alaçatı’mıza çok yakışan “ Uçurtma Festivali”miz; 25-26 Mayıs 2013.
 
Bu tarihleri şimdiden ajandalarınıza yazın, planlarınızı yapın; Kurabiye Otel sizleri konuk etsin..
 
Keyif paylaştıkça çoğalır.
 
Alaçatı sizi ağırlamaya hazır….

Kurabiye Otel İletişim:

Kontak Kişi :Perihan Akbulut - M.Ali Akbulut
Telefon 1 :+90 232 716 0901
Telefon 2 :+90 541 273 0741
Adres: Hacı Memiş Mah. Mithatpaşa Cad. 2012 Sok. No:54 35950 Alaçatı / Çeşme İzmir
2013-04-22 13:15:31
“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !...
devamını okumak için tıklayınız.

“Kurabiye Otel” den Alaçatı Etkinlik Haberleri !
 
Alaçatı bu yıl sezona muhteşem bir organizasyon ile; “Ot Festivali” ile bomba gibi giriş yaptı.. Binlerce ziyaretçi oluk oluk aktı şirin beldeye bu festival boyunca; Otlar yarıştı, onlarla yaratılan lezzetler gelenleri mest etti.
 
Artık Alaçatı için durmak yok, Önce 23 Nisan’ın Salı gününe denk gelmesi nedeniyle 19 -23 Nisan arası Alaçatı cıvıl cıvıl, uzun bir hafta sonuna hazırlanıyor..
 
Ardından 04 Mayısta Aya Yorgi’nin artık efsaneleşen “Day and Night “ Kulübü “Marrakech”  sezonu dev bir parti ile açıyor.
 
Durmak yok; Sonrasında hep birlikte 19 Mayıs Gençlik bayramını bayram tadında yaşıyoruz.
 
Mayıs ayının son etkinliği de Alaçatı’mıza çok yakışan “ Uçurtma Festivali”miz; 25-26 Mayıs 2013.
 
Bu tarihleri şimdiden ajandalarınıza yazın, planlarınızı yapın; Kurabiye Otel sizleri konuk etsin..
 
Keyif paylaştıkça çoğalır.
 
Alaçatı sizi ağırlamaya hazır….

Kurabiye Otel İletişim:

Kontak Kişi :Perihan Akbulut - M.Ali Akbulut
Telefon 1 :+90 232 716 0901
Telefon 2 :+90 541 273 0741
Adres: Hacı Memiş Mah. Mithatpaşa Cad. 2012 Sok. No:54 35950 Alaçatı / Çeşme İzmir
Kapadokyada Bahar! Argos in Cappadociadan size özel bahar promosyonu

Size özel bahar..

Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bahar keyfi yapmak isteyenlere müjde; Nisan ayında 3 gece ve üzeri konaklamalarda, kaya ve deluxe oda kategorilerinde %15, suite ve içinde özel havuzu bulunan splendid suite oda kategorilerinde %20 bahar indirimi yaptık. Bahar paketi alan konuklarımıza, argos in Cappadocia’daki konaklamaları sırasında arzu ettikleri bir günde, Seki Lounge’da gün batımında birer kadeh roze şarap da ikramları..


İletişim için:

Telefon 1: +90 384 219 31 30
Adres: Kayabaşı Sok. Uchisar / Nevşehir - Kapadokya
Web Adresi :

www.kucukoteller.com.tr/argosincappadocia

 

2013-04-19 13:08:33
Size özel bahar.. Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bah...
devamını okumak için tıklayınız.

Size özel bahar..

Uzun bir kıştan sonra uyanan Kapadokya’da bahar keyfi yapmak isteyenlere müjde; Nisan ayında 3 gece ve üzeri konaklamalarda, kaya ve deluxe oda kategorilerinde %15, suite ve içinde özel havuzu bulunan splendid suite oda kategorilerinde %20 bahar indirimi yaptık. Bahar paketi alan konuklarımıza, argos in Cappadocia’daki konaklamaları sırasında arzu ettikleri bir günde, Seki Lounge’da gün batımında birer kadeh roze şarap da ikramları..


İletişim için:

Telefon 1: +90 384 219 31 30
Adres: Kayabaşı Sok. Uchisar / Nevşehir - Kapadokya
Web Adresi :

www.kucukoteller.com.tr/argosincappadocia

 

Haber Arşivi

Haberler ve Duyurular

Kurban Bayramı Tatili için seçenekler

Önümüzde herkesin bir an önce gelmesini beklediği, 9 günlük Kurban Bayramı tatiline az bir zaman kaldı. Kışa girmeden bu fırsatı kaçırmak istemeyenler şimdiden tatil planları yapmaya başladılar. Peki sizin tatil planınız hangisi ?

İşte size birbirinden cazip ve özel 4 tatil seçeneği

Şile Lavanda Otel:

İstanbul Şile yakınlarında, çam ormanlarının arasında gerçek bir cennet. Benzerine ender rastlayacağınız güzellikte şık bir küçük otel.
Klasik müzik eşliğinde temiz hava ruhunuzu dinlendirirken, aynı zamanda vücudunuzun da dinlenip enerji kazanacağı bir spa otel Lavanda. Leziz yemekleri ile de medyada adından oldukça sık bahsettiriyor. Türkiye’nin balayı otelleri arasında seçim yapmak isterseniz, Lavanda Otel kesinlikle 1 numaralı tercihiniz olmalı..

Adres : Ulupelit Köyü- Seçkin Sokak No :2 Şile / İstanbul http://www.kucukoteller.com.tr/lavanda
Telefon : 0 216 736 56 40

Alaçatı Tashmahal Otel :

Alaçatı, son yıllarda Türkiye’nin gözde tatil beldeleri arasında yer alıyor. Tashmahal Otel, klasik Alaçatı otel tarzından romantik havası ve 1864 yılından bugüne izler taşıyan masalsı mimarisi ile ayrılıyor. 150 yıllık büyüleyici konak, şimdi 8 odalı Tashmahal Alaçatı otel. Huzurlu ve romantik bir tatil için yer bulabilirseniz oldukça şanslısınız..

Adres : Tokoğlu mah. 1005 sok.No: 68 Alaçatı / Çeşme / İzmir http://www.kucukoteller.com.tr/tashmahal
Telefon : 0 232 716 01 22

ASCOT HOTEL BÜYÜKADA'DA KURBAN BAYRAMI FIRSATI !

Kurban Bayramında 3 gece konaklamalarda 20% indirim! Hemen rezervasyon yapmak için tıklayın! ...veya http://www.kucukoteller.com.tr/ascothotel ziyaret edin !

Sedirli Ev Otel :

Sedirli Ev Otel, Alaçatı butik otelleri arasında küçük otel olarak nostaljik havası ile cezbediyor. Kış aylarında şömine keyfi ile sıcacık bir atmosfer bulacağınız otel, bayram tatiliniz için ideal bir mekan. Bu otelde sessizlik ve huzuru birarada bulurken aynı zamanda beldenin merkezine yürüyüş mesafesinde konaklayacaksınız. http://www.kucukoteller.com.tr/sedirliev
Adres : Hacı Memiş mah.2067 sok.No : 5 Alaçatı / Çeşme / İzmir
Telefon :0 232 716 92 71

2010-11-01 16:59:08
Önümüzde herkesin bir an önce gelmesini beklediği, 9 günlük Kurban Bayramı tatiline az bir zaman kaldı. Kışa girmeden bu fırsatı kaçırmak istemeyenler şimdiden tatil planları yapmaya başladılar. Peki
devamını okumak için tıklayınız.

Önümüzde herkesin bir an önce gelmesini beklediği, 9 günlük Kurban Bayramı tatiline az bir zaman kaldı. Kışa girmeden bu fırsatı kaçırmak istemeyenler şimdiden tatil planları yapmaya başladılar. Peki sizin tatil planınız hangisi ?

İşte size birbirinden cazip ve özel 4 tatil seçeneği

Şile Lavanda Otel:

İstanbul Şile yakınlarında, çam ormanlarının arasında gerçek bir cennet. Benzerine ender rastlayacağınız güzellikte şık bir küçük otel.
Klasik müzik eşliğinde temiz hava ruhunuzu dinlendirirken, aynı zamanda vücudunuzun da dinlenip enerji kazanacağı bir spa otel Lavanda. Leziz yemekleri ile de medyada adından oldukça sık bahsettiriyor. Türkiye’nin balayı otelleri arasında seçim yapmak isterseniz, Lavanda Otel kesinlikle 1 numaralı tercihiniz olmalı..

Adres : Ulupelit Köyü- Seçkin Sokak No :2 Şile / İstanbul http://www.kucukoteller.com.tr/lavanda
Telefon : 0 216 736 56 40

Alaçatı Tashmahal Otel :

Alaçatı, son yıllarda Türkiye’nin gözde tatil beldeleri arasında yer alıyor. Tashmahal Otel, klasik Alaçatı otel tarzından romantik havası ve 1864 yılından bugüne izler taşıyan masalsı mimarisi ile ayrılıyor. 150 yıllık büyüleyici konak, şimdi 8 odalı Tashmahal Alaçatı otel. Huzurlu ve romantik bir tatil için yer bulabilirseniz oldukça şanslısınız..

Adres : Tokoğlu mah. 1005 sok.No: 68 Alaçatı / Çeşme / İzmir http://www.kucukoteller.com.tr/tashmahal
Telefon : 0 232 716 01 22

ASCOT HOTEL BÜYÜKADA'DA KURBAN BAYRAMI FIRSATI !

Kurban Bayramında 3 gece konaklamalarda 20% indirim! Hemen rezervasyon yapmak için tıklayın! ...veya http://www.kucukoteller.com.tr/ascothotel ziyaret edin !

Sedirli Ev Otel :

Sedirli Ev Otel, Alaçatı butik otelleri arasında küçük otel olarak nostaljik havası ile cezbediyor. Kış aylarında şömine keyfi ile sıcacık bir atmosfer bulacağınız otel, bayram tatiliniz için ideal bir mekan. Bu otelde sessizlik ve huzuru birarada bulurken aynı zamanda beldenin merkezine yürüyüş mesafesinde konaklayacaksınız. http://www.kucukoteller.com.tr/sedirliev
Adres : Hacı Memiş mah.2067 sok.No : 5 Alaçatı / Çeşme / İzmir
Telefon :0 232 716 92 71

Turist profili çok değişti

Eskiden Uzakdoğulu, Fransız, Alman ve İtalyanlar gelirdi.
29 Ekim 2010 Cuma

Türkiye'nin peribacaları, vadileri, butik otelleri ve sıcak hava balonları ile ünlü önemli turizm merkezlerinden Kapadokya'ya gelen turistlerin milliyetleri son yıllarda değişerek arttı.

Kapadokya Turistik İşletmeciler Derneği (KAPTİD) Genel Sekreteri Nazif Demir, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, eskiden sadece Uzakdoğulu, Fransız, Alman ve İtalyanların geldiği Kapadokya'ya son yıllarda, İspanya, Brezilya, Portekiz, Meksika, Arjantin, Venezüella, Şili, Kolombiya gibi ülkelerden de turistlerin gelmeye başladığını söyledi.

2007 yılında İspanya, Brezilya, Portekiz, Meksika, Arjantin, Venezüella, Şili, Kolombiya ve diğer Güney Amerika ülkelerinden gelen turist sayısının 417 bin 816 olduğunu belirten Demir, 2009 yılında bu sayının 543 bin 323'e yükseldiğini ifade etti.

Bunda en önemli etkenin, Kapadokya bölgesine ulaşımın kolaylaşmasının olduğunu belirten Demir, bölge turizmcilerin katıldığı uluslararası fuarların da bölgeye gelen turistlerin milliyetlerinin değişip artmasında önemli rol oynadığını vurguladı.

Demir, İspanya'dan gelen turist sayısının 2007 yılında 288 bin 358'den, 2008 yılında 342 bin 104'e, 2009 yılında da 376 bin 215'e yükseldiğini, Brezilya'dan gelen turist sayısının 2007 yılında 33 bin 136'dan 2008 yılında 43 bin 647'ye, 2009 yılında ise 53 bin 574'e yükseldiğini dile getirdi.

Portekiz'den 2007 yılında bölgeye gelen turist sayısının 30 bin 512'den, 2008 yılında 36 bin 977'ye, 2009 yılında 46 bin 900'e yükseldiğini anlatan Demir, 2007 yılında 25 bin 630 olan Meksikalı turist sayısının 2008 yılında 26 bin 997, 2009 yılında da 21 bin 912 olduğuna işaret etti.

Demir, Arjantin'den Kapadokya'ya 2007 yılında 14 bin 600, 2008 yılında 18 bin 599, 2009 yılında 20 bin 578 turistin geldiğini, Venezüella'dan 2007 yılında 6 bin 604, 2008 yılında 9 bin 604, 2009 yılında 9 bin 284 turist geldiğini kaydetti.

Şili, Kolombiya ve diğer Güney Amerika ülkelerinden gelen turist sayıları hakkında da bilgiler veren Demir, şöyle devam etti:

''2007 yılında Şili'den gelen turist sayısı 7 bin 112 iken, bu sayı 2008 yılında 8 bin 580'e yükseldi. 2009 yılında ise bölgemize Şili'den 7 bin 612 turist geldi.

Kolombiya'dan gelen turist sayısı ise son yıllarda artış gösterdi. 2007 yılında 5 bin 66 olan Kolombiyalı turist sayısı 2008 yılında 6 bin 70, 2009 yılında ise 7 bin 248 oldu.

Diğer Güney Amerika ülkelerinden ise bölgeye 2007 yılında 6 bin 798, 2008 yılında 8 bin 32, 2009 yılında da 10 bin 228 turist geldi.

Kapadokya'ya son yıllarda, özellikle 2007 yılından beri,İspanya, Brezilya, Portekiz, Meksika, Arjantin, Venezüella, Şili, Kolombiya gibi ülkelerden toplam 543 bin323 turist geldi. 2007 yılında bu ülkelerden gelen turist sayısı 417 bin 816 iken, 2008 yılında bu ülkelerden gelen turist sayısı 500 bin 610'a, 2009 yılında da 543 bin 323'e yükseldi.''

Artık Brezilya, Portekiz hatta Vietnam'dan bile turistlerin geldiğini ifade eden Demir, Malezya, Singapur, Hindistan ve Çin'den gelen turistlerin sayılarında da artış gözlemlediklerini dile getirdi.

Demir, ''Kapadokya bölgesinde o kadar çok milliyet dağılımı var ki, bu bizim için özellikle krizlerde bir koz rolü üstleniyor. Bölge turizmcileri olarak bizler, bir pazarı kaybettiğimiz zaman diğer pazara yöneliyoruz. O nedenle yaptığımız tanıtım faaliyetleri, katıldığımız uluslar arası fuarların artık karşılığını alıyoruz'' şeklinde konuştu.

AA

2010-11-01 16:50:44
Eskiden Uzakdoğulu, Fransız, Alman ve İtalyanlar gelirdi. 29 Ekim 2010 Cuma Türkiye'nin peribacaları, vadileri, butik otelleri ve sıcak hava balonları ile ünlü önemli turizm merkezlerinden Kapadok
devamını okumak için tıklayınız.

Eskiden Uzakdoğulu, Fransız, Alman ve İtalyanlar gelirdi.
29 Ekim 2010 Cuma

Türkiye'nin peribacaları, vadileri, butik otelleri ve sıcak hava balonları ile ünlü önemli turizm merkezlerinden Kapadokya'ya gelen turistlerin milliyetleri son yıllarda değişerek arttı.

Kapadokya Turistik İşletmeciler Derneği (KAPTİD) Genel Sekreteri Nazif Demir, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, eskiden sadece Uzakdoğulu, Fransız, Alman ve İtalyanların geldiği Kapadokya'ya son yıllarda, İspanya, Brezilya, Portekiz, Meksika, Arjantin, Venezüella, Şili, Kolombiya gibi ülkelerden de turistlerin gelmeye başladığını söyledi.

2007 yılında İspanya, Brezilya, Portekiz, Meksika, Arjantin, Venezüella, Şili, Kolombiya ve diğer Güney Amerika ülkelerinden gelen turist sayısının 417 bin 816 olduğunu belirten Demir, 2009 yılında bu sayının 543 bin 323'e yükseldiğini ifade etti.

Bunda en önemli etkenin, Kapadokya bölgesine ulaşımın kolaylaşmasının olduğunu belirten Demir, bölge turizmcilerin katıldığı uluslararası fuarların da bölgeye gelen turistlerin milliyetlerinin değişip artmasında önemli rol oynadığını vurguladı.

Demir, İspanya'dan gelen turist sayısının 2007 yılında 288 bin 358'den, 2008 yılında 342 bin 104'e, 2009 yılında da 376 bin 215'e yükseldiğini, Brezilya'dan gelen turist sayısının 2007 yılında 33 bin 136'dan 2008 yılında 43 bin 647'ye, 2009 yılında ise 53 bin 574'e yükseldiğini dile getirdi.

Portekiz'den 2007 yılında bölgeye gelen turist sayısının 30 bin 512'den, 2008 yılında 36 bin 977'ye, 2009 yılında 46 bin 900'e yükseldiğini anlatan Demir, 2007 yılında 25 bin 630 olan Meksikalı turist sayısının 2008 yılında 26 bin 997, 2009 yılında da 21 bin 912 olduğuna işaret etti.

Demir, Arjantin'den Kapadokya'ya 2007 yılında 14 bin 600, 2008 yılında 18 bin 599, 2009 yılında 20 bin 578 turistin geldiğini, Venezüella'dan 2007 yılında 6 bin 604, 2008 yılında 9 bin 604, 2009 yılında 9 bin 284 turist geldiğini kaydetti.

Şili, Kolombiya ve diğer Güney Amerika ülkelerinden gelen turist sayıları hakkında da bilgiler veren Demir, şöyle devam etti:

''2007 yılında Şili'den gelen turist sayısı 7 bin 112 iken, bu sayı 2008 yılında 8 bin 580'e yükseldi. 2009 yılında ise bölgemize Şili'den 7 bin 612 turist geldi.

Kolombiya'dan gelen turist sayısı ise son yıllarda artış gösterdi. 2007 yılında 5 bin 66 olan Kolombiyalı turist sayısı 2008 yılında 6 bin 70, 2009 yılında ise 7 bin 248 oldu.

Diğer Güney Amerika ülkelerinden ise bölgeye 2007 yılında 6 bin 798, 2008 yılında 8 bin 32, 2009 yılında da 10 bin 228 turist geldi.

Kapadokya'ya son yıllarda, özellikle 2007 yılından beri,İspanya, Brezilya, Portekiz, Meksika, Arjantin, Venezüella, Şili, Kolombiya gibi ülkelerden toplam 543 bin323 turist geldi. 2007 yılında bu ülkelerden gelen turist sayısı 417 bin 816 iken, 2008 yılında bu ülkelerden gelen turist sayısı 500 bin 610'a, 2009 yılında da 543 bin 323'e yükseldi.''

Artık Brezilya, Portekiz hatta Vietnam'dan bile turistlerin geldiğini ifade eden Demir, Malezya, Singapur, Hindistan ve Çin'den gelen turistlerin sayılarında da artış gözlemlediklerini dile getirdi.

Demir, ''Kapadokya bölgesinde o kadar çok milliyet dağılımı var ki, bu bizim için özellikle krizlerde bir koz rolü üstleniyor. Bölge turizmcileri olarak bizler, bir pazarı kaybettiğimiz zaman diğer pazara yöneliyoruz. O nedenle yaptığımız tanıtım faaliyetleri, katıldığımız uluslar arası fuarların artık karşılığını alıyoruz'' şeklinde konuştu.

AA

La Casa Butik Hotel Kayseri, Göz Kamaştırıyor

La Casa Butik Hotel, Göz Kamaştırıyor

Kayserinin ve Orta Anadolu Bölgesinin tek butik şehir oteli olma özelliğini taşıyan La Casa Butik Hoteli misafirlerine sunduğu üst seviye hizmetleri ile Kayseri de tercih edilen otel sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor. Kapalı olarak bin 800 metrekar

KAYSERİ- Kayseri"nin ve Orta Anadolu Bölgesi"nin tek butik şehir oteli olma özelliğini taşıyan La Casa Butik(Boutique) Hoteli misafirlerine sunduğu üst seviye hizmetleri ile Kayseri"de tercih edilen otel sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor.

Butik Hotel olabilmek için üst düzey bir hizmet vermek gerektiğinin önemine değinen La Casa Butik Hotel Genel Müdürü Abbas Köse, diğer bir kriterin ise tarihi mekana sahip olabilmek olduğunu belirtti.

Genel Müdür Abbas Köse, yüksek standartlarda dekor edilmiş La Casa Butik Hotel"de tüm hizmetlerinin "Business" olduğunu ifade ederek bu hizmetlerinin süreklilik arz edeceğinin altını çizdi.

LA CASA HOTEL"DE HİZMET EN ÜST SEVİYEDEDİR

Butik Hotel olabilmek için üst düzey hizmet verilmesini gerektiğini ve bunun için ise nitelikli bir kadronun olması gerektiğini vurgulayan Köse, "İşletmenizde üst düzey hizmet verebilmek için kadronuzun hepsinin nitelikli ve yetenekli personelden oluşması lazım. Kayseri deki diğer otellerin hizmet standartları bellidir. Bizim hitap ettiğimiz müşteri kitlemizin belli başlı ihtiyaçları var. Bu kişilerin çoğunluğu yönetici sıfatında kişilerden oluşuyor. Biz bu kitleye gazetesini, ücretsiz diz üstü bilgisayarını ve ücretsiz internet hizmetini, çay ve kahve ikramlarını ücretsiz sunuyoruz. Şu anda lobide müşterilerimizin kullanımı için 3 adet yazıcısı ile birlikte diz üstü bilgisayar ve internet hizmeti veriyoruz. Bu hizmetlerimiz ücretsizdir" dedi.

İNSANA YATIRIM YAPMAK UZUN VADELİ BİR İŞTİR

İç Anadolu Bölgesinde gerçek anlamda hizmet sektörünün yok denecek kadar az olduğuna değinen Köse, "La Casa Butik Hotel, insanların çok rahat bir şekilde gelip kalacağı üst seviyede hizmet alabileceği bir butik oteldir. İç Anadolu Bölgesinde gerçek anlamda bir hizmet sektörü yok denecek kadar azdır. Hizmet sektöründe insana yatırım yapmak uzun vadeli bir iştir. Hemen yanı başımızda Kozaklıdaki Asos Otelini örnek olarak gösterebiliriz. Otel bence malzeme, bina, mefruşat, döşeme ve ekipman gibi donanım yönünden Türkiye"nin ilk 3 oteli arasında gösterilebilir. Nitelikli elemanın önemi Asos Otelinde belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Nitelikli elemanın olmayışı ile zaman zaman sıkıntı doğabiliyor. Hizmet aşamasındaki bu eksiklikte fiyatlara olumsuz yansıyor. Bir işletmeyi açarken kime hizmet edeceğinizi çok iyi belirleyeceksiniz. Yani konseptiniz, müşteri profiliniz belli olacak. Birde piyasada oluşmuş bir pazar vardır. Hiç kimse parasını hak etmediği yerde harcamak istemez. Müşteriyi memnun ettiğiniz noktada patronunuz memnun olur, çalışanınız memnun olur. Dolayısı ile memnuniyet zinciri sağlanmış olur" dedi.

MİSAFİRLERİMİZ OTELİMİZE PRESTİJ KATIYOR

Bir işletmenin prestijinin otelde konaklayan misafirleri ile paralellik gösterdiğini dile getiren Köse, "La Casa Hotel olarak bizim hedefimiz; Business dediğimiz müşteriye hitap etmektir. Bu konuda eksiklerimiz var, bu amaçla daha kendimizi tam olarak tanıtamadık. Şuna çok dikkat ediyoruz. Kulaktan kulağa söylenen reklam en büyük reklamdır. Yeni açılan bir otel olarak yine de başarılıyız diyebilirim. Konaklamada yaklaşık 45 günlük bir hizmetimiz oldu. 90 yatak kapasiteli otelimizde şu günlerde yaklaşık yüzde 80 dolulukta hizmetimizi sürdürüyoruz. Fiyatlarımızdan dolayı bizim 2 katı odaya sahip başka bir otelle eşdeğerde ciro elde edebiliyoruz. Ayrıca gelen müşterilerimizde otelimize ayrı bir prestij katıyor. İşletmemizin manevi olarak değeri artıyor. Dolayısı ile konaklamak isteyenler için otelimiz, cazibe noktası olmuş oluyor. Kasım ayının ilk günlerinde programları değişmezse Anadolu Jet"in Genel Müdürünü ardından da ekibini ağırlayacağız. Özel havayolları personeli ve ilaç mümessilleri bizim en önemli misafir kitlemizi oluşturuyor. Biz; Hilton Kayseri, Eras Hotel, City One ve Novotel gibi otellerin hitap ettiği müşteri kesimine hitap ediyoruz" diye konuştu.

ÇIRAKLIĞINI YAPMADIĞINIZ HİÇBİR İŞİN MÜDÜRLÜĞÜNÜ YAPAMAZSINIZ

Bir işletmede başarılı olabilmenin sırrının o işletme çalışan nitelikli personellerle alakalı olduğuna dikkati çeken Köse, "Küçümsediğiniz işin müdürlüğünü, ustalığını ve çıraklığını yapamazsınız. Kayseri"de 40-45 odalı birçok otelin fiyatları 50-60 TL arasında değişiyor. Biz o değiliz, o hizmeti de vermiyoruz. Mesai arkadaşlarımla biz bir ekibiz. Bu otele ben genel müdür olarak başlamadım. Hiçbir zaman çalışma arkadaşlarımı da küçümsemedim. Böyle bir şeyde olamaz zaten. Çıraklığını yapmadığınız işin ustalığını, müdürlüğünü yapamazsınız. İnsanları işyerinde istihdam edebilmek işletme mantığı, bir işletme anlayışıdır, kısacası vizyondur. Ona öyle bakabiliyorsanız müşteri memnuniyetine tabi ki daha çok önem veren amacınız, misyonunuz olması gerekir. Bu temel ilkelerimiz biz olsak ta olmasak ta otelimiz var olduğu sürece bu işletme anlayışıyla sürecektir. Bir işletmenin işletme anlayışı ile ilgili temeli sağlam atılır ise bina dimdik ayakta kalır. La Casa Butik Hotel olarak var olduğumuz sürece aynı çizgide ve hizmet anlayışında hareket edeceğiz" şeklinde konuştu.

LA CASA BUTİK HOTEL, ÖZBİ ÜYESİ OLMA YOLUNDA İLERLİYOR

Türkiye"de 115 üye otel ve 6 bin 500 yatak kapasiteli tarihi ve butik otelciliği temsil eden tek resmi organizasyon olan ÖZBİ (Özel Belgeli ve Butik Oteller Birliği) kuruluşuna 2011 yılı ilk çeyreğinde üye olacaklarını kaydeden La Casa Butik Hotel Genel Müdürü Abbas Köse, ÖZBİ üyelerinin bulundukları bölgede nitelikleri itibarı ile benzersiz tesisler olduklarını ve zincir otellerin aksine her birinin bağımsız işletmeler şeklinde yönetildiğini açıkladı.

LA CASA BUTİK HOTEL, 90 YATAK KAPASİTELİ

Kapalı olarak bin 800 metrekare alana sahip La Casa Butik Hotel 6 kattan oluşuyor. Altıncı katı 100 kişilik balık ve alakart restoranı olarak kullanılan otelde ayrıca 45 oda (90 yatak), 70 kişilik toplantı salonu, Lobby, Lobby Bar, Business Corner olarak bilinen İnternet Köşesi, 10 araçlık açık otoparkta bulunuyor.

İşadamı Mustafa Çamoğlu"nun işletme sahibi olduğu otelde Mutfak Şefi olarak ta İbrahim Uzunlu görev yapıyor.  

Haber: Mehmet Fatih Kaymaz Medya73

2010-11-01 16:49:34
La Casa Butik Hotel, Göz Kamaştırıyor Kayserinin ve Orta Anadolu Bölgesinin tek butik şehir oteli olma özelliğini taşıyan La Casa Butik Hoteli misafirlerine sunduğu üst seviye hizmetleri ile Kayser
devamını okumak için tıklayınız.

La Casa Butik Hotel, Göz Kamaştırıyor

Kayserinin ve Orta Anadolu Bölgesinin tek butik şehir oteli olma özelliğini taşıyan La Casa Butik Hoteli misafirlerine sunduğu üst seviye hizmetleri ile Kayseri de tercih edilen otel sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor. Kapalı olarak bin 800 metrekar

KAYSERİ- Kayseri"nin ve Orta Anadolu Bölgesi"nin tek butik şehir oteli olma özelliğini taşıyan La Casa Butik(Boutique) Hoteli misafirlerine sunduğu üst seviye hizmetleri ile Kayseri"de tercih edilen otel sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor.

Butik Hotel olabilmek için üst düzey bir hizmet vermek gerektiğinin önemine değinen La Casa Butik Hotel Genel Müdürü Abbas Köse, diğer bir kriterin ise tarihi mekana sahip olabilmek olduğunu belirtti.

Genel Müdür Abbas Köse, yüksek standartlarda dekor edilmiş La Casa Butik Hotel"de tüm hizmetlerinin "Business" olduğunu ifade ederek bu hizmetlerinin süreklilik arz edeceğinin altını çizdi.

LA CASA HOTEL"DE HİZMET EN ÜST SEVİYEDEDİR

Butik Hotel olabilmek için üst düzey hizmet verilmesini gerektiğini ve bunun için ise nitelikli bir kadronun olması gerektiğini vurgulayan Köse, "İşletmenizde üst düzey hizmet verebilmek için kadronuzun hepsinin nitelikli ve yetenekli personelden oluşması lazım. Kayseri deki diğer otellerin hizmet standartları bellidir. Bizim hitap ettiğimiz müşteri kitlemizin belli başlı ihtiyaçları var. Bu kişilerin çoğunluğu yönetici sıfatında kişilerden oluşuyor. Biz bu kitleye gazetesini, ücretsiz diz üstü bilgisayarını ve ücretsiz internet hizmetini, çay ve kahve ikramlarını ücretsiz sunuyoruz. Şu anda lobide müşterilerimizin kullanımı için 3 adet yazıcısı ile birlikte diz üstü bilgisayar ve internet hizmeti veriyoruz. Bu hizmetlerimiz ücretsizdir" dedi.

İNSANA YATIRIM YAPMAK UZUN VADELİ BİR İŞTİR

İç Anadolu Bölgesinde gerçek anlamda hizmet sektörünün yok denecek kadar az olduğuna değinen Köse, "La Casa Butik Hotel, insanların çok rahat bir şekilde gelip kalacağı üst seviyede hizmet alabileceği bir butik oteldir. İç Anadolu Bölgesinde gerçek anlamda bir hizmet sektörü yok denecek kadar azdır. Hizmet sektöründe insana yatırım yapmak uzun vadeli bir iştir. Hemen yanı başımızda Kozaklıdaki Asos Otelini örnek olarak gösterebiliriz. Otel bence malzeme, bina, mefruşat, döşeme ve ekipman gibi donanım yönünden Türkiye"nin ilk 3 oteli arasında gösterilebilir. Nitelikli elemanın önemi Asos Otelinde belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Nitelikli elemanın olmayışı ile zaman zaman sıkıntı doğabiliyor. Hizmet aşamasındaki bu eksiklikte fiyatlara olumsuz yansıyor. Bir işletmeyi açarken kime hizmet edeceğinizi çok iyi belirleyeceksiniz. Yani konseptiniz, müşteri profiliniz belli olacak. Birde piyasada oluşmuş bir pazar vardır. Hiç kimse parasını hak etmediği yerde harcamak istemez. Müşteriyi memnun ettiğiniz noktada patronunuz memnun olur, çalışanınız memnun olur. Dolayısı ile memnuniyet zinciri sağlanmış olur" dedi.

MİSAFİRLERİMİZ OTELİMİZE PRESTİJ KATIYOR

Bir işletmenin prestijinin otelde konaklayan misafirleri ile paralellik gösterdiğini dile getiren Köse, "La Casa Hotel olarak bizim hedefimiz; Business dediğimiz müşteriye hitap etmektir. Bu konuda eksiklerimiz var, bu amaçla daha kendimizi tam olarak tanıtamadık. Şuna çok dikkat ediyoruz. Kulaktan kulağa söylenen reklam en büyük reklamdır. Yeni açılan bir otel olarak yine de başarılıyız diyebilirim. Konaklamada yaklaşık 45 günlük bir hizmetimiz oldu. 90 yatak kapasiteli otelimizde şu günlerde yaklaşık yüzde 80 dolulukta hizmetimizi sürdürüyoruz. Fiyatlarımızdan dolayı bizim 2 katı odaya sahip başka bir otelle eşdeğerde ciro elde edebiliyoruz. Ayrıca gelen müşterilerimizde otelimize ayrı bir prestij katıyor. İşletmemizin manevi olarak değeri artıyor. Dolayısı ile konaklamak isteyenler için otelimiz, cazibe noktası olmuş oluyor. Kasım ayının ilk günlerinde programları değişmezse Anadolu Jet"in Genel Müdürünü ardından da ekibini ağırlayacağız. Özel havayolları personeli ve ilaç mümessilleri bizim en önemli misafir kitlemizi oluşturuyor. Biz; Hilton Kayseri, Eras Hotel, City One ve Novotel gibi otellerin hitap ettiği müşteri kesimine hitap ediyoruz" diye konuştu.

ÇIRAKLIĞINI YAPMADIĞINIZ HİÇBİR İŞİN MÜDÜRLÜĞÜNÜ YAPAMAZSINIZ

Bir işletmede başarılı olabilmenin sırrının o işletme çalışan nitelikli personellerle alakalı olduğuna dikkati çeken Köse, "Küçümsediğiniz işin müdürlüğünü, ustalığını ve çıraklığını yapamazsınız. Kayseri"de 40-45 odalı birçok otelin fiyatları 50-60 TL arasında değişiyor. Biz o değiliz, o hizmeti de vermiyoruz. Mesai arkadaşlarımla biz bir ekibiz. Bu otele ben genel müdür olarak başlamadım. Hiçbir zaman çalışma arkadaşlarımı da küçümsemedim. Böyle bir şeyde olamaz zaten. Çıraklığını yapmadığınız işin ustalığını, müdürlüğünü yapamazsınız. İnsanları işyerinde istihdam edebilmek işletme mantığı, bir işletme anlayışıdır, kısacası vizyondur. Ona öyle bakabiliyorsanız müşteri memnuniyetine tabi ki daha çok önem veren amacınız, misyonunuz olması gerekir. Bu temel ilkelerimiz biz olsak ta olmasak ta otelimiz var olduğu sürece bu işletme anlayışıyla sürecektir. Bir işletmenin işletme anlayışı ile ilgili temeli sağlam atılır ise bina dimdik ayakta kalır. La Casa Butik Hotel olarak var olduğumuz sürece aynı çizgide ve hizmet anlayışında hareket edeceğiz" şeklinde konuştu.

LA CASA BUTİK HOTEL, ÖZBİ ÜYESİ OLMA YOLUNDA İLERLİYOR

Türkiye"de 115 üye otel ve 6 bin 500 yatak kapasiteli tarihi ve butik otelciliği temsil eden tek resmi organizasyon olan ÖZBİ (Özel Belgeli ve Butik Oteller Birliği) kuruluşuna 2011 yılı ilk çeyreğinde üye olacaklarını kaydeden La Casa Butik Hotel Genel Müdürü Abbas Köse, ÖZBİ üyelerinin bulundukları bölgede nitelikleri itibarı ile benzersiz tesisler olduklarını ve zincir otellerin aksine her birinin bağımsız işletmeler şeklinde yönetildiğini açıkladı.

LA CASA BUTİK HOTEL, 90 YATAK KAPASİTELİ

Kapalı olarak bin 800 metrekare alana sahip La Casa Butik Hotel 6 kattan oluşuyor. Altıncı katı 100 kişilik balık ve alakart restoranı olarak kullanılan otelde ayrıca 45 oda (90 yatak), 70 kişilik toplantı salonu, Lobby, Lobby Bar, Business Corner olarak bilinen İnternet Köşesi, 10 araçlık açık otoparkta bulunuyor.

İşadamı Mustafa Çamoğlu"nun işletme sahibi olduğu otelde Mutfak Şefi olarak ta İbrahim Uzunlu görev yapıyor.  

Haber: Mehmet Fatih Kaymaz Medya73

Dünya Sorumlu Turizmcilikte Türk firmasının başarısı

Dünyanın en önemli turizm fuarları arasında olan Londra Dünya Turizm Fuarı'nca (WTM) düzenlenen “Dünya Sorumlu Turizmcilik Günü’ kapsamında, Türk firması Eco Turkey’e, “etik turizmcilik” alanında yaptığı çalışmalar nedeniyle “örnek” firmalar arasında gösterildi.
30-10-2010, Cumartesi
Dünyanın en önemli seyahat fuarlarından biri olarak gösterilen World Travel Market (WTM) Londra Turizm Fuarı 08-11 Kasım 2010 tarihleri arasında Londra Excel Sergi Salonu’nda gerçekleşecek. 197 ülkeden 6 binin üzerinde firmanın dünya üzerindeki 10 binden fazla turizm merkezini tanıtacağı fuarda geçtiğimiz yıl 729 metrekare stant açan Türkiye'nin, bu yıl 965 metrekarelik bir stant rezerve ettirdiği açıklandı.

“Sorumlu Turizmcilik” Alanında bir Türk Firması

Son yıllarda “sorumlu turizmcilik” kavramını öne çıkaran WTM bu nedenle fuar kapsamında 10 Kasım gününü ‘Dünya Sorumlu Turizmcilik Günü’ olarak ilan etti. WTM’in bu kapsamda yer alan bu yilki çalışmasında Türk firması Eco Turkey, “etik turizmcilik” alanında yaptığı çalışmalar nedeniyle “örnek” firmalar arasında yer verilirken, BBC World Service ve BM’in sponsorluğunu yaptığı bu çalışma için, resmi destekçiler arasında gösterildi. Oldukça sıkı bir denetimden sonra ilan edilen “Sorumlu Turizmcilik Günü’ne Destek Veren Firmalar” arasında yer alan Eco Turkey, Türkiye’yi Avrupa’da kategorisinde temsil ediyor. WTM web sitesinde Türk firması için yapılan açıklamada, “EcoTurkey.com, kısa bir süre once kurulmuş olmasına rağmen, Türkiye’de sürdürülebilir ve sorumlu turizmcilik alanında önemli bir yol katetmiştir” dendi.

“Türkiye’ye gelen bilinçli turistlerin sayısını arttırmalıyız”

Eco Turkey Pazarlama Müdürü Seba Keskin, yaptığı açıklamada, dünya turizm pazarında önemli bir yer tutan sorumlu turizmciliğin, Türkiye açısında oldukça yeni bir kavram olduğunu belirtti. Keskin, “Türkiye’nin doğal kaynaklarının sürdürülebilirliliğini güvence altına alan, aynı zamnda da yerel halkın ekonomik kalkınmasına ve turizm getirilerinden eşit olarak faydalanmasına destek olan bir anlayışla yola çıktık. Eco Turkey olarak ülkenin sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşımı ilke edindik. Amacımız ülkeye gelen bilinçli turist sayısını arttırmak” diye konuştu. Türkiye’nin en çok ziyaretçi çektiği ülkeler arasında önemli bir konumunda olan İngiltere’den gelişlerin son dönemde durgun bir seyir izlediği ve pazarın canlandırılmasına yönelik girişimlerin başlatıldığı bu dönemde WTM Londra Fuarı’nın Türkiye açısından öneminin daha da arttığına dikkat çeken Keskin, “Türkiye’ye gelen turistleri arttırmayı hedeflerken, bunların bilinçli ve gezgin turistler olmasına da dikkat etmeliyiz” dedi. BM Çevre Programı 1 Milyar Ağaç Kampanyası, World Land Trust, Climate Care, Sustainable Travel International, British Airways gibi uluslararaı partnerları bulunan Eco Turkey, 2009 yılında İngiltere’de kuruldu.
ECOTURKEY.COM’da neler var?

5 yıllık bir çalışmanın sonucu ortaya çıkan ve Türkiye’nin en geniş kapsamlı eko turizm sitesi olan Ecoturkey.com’da paket tatiller, Doğa ve macera turları, Trekking, dağ ve kaya tırmanışı, kayaking ve rafting, yamaç paraşütçülüğü bisiklet turları, yaban hayatı ve kuş gözlemciliği, kültür turları, mavi yolculuk, aile tatilleri, hafta sonu tatilleri, sağlık ve termal tatilleri, yoga tatilleri, kış tatilleri, lüks tatiller, gönüllü çalışma gibi tatil seçenekleri olmak üzere, butik oteller, oteller, kamplar, ekolojik çiftlikler, mağara otelleri yer alıyor. Türkiye ile ilgili bilgilerin yer aldığı sitede ayrıca, uçak bileti, seyahat sigortası, havaalanı otoparkı, tren ve otobüs bileti, oto kiralama, karbon ofset gibi servislerde yer alıyor. Kaynak: Açık gazete

2010-11-01 16:45:14
Dünyanın en önemli turizm fuarları arasında olan Londra Dünya Turizm Fuarı'nca (WTM) düzenlenen “Dünya Sorumlu Turizmcilik Günü’ kapsamında, Türk firması Eco Turkey’e, “etik tu
devamını okumak için tıklayınız.

Dünyanın en önemli turizm fuarları arasında olan Londra Dünya Turizm Fuarı'nca (WTM) düzenlenen “Dünya Sorumlu Turizmcilik Günü’ kapsamında, Türk firması Eco Turkey’e, “etik turizmcilik” alanında yaptığı çalışmalar nedeniyle “örnek” firmalar arasında gösterildi.
30-10-2010, Cumartesi
Dünyanın en önemli seyahat fuarlarından biri olarak gösterilen World Travel Market (WTM) Londra Turizm Fuarı 08-11 Kasım 2010 tarihleri arasında Londra Excel Sergi Salonu’nda gerçekleşecek. 197 ülkeden 6 binin üzerinde firmanın dünya üzerindeki 10 binden fazla turizm merkezini tanıtacağı fuarda geçtiğimiz yıl 729 metrekare stant açan Türkiye'nin, bu yıl 965 metrekarelik bir stant rezerve ettirdiği açıklandı.

“Sorumlu Turizmcilik” Alanında bir Türk Firması

Son yıllarda “sorumlu turizmcilik” kavramını öne çıkaran WTM bu nedenle fuar kapsamında 10 Kasım gününü ‘Dünya Sorumlu Turizmcilik Günü’ olarak ilan etti. WTM’in bu kapsamda yer alan bu yilki çalışmasında Türk firması Eco Turkey, “etik turizmcilik” alanında yaptığı çalışmalar nedeniyle “örnek” firmalar arasında yer verilirken, BBC World Service ve BM’in sponsorluğunu yaptığı bu çalışma için, resmi destekçiler arasında gösterildi. Oldukça sıkı bir denetimden sonra ilan edilen “Sorumlu Turizmcilik Günü’ne Destek Veren Firmalar” arasında yer alan Eco Turkey, Türkiye’yi Avrupa’da kategorisinde temsil ediyor. WTM web sitesinde Türk firması için yapılan açıklamada, “EcoTurkey.com, kısa bir süre once kurulmuş olmasına rağmen, Türkiye’de sürdürülebilir ve sorumlu turizmcilik alanında önemli bir yol katetmiştir” dendi.

“Türkiye’ye gelen bilinçli turistlerin sayısını arttırmalıyız”

Eco Turkey Pazarlama Müdürü Seba Keskin, yaptığı açıklamada, dünya turizm pazarında önemli bir yer tutan sorumlu turizmciliğin, Türkiye açısında oldukça yeni bir kavram olduğunu belirtti. Keskin, “Türkiye’nin doğal kaynaklarının sürdürülebilirliliğini güvence altına alan, aynı zamnda da yerel halkın ekonomik kalkınmasına ve turizm getirilerinden eşit olarak faydalanmasına destek olan bir anlayışla yola çıktık. Eco Turkey olarak ülkenin sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşımı ilke edindik. Amacımız ülkeye gelen bilinçli turist sayısını arttırmak” diye konuştu. Türkiye’nin en çok ziyaretçi çektiği ülkeler arasında önemli bir konumunda olan İngiltere’den gelişlerin son dönemde durgun bir seyir izlediği ve pazarın canlandırılmasına yönelik girişimlerin başlatıldığı bu dönemde WTM Londra Fuarı’nın Türkiye açısından öneminin daha da arttığına dikkat çeken Keskin, “Türkiye’ye gelen turistleri arttırmayı hedeflerken, bunların bilinçli ve gezgin turistler olmasına da dikkat etmeliyiz” dedi. BM Çevre Programı 1 Milyar Ağaç Kampanyası, World Land Trust, Climate Care, Sustainable Travel International, British Airways gibi uluslararaı partnerları bulunan Eco Turkey, 2009 yılında İngiltere’de kuruldu.
ECOTURKEY.COM’da neler var?

5 yıllık bir çalışmanın sonucu ortaya çıkan ve Türkiye’nin en geniş kapsamlı eko turizm sitesi olan Ecoturkey.com’da paket tatiller, Doğa ve macera turları, Trekking, dağ ve kaya tırmanışı, kayaking ve rafting, yamaç paraşütçülüğü bisiklet turları, yaban hayatı ve kuş gözlemciliği, kültür turları, mavi yolculuk, aile tatilleri, hafta sonu tatilleri, sağlık ve termal tatilleri, yoga tatilleri, kış tatilleri, lüks tatiller, gönüllü çalışma gibi tatil seçenekleri olmak üzere, butik oteller, oteller, kamplar, ekolojik çiftlikler, mağara otelleri yer alıyor. Türkiye ile ilgili bilgilerin yer aldığı sitede ayrıca, uçak bileti, seyahat sigortası, havaalanı otoparkı, tren ve otobüs bileti, oto kiralama, karbon ofset gibi servislerde yer alıyor. Kaynak: Açık gazete

Yılmaz Ulusoy butik otel zinciri açacak

Karaköy’deki tarihi Sümerbank binasını satın alarak butik otel açmaya hazırlanan Yılmaz Ulusoy, İstanbul’da butik otel zinciri kuracak. 2015’e kadar 5 tane butik otel açmayı planladıklarını belirten Ulusoy, “Beyoğlu ve çevresindeki tarihi yapıları alarak otele dönüştürmeyi düşünüyoruz” diyor.

İnşaat, otomotiv, sigorta, denizcilik ve enerjinin yanı sıra son yıllarda turizm alanındaki yatırımlarıyla da gündeme gelen işadamı Yılmaz Ulusoy, İstanbul’da butik otel zinciri açacak. Karaköy-Bankalar Caddesi’ndeki tarihi Sümerbank binasını otel yapmak üzere 9 milyon dolara alan Ulusoy, Beyoğlu ve çevresinde yeni butik oteller açmak için kolları sıvadı.
En son ihale yoluyla satışa çıkartılan İstanbul’un tarihi binalarından Sarkuysan Han’a otel yapmak üzere talip olan Ulusoy, bir yandan da Beyoğlu ve çevresinde yeni oteller açmak için görüşmeler yürütüyor.

Sümerbank binası otele dönüşüyor
Butik otel zinciri açmayı hedeflediklerini belirten Yılmaz Ulusoy,  “Satın aldığımız Sümerbank binasının devamı olarak butik otel zinciri düşünüyoruz. Beyoğlu ve çevresindeki tarihi yapılarda butik otel açmayı planlıyoruz.  2015 yılına kadar 5 tane butik otel düşünüyoruz. Onun üzerinde çalışıyoruz. Bu alanda bir marka oluşturmayı hedefliyoruz” diyor.

Yeni oteller açmak için birkaç yerle görüşme halinde olduklarını dile getiren Ulusoy, “Beyoğlu, özellikle Asmalımescit tarafı ve Karaköy’le, ilgileniyoruz. Başka yerler de olabilir. Üzerinde görüştüğümüz birkaç tarihi bina var” diye konuşuyor.

Yatırımları turizme kaydıracağız
Sarkuysan Han, için yönetimle görüşmelerin devam ettiğini söyleyen Ulusoy, “Sarkuysan Han için şansınız var mı, ihaleyi alabilecek misiniz?” şeklindeki sorumuza, espriyle karışık “Bekliyoruz, bakalım. Burada şansım olup olmadığını bilmiyorum ama genelde kendimi şanslı addederim” diyor.

Yatırımların bir kısmını turizm alanına kanalize edeceklerini vurgulayan Ulusoy, İstanbul-Merter’de yatırımı devam eden 850 yatak kapasiteli şehir otel projesini de hatırlatarak, “Turizm faaliyet alanlarımızdan biri. Bu alanda büyümek istiyoruz” diyor.

Sümerbank binası 2012’de hizmete giriyor
Sümerbank binasının restorasyon çalışmalarının önümüzdeki hafta başlayacağını ifade eden Ulusoy, tarihi binanın yaklaşık iki yıl sonra hizmete gireceğini söylüyor. Otelin restorasyonu için hiçbir masraftan kaçınmadıklarını, her detayıyla tek tek ilgilendiklerini anlatan Ulusoy, hizmete açacağı otel için bir hayli iddialı konuşuyor: “Açıldığında çok ses getirecek bir otel olacak. Burasını adından sıkça söz edilen bir butik otel haline getireceğiz” diyor.

Ulusoy, 3 bin 200 metrekarelik tarihi binanın 3’ü alt, 6’sı da yukarıda olmak üzere toplam 9 katlı olarak hizmet vereceğini ekliyor.

Kaynak: GMTR - Hürriyet 28 Ekim 2010

2010-11-01 16:28:27
Karaköy’deki tarihi Sümerbank binasını satın alarak butik otel açmaya hazırlanan Yılmaz Ulusoy, İstanbul’da butik otel zinciri kuracak. 2015’e kadar 5 tane butik otel açmayı planladı
devamını okumak için tıklayınız.

Karaköy’deki tarihi Sümerbank binasını satın alarak butik otel açmaya hazırlanan Yılmaz Ulusoy, İstanbul’da butik otel zinciri kuracak. 2015’e kadar 5 tane butik otel açmayı planladıklarını belirten Ulusoy, “Beyoğlu ve çevresindeki tarihi yapıları alarak otele dönüştürmeyi düşünüyoruz” diyor.

İnşaat, otomotiv, sigorta, denizcilik ve enerjinin yanı sıra son yıllarda turizm alanındaki yatırımlarıyla da gündeme gelen işadamı Yılmaz Ulusoy, İstanbul’da butik otel zinciri açacak. Karaköy-Bankalar Caddesi’ndeki tarihi Sümerbank binasını otel yapmak üzere 9 milyon dolara alan Ulusoy, Beyoğlu ve çevresinde yeni butik oteller açmak için kolları sıvadı.
En son ihale yoluyla satışa çıkartılan İstanbul’un tarihi binalarından Sarkuysan Han’a otel yapmak üzere talip olan Ulusoy, bir yandan da Beyoğlu ve çevresinde yeni oteller açmak için görüşmeler yürütüyor.

Sümerbank binası otele dönüşüyor
Butik otel zinciri açmayı hedeflediklerini belirten Yılmaz Ulusoy,  “Satın aldığımız Sümerbank binasının devamı olarak butik otel zinciri düşünüyoruz. Beyoğlu ve çevresindeki tarihi yapılarda butik otel açmayı planlıyoruz.  2015 yılına kadar 5 tane butik otel düşünüyoruz. Onun üzerinde çalışıyoruz. Bu alanda bir marka oluşturmayı hedefliyoruz” diyor.

Yeni oteller açmak için birkaç yerle görüşme halinde olduklarını dile getiren Ulusoy, “Beyoğlu, özellikle Asmalımescit tarafı ve Karaköy’le, ilgileniyoruz. Başka yerler de olabilir. Üzerinde görüştüğümüz birkaç tarihi bina var” diye konuşuyor.

Yatırımları turizme kaydıracağız
Sarkuysan Han, için yönetimle görüşmelerin devam ettiğini söyleyen Ulusoy, “Sarkuysan Han için şansınız var mı, ihaleyi alabilecek misiniz?” şeklindeki sorumuza, espriyle karışık “Bekliyoruz, bakalım. Burada şansım olup olmadığını bilmiyorum ama genelde kendimi şanslı addederim” diyor.

Yatırımların bir kısmını turizm alanına kanalize edeceklerini vurgulayan Ulusoy, İstanbul-Merter’de yatırımı devam eden 850 yatak kapasiteli şehir otel projesini de hatırlatarak, “Turizm faaliyet alanlarımızdan biri. Bu alanda büyümek istiyoruz” diyor.

Sümerbank binası 2012’de hizmete giriyor
Sümerbank binasının restorasyon çalışmalarının önümüzdeki hafta başlayacağını ifade eden Ulusoy, tarihi binanın yaklaşık iki yıl sonra hizmete gireceğini söylüyor. Otelin restorasyonu için hiçbir masraftan kaçınmadıklarını, her detayıyla tek tek ilgilendiklerini anlatan Ulusoy, hizmete açacağı otel için bir hayli iddialı konuşuyor: “Açıldığında çok ses getirecek bir otel olacak. Burasını adından sıkça söz edilen bir butik otel haline getireceğiz” diyor.

Ulusoy, 3 bin 200 metrekarelik tarihi binanın 3’ü alt, 6’sı da yukarıda olmak üzere toplam 9 katlı olarak hizmet vereceğini ekliyor.

Kaynak: GMTR - Hürriyet 28 Ekim 2010

Şirindi Çirkince dediler adı değişti ama güzelliği tehlikede

Şirindi Çirkince dediler adı değişti ama güzelliği tehlikede diyor çok sevdiğim ve dikkatle izlediğim sevgili Nedim Gürsel. Yazı: 25 Ekim 2010 Hürriyet gazetesinde çıkmış.

İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı Şirince, Orta Ege’de yıldızı en hızlı parlayan kasaba. Bir zamanlar kuru incir ve şaraba dayanan ekonomisini şimdilerde turizmle döndürüyor. Butik otelleri 12 ay açık. Kışın bile hafta sonlarında İzmir ve İstanbul’dan gelenlerin akınına uğruyor. Yeni kitabı Derin Anadolu’da Çanakkale’den Hatay’a gezi izlenimlerini anlatan Nedim Gürsel, Şirince’ye de özel bir bölüm ayırdı. “Bu köyün eski adı Çirkince’ye hiç de yaraşmayan bir görünümü var” diyor.

Yeşil bir yamaca sırtını dayamış, zeytin ve şeftali ağaçları, erguvanlar arasından heybetle dikilen evleri, cumbaları, beyaz duvarları, taş sokakları ve güzel insanlarıyla eski adı “Çirkince”ye hiç de yakışmayan bir görünümü var bu köyün. Köy dediysem söz gelişi elbette; yeni adıyla “Şirince” hafta sonları kalabalık bir pazar yerini andırıyor, hafta içindeyse sessiz ve sakin bir Anadolu kasabasını. Bir süre burada kalmak, sabah horoz sesleriyle uyanıp ev ekmeğiyle otlu peynirden ibaret kahvaltımı eski köy kahvesinin tahta masalarından birinde etmek isterdim. Yanında, içkiye sabah başlamak gibi bir alışkanlığım olmamasına karşın, çay niyetine bir ya da iki kadeh karadut, dağ çileği, kavun, nar, hatta dik yamaçlardan bin bir güçlükle toplanan yaban mersini şarabı yuvarlayabilirdim. Buranın kırmızı, beyaz ya da lal şarapları belki çok iyi değil ama, yumuşak iklimin toprağıyla beslenen, Ege güneşinde ballanan meyvelerden üretilen tatlı şaraplarının lezzetine doyum olmuyor.

KIZLAR, DELİKANLILARA MANDOLİNLE ŞARKI SÖYLERDİ

Eski bir Rum yerleşimi olan Çirkince’nin adı, yöredeki derebeyi tarafından azat edilen reayanın uydurduğu bir söylenceden geliyor. Özgürlüklerine kavuşan köylüler yerleşmek için kendilerine bir yer seçtiklerinde, derebey “Kuracağınız köyün yeri nasıl” diye sorar, onlar da, herhalde başkaları gelip yerleşmesin diye “Çirkince” karşılığını verirler. Oysa buranın havası öylesine serin, toprağı bereketli, dağ yamaçlarından çağlayarak inen suları öylesine dinlendirici ki, “Çirkince” adının gerçekte “Kırkınca”dan türemiş olması bana daha akla yakın gibi geliyor. Zaten doğma büyüme buralı Dido Sotiriu da, bir zamanlar heyecanla okuduğum, bir kitabımda (Balkanlar’a Dönüş) uzun uzadıya söz ettiğim, Türkçeye “Benden Selam Söyle Anadolu”ya adıyla çevrilen ünlü romanı Kanlı Topraklar’da, bir
zamanlar 800 haneden oluşan, çalışkan halkının mutlu yaşadığı, komşu Türk köyleriyle can ciğer kuzu sarması geçindiği, akşam zeytinden dönen delikanlılarla kızların mandolin eşliğinde şarkılar söyledikleri bir “cennet” olarak betimliyor Çirkince’yi. Öyle bir yer ki, savaş nedeniyle yok olan bir dünyanın, geri dönmesi mümkün olmayan bir “yitik cennet”in tüm özelliklerini taşıyor:
“Şu yeryüzünde cennet diye bir şey varsa, bizim Kırkınca o cennetin bir parçası olsa gerekti. (...) Kendi arazisinin efendisiydi her köylü. İki katlı bir evi vardı herkesin. Ayrıca ceviz, badem, elma, armut, kiraz ağaçlarıyla ve sebze bahçeleriyle çevrili, yazlık bir evi vardı. Ve hiç kimse bahçesini çiçeklerle donatmayı ihmal etmezdi. Ve dört bir yandan fışkıran akarsuların ne kış, ne yaz kesilmezdi türküsü. (...) Yavaş ama sağlam bir gelir kaynağıydı zeytinyağı. Ama incir... köylünün kemerini altınla dolduran incir. Sadece Aydın ilinde değil, bütün Doğu’da, Avrupa ve Amerika’da bile ün salmış incirlerimiz. Derisi var mı, yok mu anlayamazdınız, öylesine inceydi; Anadolu’nun o canım güneşiyle ballanmıştılar.”
Bu satırları yazan Sotiriu, Anadolu Rum halkının, papazların vaazlarında dile gelen Yunanistan’la birleşme özlemini eleştirmekten de geri kalmaz. Ne var ki, mübadeleden ya da daha insancıl bir deyimle söylemem gerekirse “Büyük Ayrılık”tan sonra bu canım köyden göçenlerin yerine yerleştirilenler, Selanik ve Girit’ten gelen Müslümanlar, değerini bilmediklerinden değil zeytin ve incir üretimine yabancı olduklarından, kısa sürede cehenneme çevirirler Çirkince’yi. Evler ahıra dönüştürülür, sokaklarda donsuz ve cılız çocuklar oynamaya başlar, okul öğretmensiz tarlalar türküsüz kalır. Ayrık otları kaplar her yanı, bakımsızlıktan meyve ağaçları çürür. Geceleyin el ayak çekilir ortalıktan. Ama köyün yeni sahipleri yetkililere başvurup Çirkince’nin adını Şirince olarak değiştirtirler.

SABAHATTİN ALİ, 30 YIL SONRA GÖZLERİNE İNANAMADI

Bunları ben söylemiyorum, 1947 yılında yolu buraya düşen Sabahattin Ali yazıyor. Ve o da, Dido Sotiriu gibi, köyün mübadeleden önceki görünümünü gerçek bir cennet olarak betimledikten sonra, yaraya parmak basma cesaretini gösteriyor:
“Burası benim 30 sene önce gördüğüm, içinde en güzel günlerimi geçirdiğim yer değildi. Şu sağ tarafımda kapısız, penceresiz, çatısız yükselen dört duvar, bir zamanlar bahçesinde yüzlerce çocuğun oynadığı mektep olamazdı. Şu önümdeki ulu çınarın dibinde, böyle bataklık ortasında bir taş yığını değil, dört gözlü bir mermer çeşme olacaktı.
Köyü baştan başa dolaştım. Bu 800 yüz evli küçük kasabada, şimdi belki 50 aile bile oturmuyordu. Buraya mübadil olarak yerleştirilen muhacirler, tütüncü oldukları için incirlerini, zeytinliklerini yok pahasına satmışlar, hatta birçok ağaçları kışın kesip yakmışlar, sonra her biri bir tarafa dağılmışlardı. Ortalıkta insan görünmüyordu. Belki 20 seneden beri el sürülmemiş gübre ve süprüntü ile kaldırımları görünmez hale gelen sokaklarda, bazen gözlerinin rengi bile anlaşılmayacak kadar kirli bir çocuk peyda oluyor, bir yabancının geçtiğini fark eder etmez, arkasından çekmeye çalıştıkları keçinin ipini bıraktığı gibi kayboluyordu. Yıllardır boş duran evlerin ne kapıları, ne pencereleri, hatta ne de döşemeleri kalmıştı. Sekiz, 10 odalı koskoca evlerin sahipleri bile, pencerelerine tahta çiviledikleri bir yer odasına dolmuşlar, öteki odaların dolap kapılarına ve çerçevelerine kadar bütün tahta kısımları kışın söküp yakmışlardı.”
Bu satırları okurken Seferis’in “Ardıç Kuşu” adlı şiirini anımsadım. Urlalı şair, Nobel ödüllü hemşehrimiz, savaş ve mübadele döneminde yaşanılan acıları evlere de atfederek şöyle dile getiriyordu: “Ben pek anlamam evlerden / Bilirim ki onlar da kendilerince yaşar.” Ve yıllar sonra diplomat olarak İzmir’e döndüğünde, çocukluğunun geçtiği eve olan bağlılığının, yaşamı boyunca peşini bırakmayan yakıcı bir aidiyet duygusunun farkına varıyordu: “Fenere yaklaştığımda, birden arkamı marazlı hayvanlar gibi bana bakan evlere döndüm. Onlarda hâlâ sönmeyen hayat belirtileri doğrudan doğruya bana bağlıydı sanki.”

ESKİ YAPILAR ONARILDI, KAFE ŞARAPEVİ VE PANSİYONA DÖNÜŞTÜ

Bir zamanlar virane olan Şirince evlerinin çoğu bugün onarılmış, yenilenip pansiyon ya da lokantaya dönüştürülmüş. Altlarında turistlerin alışveriş ettikleri şarap evleri açılmış. Ne var ki yıkılmak üzere olan, pencerelerine perde yerine çuval asılı evler de var. Korunmaları gereken bu eski Rum evlerinin yanı sıra köye yukardan bakan, 19’uncu yüzyıldan kalma Vaftizci Yahya Kilisesi’nin de tuhaf bir konumda olduğunu söylemeliyim. Turizm Bakanlığı’nın katkısıyla yürütülen onarım ve yenileme çalışmaları bu tarihsel yapının avlusunda bir kahvenin, daha doğrusu eski köy kahveleriyle ilgisi olmayan, daha çok hamburger ve cips satan bir “cafe-restaurant”ın açılmasını engelleyememiş. Parçalanıp dökülen duvar fresklerinin üzerine kalp resimleriyle sevgili isimlerinin kazınmasını engelleyemediği gibi. İsa tapınaktan bezirganları kovmuştu, onun havarisi Aziz Paulus’un buralarda Hıristiyanlığı yaymaya başladığından beri çok şey değişmiş. Şirince de nasibini almış bu değişmeden. Köy merkezinin Mahmutpaşa’dan pek farkı kalmamış. Adım başına dükkânlar, büfeler, yerli yersiz bir sürü öteberiyi sergileyen tezgâhlar açılmış. Sabun, zeytinyağı, incik boncuk dolu her yer, şarapçılar da şişeleri dizmişler ama, manzaraya kebap ve gözleme kültürü hâkim görünüyor. Şirince, eskinin olağanüstü günlerine dönmeye hazırlanırken, kitle turizmine kurban gitmiş. Hafta sonları köye bir saatliğine uğrayan otobüslerden inen gürültücü bir kalabalık dolduruyor sokakları, şarap evlerinde pazarlık, piknik yerlerinde mangal partileri yapılıyor.

HIZLI VE PLANSIZ DEĞİŞİME KARŞIN GÜZELLİĞİNİ KORUYOR

Selçuk’a girmeden, tepeye çöreklenmiş eski kaleyi arkamızda bırakıp sola saptığımızda bu yoldan Sabahattin Ali’nin, çok değil 50 yıl önce atla geçtiğini düşünüyordum. Birinci Dünya Savaşı yıllarında çocukken Çirkince’de bir süre kalan yazar, anılarındaki cenneti bulamayınca hayal kırıklığına uğramış, kendi deyimiyle “Gâvurda keramet Müslüman’da kabahat” aramaktansa toprak ağalarıyla beyleri suçlamayı yeğlemişti. Ona bakılırsa eski “Çirkince”yi milletle alay edercesine “Şirince” yapanlar, sahipli ülkemizi de sahipsiz kılarak yöreyi talan etmişler, kazandıklarını alıp götürmüşlerdi. İş bilmez göçmenlere kalmıştı güzelim köy. Şimdi durum öyle değildi neyse ki, ama yine bir kazanç hırsı, çevre bilinci yerine köşeyi dönme söz konusuydu.
Sabahattin Ali en verimli çağında, bu yolculuktan bir yıl kadar sonra Bulgaristan sınırında bir istihbarat ajanı tarafından kafasına sopayla vurularak öldürüldüğünde 50’sinde bile değildi. Ülkemiz sözünü sakınmayan, inancı uğruna her türlü tehlikeyi göze alabilen en değerli yazarlarından birini kaybetmiş oldu böylece. Onun eşsiz gözlem gücünden kaynaklanan alaycı ve sert üslubuyla Şirince üzerine yazdıkları, bana sorarsanız bugün de geçerli. Ama erken öten horozun başını keserlermiş. Aradan geçen zaman Şirince’yi çirkinleştirmemize yetmemiş. Bu işi kısa zamanda başarmak için kültür varlıklarımızı çoğu yerde yaptığımız gibi esnaf zihniyetiyle ele almaya devam ediyoruz. Kıyılarımıza beton döküp el değmemiş koylarımızı da talan ederek bu konuda epey yol aldığımızı düşünüyorum. Yine de güzel burası, havası, suyu, zeytin ve bağlarıyla, set set yükselen terasları ve eski evleriyle gerçekten görmeye değer bir yer. Umarım Anıtlar Kurulu duruma el koyup köyün mimari envanterini çıkarır da, Şirince mübadeleden önceki günlerine döner.

2010-10-26 10:41:16
Şirindi Çirkince dediler adı değişti ama güzelliği tehlikede diyor çok sevdiğim ve dikkatle izlediğim sevgili Nedim Gürsel. Yazı: 25 Ekim 2010 Hürriyet gazetesinde çıkmış. İzmir’in Selçuk İlç
devamını okumak için tıklayınız.

Şirindi Çirkince dediler adı değişti ama güzelliği tehlikede diyor çok sevdiğim ve dikkatle izlediğim sevgili Nedim Gürsel. Yazı: 25 Ekim 2010 Hürriyet gazetesinde çıkmış.

İzmir’in Selçuk İlçesi’ne bağlı Şirince, Orta Ege’de yıldızı en hızlı parlayan kasaba. Bir zamanlar kuru incir ve şaraba dayanan ekonomisini şimdilerde turizmle döndürüyor. Butik otelleri 12 ay açık. Kışın bile hafta sonlarında İzmir ve İstanbul’dan gelenlerin akınına uğruyor. Yeni kitabı Derin Anadolu’da Çanakkale’den Hatay’a gezi izlenimlerini anlatan Nedim Gürsel, Şirince’ye de özel bir bölüm ayırdı. “Bu köyün eski adı Çirkince’ye hiç de yaraşmayan bir görünümü var” diyor.

Yeşil bir yamaca sırtını dayamış, zeytin ve şeftali ağaçları, erguvanlar arasından heybetle dikilen evleri, cumbaları, beyaz duvarları, taş sokakları ve güzel insanlarıyla eski adı “Çirkince”ye hiç de yakışmayan bir görünümü var bu köyün. Köy dediysem söz gelişi elbette; yeni adıyla “Şirince” hafta sonları kalabalık bir pazar yerini andırıyor, hafta içindeyse sessiz ve sakin bir Anadolu kasabasını. Bir süre burada kalmak, sabah horoz sesleriyle uyanıp ev ekmeğiyle otlu peynirden ibaret kahvaltımı eski köy kahvesinin tahta masalarından birinde etmek isterdim. Yanında, içkiye sabah başlamak gibi bir alışkanlığım olmamasına karşın, çay niyetine bir ya da iki kadeh karadut, dağ çileği, kavun, nar, hatta dik yamaçlardan bin bir güçlükle toplanan yaban mersini şarabı yuvarlayabilirdim. Buranın kırmızı, beyaz ya da lal şarapları belki çok iyi değil ama, yumuşak iklimin toprağıyla beslenen, Ege güneşinde ballanan meyvelerden üretilen tatlı şaraplarının lezzetine doyum olmuyor.

KIZLAR, DELİKANLILARA MANDOLİNLE ŞARKI SÖYLERDİ

Eski bir Rum yerleşimi olan Çirkince’nin adı, yöredeki derebeyi tarafından azat edilen reayanın uydurduğu bir söylenceden geliyor. Özgürlüklerine kavuşan köylüler yerleşmek için kendilerine bir yer seçtiklerinde, derebey “Kuracağınız köyün yeri nasıl” diye sorar, onlar da, herhalde başkaları gelip yerleşmesin diye “Çirkince” karşılığını verirler. Oysa buranın havası öylesine serin, toprağı bereketli, dağ yamaçlarından çağlayarak inen suları öylesine dinlendirici ki, “Çirkince” adının gerçekte “Kırkınca”dan türemiş olması bana daha akla yakın gibi geliyor. Zaten doğma büyüme buralı Dido Sotiriu da, bir zamanlar heyecanla okuduğum, bir kitabımda (Balkanlar’a Dönüş) uzun uzadıya söz ettiğim, Türkçeye “Benden Selam Söyle Anadolu”ya adıyla çevrilen ünlü romanı Kanlı Topraklar’da, bir
zamanlar 800 haneden oluşan, çalışkan halkının mutlu yaşadığı, komşu Türk köyleriyle can ciğer kuzu sarması geçindiği, akşam zeytinden dönen delikanlılarla kızların mandolin eşliğinde şarkılar söyledikleri bir “cennet” olarak betimliyor Çirkince’yi. Öyle bir yer ki, savaş nedeniyle yok olan bir dünyanın, geri dönmesi mümkün olmayan bir “yitik cennet”in tüm özelliklerini taşıyor:
“Şu yeryüzünde cennet diye bir şey varsa, bizim Kırkınca o cennetin bir parçası olsa gerekti. (...) Kendi arazisinin efendisiydi her köylü. İki katlı bir evi vardı herkesin. Ayrıca ceviz, badem, elma, armut, kiraz ağaçlarıyla ve sebze bahçeleriyle çevrili, yazlık bir evi vardı. Ve hiç kimse bahçesini çiçeklerle donatmayı ihmal etmezdi. Ve dört bir yandan fışkıran akarsuların ne kış, ne yaz kesilmezdi türküsü. (...) Yavaş ama sağlam bir gelir kaynağıydı zeytinyağı. Ama incir... köylünün kemerini altınla dolduran incir. Sadece Aydın ilinde değil, bütün Doğu’da, Avrupa ve Amerika’da bile ün salmış incirlerimiz. Derisi var mı, yok mu anlayamazdınız, öylesine inceydi; Anadolu’nun o canım güneşiyle ballanmıştılar.”
Bu satırları yazan Sotiriu, Anadolu Rum halkının, papazların vaazlarında dile gelen Yunanistan’la birleşme özlemini eleştirmekten de geri kalmaz. Ne var ki, mübadeleden ya da daha insancıl bir deyimle söylemem gerekirse “Büyük Ayrılık”tan sonra bu canım köyden göçenlerin yerine yerleştirilenler, Selanik ve Girit’ten gelen Müslümanlar, değerini bilmediklerinden değil zeytin ve incir üretimine yabancı olduklarından, kısa sürede cehenneme çevirirler Çirkince’yi. Evler ahıra dönüştürülür, sokaklarda donsuz ve cılız çocuklar oynamaya başlar, okul öğretmensiz tarlalar türküsüz kalır. Ayrık otları kaplar her yanı, bakımsızlıktan meyve ağaçları çürür. Geceleyin el ayak çekilir ortalıktan. Ama köyün yeni sahipleri yetkililere başvurup Çirkince’nin adını Şirince olarak değiştirtirler.

SABAHATTİN ALİ, 30 YIL SONRA GÖZLERİNE İNANAMADI

Bunları ben söylemiyorum, 1947 yılında yolu buraya düşen Sabahattin Ali yazıyor. Ve o da, Dido Sotiriu gibi, köyün mübadeleden önceki görünümünü gerçek bir cennet olarak betimledikten sonra, yaraya parmak basma cesaretini gösteriyor:
“Burası benim 30 sene önce gördüğüm, içinde en güzel günlerimi geçirdiğim yer değildi. Şu sağ tarafımda kapısız, penceresiz, çatısız yükselen dört duvar, bir zamanlar bahçesinde yüzlerce çocuğun oynadığı mektep olamazdı. Şu önümdeki ulu çınarın dibinde, böyle bataklık ortasında bir taş yığını değil, dört gözlü bir mermer çeşme olacaktı.
Köyü baştan başa dolaştım. Bu 800 yüz evli küçük kasabada, şimdi belki 50 aile bile oturmuyordu. Buraya mübadil olarak yerleştirilen muhacirler, tütüncü oldukları için incirlerini, zeytinliklerini yok pahasına satmışlar, hatta birçok ağaçları kışın kesip yakmışlar, sonra her biri bir tarafa dağılmışlardı. Ortalıkta insan görünmüyordu. Belki 20 seneden beri el sürülmemiş gübre ve süprüntü ile kaldırımları görünmez hale gelen sokaklarda, bazen gözlerinin rengi bile anlaşılmayacak kadar kirli bir çocuk peyda oluyor, bir yabancının geçtiğini fark eder etmez, arkasından çekmeye çalıştıkları keçinin ipini bıraktığı gibi kayboluyordu. Yıllardır boş duran evlerin ne kapıları, ne pencereleri, hatta ne de döşemeleri kalmıştı. Sekiz, 10 odalı koskoca evlerin sahipleri bile, pencerelerine tahta çiviledikleri bir yer odasına dolmuşlar, öteki odaların dolap kapılarına ve çerçevelerine kadar bütün tahta kısımları kışın söküp yakmışlardı.”
Bu satırları okurken Seferis’in “Ardıç Kuşu” adlı şiirini anımsadım. Urlalı şair, Nobel ödüllü hemşehrimiz, savaş ve mübadele döneminde yaşanılan acıları evlere de atfederek şöyle dile getiriyordu: “Ben pek anlamam evlerden / Bilirim ki onlar da kendilerince yaşar.” Ve yıllar sonra diplomat olarak İzmir’e döndüğünde, çocukluğunun geçtiği eve olan bağlılığının, yaşamı boyunca peşini bırakmayan yakıcı bir aidiyet duygusunun farkına varıyordu: “Fenere yaklaştığımda, birden arkamı marazlı hayvanlar gibi bana bakan evlere döndüm. Onlarda hâlâ sönmeyen hayat belirtileri doğrudan doğruya bana bağlıydı sanki.”

ESKİ YAPILAR ONARILDI, KAFE ŞARAPEVİ VE PANSİYONA DÖNÜŞTÜ

Bir zamanlar virane olan Şirince evlerinin çoğu bugün onarılmış, yenilenip pansiyon ya da lokantaya dönüştürülmüş. Altlarında turistlerin alışveriş ettikleri şarap evleri açılmış. Ne var ki yıkılmak üzere olan, pencerelerine perde yerine çuval asılı evler de var. Korunmaları gereken bu eski Rum evlerinin yanı sıra köye yukardan bakan, 19’uncu yüzyıldan kalma Vaftizci Yahya Kilisesi’nin de tuhaf bir konumda olduğunu söylemeliyim. Turizm Bakanlığı’nın katkısıyla yürütülen onarım ve yenileme çalışmaları bu tarihsel yapının avlusunda bir kahvenin, daha doğrusu eski köy kahveleriyle ilgisi olmayan, daha çok hamburger ve cips satan bir “cafe-restaurant”ın açılmasını engelleyememiş. Parçalanıp dökülen duvar fresklerinin üzerine kalp resimleriyle sevgili isimlerinin kazınmasını engelleyemediği gibi. İsa tapınaktan bezirganları kovmuştu, onun havarisi Aziz Paulus’un buralarda Hıristiyanlığı yaymaya başladığından beri çok şey değişmiş. Şirince de nasibini almış bu değişmeden. Köy merkezinin Mahmutpaşa’dan pek farkı kalmamış. Adım başına dükkânlar, büfeler, yerli yersiz bir sürü öteberiyi sergileyen tezgâhlar açılmış. Sabun, zeytinyağı, incik boncuk dolu her yer, şarapçılar da şişeleri dizmişler ama, manzaraya kebap ve gözleme kültürü hâkim görünüyor. Şirince, eskinin olağanüstü günlerine dönmeye hazırlanırken, kitle turizmine kurban gitmiş. Hafta sonları köye bir saatliğine uğrayan otobüslerden inen gürültücü bir kalabalık dolduruyor sokakları, şarap evlerinde pazarlık, piknik yerlerinde mangal partileri yapılıyor.

HIZLI VE PLANSIZ DEĞİŞİME KARŞIN GÜZELLİĞİNİ KORUYOR

Selçuk’a girmeden, tepeye çöreklenmiş eski kaleyi arkamızda bırakıp sola saptığımızda bu yoldan Sabahattin Ali’nin, çok değil 50 yıl önce atla geçtiğini düşünüyordum. Birinci Dünya Savaşı yıllarında çocukken Çirkince’de bir süre kalan yazar, anılarındaki cenneti bulamayınca hayal kırıklığına uğramış, kendi deyimiyle “Gâvurda keramet Müslüman’da kabahat” aramaktansa toprak ağalarıyla beyleri suçlamayı yeğlemişti. Ona bakılırsa eski “Çirkince”yi milletle alay edercesine “Şirince” yapanlar, sahipli ülkemizi de sahipsiz kılarak yöreyi talan etmişler, kazandıklarını alıp götürmüşlerdi. İş bilmez göçmenlere kalmıştı güzelim köy. Şimdi durum öyle değildi neyse ki, ama yine bir kazanç hırsı, çevre bilinci yerine köşeyi dönme söz konusuydu.
Sabahattin Ali en verimli çağında, bu yolculuktan bir yıl kadar sonra Bulgaristan sınırında bir istihbarat ajanı tarafından kafasına sopayla vurularak öldürüldüğünde 50’sinde bile değildi. Ülkemiz sözünü sakınmayan, inancı uğruna her türlü tehlikeyi göze alabilen en değerli yazarlarından birini kaybetmiş oldu böylece. Onun eşsiz gözlem gücünden kaynaklanan alaycı ve sert üslubuyla Şirince üzerine yazdıkları, bana sorarsanız bugün de geçerli. Ama erken öten horozun başını keserlermiş. Aradan geçen zaman Şirince’yi çirkinleştirmemize yetmemiş. Bu işi kısa zamanda başarmak için kültür varlıklarımızı çoğu yerde yaptığımız gibi esnaf zihniyetiyle ele almaya devam ediyoruz. Kıyılarımıza beton döküp el değmemiş koylarımızı da talan ederek bu konuda epey yol aldığımızı düşünüyorum. Yine de güzel burası, havası, suyu, zeytin ve bağlarıyla, set set yükselen terasları ve eski evleriyle gerçekten görmeye değer bir yer. Umarım Anıtlar Kurulu duruma el koyup köyün mimari envanterini çıkarır da, Şirince mübadeleden önceki günlerine döner.

Nile Guide da hakkımızda ki haber

Dünya'nın sayılı seyahat rehberleri arasında yer alan Nile Guide Türkiye yazarlarından Ayşegül Surenkok'un hakkımızda yazısını bu linkten okuyabilirsiniz. http://www.nileguide.com/destination/blog/istanbul/2010/10/20/locals-picks-izim-bozada-your-boutique-hotel-expert/

2010-10-25 09:03:37
Dünya'nın sayılı seyahat rehberleri arasında yer alan Nile Guide Türkiye yazarlarından Ayşegül Surenkok'un hakkımızda yazısını bu linkten okuyabilirsiniz. http://www.nileguide.com/destination/blo
devamını okumak için tıklayınız.

Dünya'nın sayılı seyahat rehberleri arasında yer alan Nile Guide Türkiye yazarlarından Ayşegül Surenkok'un hakkımızda yazısını bu linkten okuyabilirsiniz. http://www.nileguide.com/destination/blog/istanbul/2010/10/20/locals-picks-izim-bozada-your-boutique-hotel-expert/

Exhibition of Hakim Tourdiev - Museum Hotel Kapadokya

Çin Uygur özerk bölgesinde dogan ve bu güne kadar Özbekistan, Rusya, Isviçre, Hollanda, Almanya ve Amerika’da birçok sergiye imza atan ödüllü ressam Hakim Tourdiev, Kapadokya temalı eserlerin de yer aldıgı son koleksiyonunu Museum Hotel’de sergiliyor..

2010-10-06 17:16:36
Çin Uygur özerk bölgesinde dogan ve bu güne kadar Özbekistan, Rusya, Isviçre, Hollanda, Almanya ve Amerika’da birçok sergiye imza atan ödüllü ressam Hakim Tourdiev, Kapadokya temalı eserlerin de
devamını okumak için tıklayınız.

Çin Uygur özerk bölgesinde dogan ve bu güne kadar Özbekistan, Rusya, Isviçre, Hollanda, Almanya ve Amerika’da birçok sergiye imza atan ödüllü ressam Hakim Tourdiev, Kapadokya temalı eserlerin de yer aldıgı son koleksiyonunu Museum Hotel’de sergiliyor..

Alacati Uluslararasi Balikcilik Turnuvasi, VODAFONE ile rastgele diyor

Avrupa’nın en büyük 3 balıkçılık yarışması arasında yerini alan “Alaçatı Uluslararası Balıkçılık Turnuvası”nın dördüncüsü, 28 Ekim–1 Kasım 2010 tarihleri arasında, Vodafone Ana Sponsorluğu’nda ve Port Alaçatı Marina’nın ev sahipliğinde gerçekleşecek.

Alaçatı Uluslararası Balıkçılık Turnuvası, amatör balıkçılık etkinlikleri konusunda uzman, dünyanın birçok yerinde uluslar arası turnuvalara katılmış Murat İyriboz, IGFA (International Game Fish Association - Uluslararası Spor Balıkçılık Federasyonu) Türkiye Temsilcisi Elvio Pennetti ve turizm profesyoneli İlknur İçingir tarafından uluslararası standartlarda organize ediliyor. Vodafone ana sponsorluğunda düzenlenen yarışma, IGFA tarafından belirlenen sportif balıkçılık anlayışı ve turnuvaya özel kurallar çerçevesinde gerçekleşecek.

Turnuvanın toplam ödülü olan 8500 USD ve ayrıca 6500 USD değerindeki balıkçılık malzemeleri, genel klasmanda ilk üçe giren yarışmacılar ile en büyük balık ve turnuva özel ödülünü kazanan katılımcılar arasında paylaşılacak.

50 asil ve 5 yedek tekne kapasitesine çıkartılan turnuvaya yoğun katılım bekleniyor. Yarışmaya her yıl katılan Yunan balıkçılar, bu yıl da turnuvaya yoğun ilgi gösteriyor. Bu yıl ayrıca Güney Afrika, A.B.D. ve İtalya dan katılacak sporcular olacak.Turnuvanın tanınmış simaları arasında Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener, İzmir ticaret odası başkanı Ekrem Demirtaş, İskender Atakan, Mustafa Taviloğlu, Gökhan Çarmıklı, İsmail Boyner gibi isimler de bulunuyor.

Vodafone ile birlikte turnuvaya destek verenler arasında Port Alaçatı Marina, Carlsberg, Türk Hava Yolları, Gant, , Accurate, H2O Pro, CMS, Lowrance, Dell, Seguar, 7800 Çeşme, Solto Otel, Port Balık ve Alaçatı Belediyesi yer alıyor.

Turnuva ile ilgili daha geniş bilgi ve fotoğraflara www.alacatifishing.com  adresinden ulaşabilirsiniz.

2010-10-01 12:13:05
Avrupa’nın en büyük 3 balıkçılık yarışması arasında yerini alan “Alaçatı Uluslararası Balıkçılık Turnuvası”nın dördüncüsü, 28 Ekim–1 Kasım 2010 tarihleri arasında, Vodafone Ana
devamını okumak için tıklayınız.

Avrupa’nın en büyük 3 balıkçılık yarışması arasında yerini alan “Alaçatı Uluslararası Balıkçılık Turnuvası”nın dördüncüsü, 28 Ekim–1 Kasım 2010 tarihleri arasında, Vodafone Ana Sponsorluğu’nda ve Port Alaçatı Marina’nın ev sahipliğinde gerçekleşecek.

Alaçatı Uluslararası Balıkçılık Turnuvası, amatör balıkçılık etkinlikleri konusunda uzman, dünyanın birçok yerinde uluslar arası turnuvalara katılmış Murat İyriboz, IGFA (International Game Fish Association - Uluslararası Spor Balıkçılık Federasyonu) Türkiye Temsilcisi Elvio Pennetti ve turizm profesyoneli İlknur İçingir tarafından uluslararası standartlarda organize ediliyor. Vodafone ana sponsorluğunda düzenlenen yarışma, IGFA tarafından belirlenen sportif balıkçılık anlayışı ve turnuvaya özel kurallar çerçevesinde gerçekleşecek.

Turnuvanın toplam ödülü olan 8500 USD ve ayrıca 6500 USD değerindeki balıkçılık malzemeleri, genel klasmanda ilk üçe giren yarışmacılar ile en büyük balık ve turnuva özel ödülünü kazanan katılımcılar arasında paylaşılacak.

50 asil ve 5 yedek tekne kapasitesine çıkartılan turnuvaya yoğun katılım bekleniyor. Yarışmaya her yıl katılan Yunan balıkçılar, bu yıl da turnuvaya yoğun ilgi gösteriyor. Bu yıl ayrıca Güney Afrika, A.B.D. ve İtalya dan katılacak sporcular olacak.Turnuvanın tanınmış simaları arasında Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener, İzmir ticaret odası başkanı Ekrem Demirtaş, İskender Atakan, Mustafa Taviloğlu, Gökhan Çarmıklı, İsmail Boyner gibi isimler de bulunuyor.

Vodafone ile birlikte turnuvaya destek verenler arasında Port Alaçatı Marina, Carlsberg, Türk Hava Yolları, Gant, , Accurate, H2O Pro, CMS, Lowrance, Dell, Seguar, 7800 Çeşme, Solto Otel, Port Balık ve Alaçatı Belediyesi yer alıyor.

Turnuva ile ilgili daha geniş bilgi ve fotoğraflara www.alacatifishing.com  adresinden ulaşabilirsiniz.

ABD li ve Kanadalı turistler Türk yemeklerini öğrendiler

Muğla´nın Datça İlçesi´ne tatil için gelen ABD´li ve Kanadalı turistler kaldıkları otelde uygulamalı olarak Türk yemeklerini öğrendi.
İlçe merkezine 5 kilometre uzaklıktaki Reşadiye Mahallesi´nde 7 yıldır butik otel olarak hizmet veren 200 yıllık tarihi Mehmet Ali Ağa Konağı´nda, yöresel yemeklerimiz turistlere tanıtıldı. Mercimekli köfteden, yaprak sarması ve kabak çiçeği dolmasına kadar yöreye özgü yemeklerin nasıl yapıldığını öğrenen turistler daha sonra öğrendiklerini uygulama olanağı buldular. Yaprak sarmasında oldukça zorlanan turistler, kabak çiçeği dolması ve incir tatlısına hayran kaldılar.

ABD´li ve Kanadalı turistlere yaprak sarması ve kabak çiçeği dolmasını öğreten aşçı Halis Saraçoğlu, ``Yemeğin içini önceden hazırladık. Burada kabak çiçeği dolması ve yaprak sarmasının püf noktalarını kendilerine anlattık. Nasıl sarılacağını gösterdik. Sonra kendileri kabak çiçeği doldurup, yaprak sardılar. Bazılarının eli yatkın, başarılı oldular. Bazıları ise beceremedi. Yaprağı ters saranlar oldu. Sonuçta herkes memnun. Bu tür tanıtımlarımız sürecek'' diye konuştu.

Otel Müdürü Sibel Saraçoğlu, ülkemize gelen turistlerin deniz-kum ve güneşin yanı sıra insanımızı, doğamızı ve tarihi yerlerimizi görüp tanımayı arzuladıklarını belirterek, ``Kültür turizmi giderek yayılıyor. Turist, geldiği ülkeyi daha iyi tanımayı keyfetmeyi istiyor. Dünyanın pek çok yerinde bu uygulama var. ABD ve Kanada´dan gelen 26 kişilik turist kafilesi için böyle bir tanıtım programı hazırladık. Her biri konusunun uzmanı olan arkadaşlarımız, yöresel yemeklerin nasıl yapılacağını turistlere anlattı. Onlar da öğrendikleri bilgiler ışığında bizzat yemek yapmayı denediler'' diye konuştu. Kaynak: DHA

2010-09-30 11:55:30
Muğla´nın Datça İlçesi´ne tatil için gelen ABD´li ve Kanadalı turistler kaldıkları otelde uygulamalı olarak Türk yemeklerini öğrendi. İlçe merkezine 5 kilometre uzaklıktaki Reşadiye
devamını okumak için tıklayınız.

Muğla´nın Datça İlçesi´ne tatil için gelen ABD´li ve Kanadalı turistler kaldıkları otelde uygulamalı olarak Türk yemeklerini öğrendi.
İlçe merkezine 5 kilometre uzaklıktaki Reşadiye Mahallesi´nde 7 yıldır butik otel olarak hizmet veren 200 yıllık tarihi Mehmet Ali Ağa Konağı´nda, yöresel yemeklerimiz turistlere tanıtıldı. Mercimekli köfteden, yaprak sarması ve kabak çiçeği dolmasına kadar yöreye özgü yemeklerin nasıl yapıldığını öğrenen turistler daha sonra öğrendiklerini uygulama olanağı buldular. Yaprak sarmasında oldukça zorlanan turistler, kabak çiçeği dolması ve incir tatlısına hayran kaldılar.

ABD´li ve Kanadalı turistlere yaprak sarması ve kabak çiçeği dolmasını öğreten aşçı Halis Saraçoğlu, ``Yemeğin içini önceden hazırladık. Burada kabak çiçeği dolması ve yaprak sarmasının püf noktalarını kendilerine anlattık. Nasıl sarılacağını gösterdik. Sonra kendileri kabak çiçeği doldurup, yaprak sardılar. Bazılarının eli yatkın, başarılı oldular. Bazıları ise beceremedi. Yaprağı ters saranlar oldu. Sonuçta herkes memnun. Bu tür tanıtımlarımız sürecek'' diye konuştu.

Otel Müdürü Sibel Saraçoğlu, ülkemize gelen turistlerin deniz-kum ve güneşin yanı sıra insanımızı, doğamızı ve tarihi yerlerimizi görüp tanımayı arzuladıklarını belirterek, ``Kültür turizmi giderek yayılıyor. Turist, geldiği ülkeyi daha iyi tanımayı keyfetmeyi istiyor. Dünyanın pek çok yerinde bu uygulama var. ABD ve Kanada´dan gelen 26 kişilik turist kafilesi için böyle bir tanıtım programı hazırladık. Her biri konusunun uzmanı olan arkadaşlarımız, yöresel yemeklerin nasıl yapılacağını turistlere anlattı. Onlar da öğrendikleri bilgiler ışığında bizzat yemek yapmayı denediler'' diye konuştu. Kaynak: DHA

Alaçatı Taş Otel Zeytin Hasadı - 28-31 Ekim 2010

Alaçatı Taş Otel'in her yıl yapılan zeytin hasadı bu yıl da 28 - 31 Ekim 2010 tarihleri arasında  gerçekleştiriliyor. Etkinlik kapsamında Alaçatı'da Taş Otel'e ait zeytinlikte 200 zeytin ağacının hasadı konuklarla birlikte yapılıyor. Bu ağaçlardan “hurma” zeytin, yani dünyada, ağaçtan düştüğü gibi herhangi bir işlem gerektirmeden yenilebilen tek zeytin çeşidi de elde edilebiliyor. Üç gün, üç gece süren program sonunda katılımcılar, topladıkları zeytinlerden elde edilen taze sıkılmış sızma zeytinyağını evlerine götürebiliyor.
http://www.tasotel.com/zeytingunleri.htm
tel. 0 232 716 7772

2010-09-29 11:02:38
Alaçatı Taş Otel'in her yıl yapılan zeytin hasadı bu yıl da 28 - 31 Ekim 2010 tarihleri arasında  gerçekleştiriliyor. Etkinlik kapsamında Alaçatı'da Taş Otel'e ait zeytinlikte 200 zeytin ağacının
devamını okumak için tıklayınız.

Alaçatı Taş Otel'in her yıl yapılan zeytin hasadı bu yıl da 28 - 31 Ekim 2010 tarihleri arasında  gerçekleştiriliyor. Etkinlik kapsamında Alaçatı'da Taş Otel'e ait zeytinlikte 200 zeytin ağacının hasadı konuklarla birlikte yapılıyor. Bu ağaçlardan “hurma” zeytin, yani dünyada, ağaçtan düştüğü gibi herhangi bir işlem gerektirmeden yenilebilen tek zeytin çeşidi de elde edilebiliyor. Üç gün, üç gece süren program sonunda katılımcılar, topladıkları zeytinlerden elde edilen taze sıkılmış sızma zeytinyağını evlerine götürebiliyor.
http://www.tasotel.com/zeytingunleri.htm
tel. 0 232 716 7772

Likya Yolu Maratonu 11-16 Ekim 2010

Akdeniz’in tadını güneşlenip, denize girerek çıkarmaktan sıkılanlar için müthiş bir fırsat… Tarihi Likya Yolu’nda ilk kez gerçekleşecek olan bir ultra maraton… Maraton beş gün sürecek ve her gün bir etabı koşulacak. Yarışmacılar, her etap için belirlenen süreyi aşmadan sonraki hedef noktasına ulaşmaya çalışacaklar. Her 10 kilometrede bir kontrol noktaları kurulacak. Yarışmacıların geceyi geçireceği ana kamplar ise her etap sonundaki varış noktalarında olacak.
Damcı bölgenin hava şartlarının yarışmacıları zorlayabileceğini söylüyor. Likya Yolu’nda aynı gün rüzgarı da güneşi de yağmuru da görmek mümkün. Bununla birlikte bölgede değil koşmayı zaman zaman hızlı yürümeyi bile zorlaştıran dik yamaçlar bulunuyor. Ancak antik Likya kentlerinin kalıntıları arasında kamp kurmak her şeye rağmen maratonu daha da çekici kılıyor.
Daha detaylı bilgi için www.likyayoluultramaratonu.com adresine göz atın.

2010-09-29 11:01:59
Akdeniz’in tadını güneşlenip, denize girerek çıkarmaktan sıkılanlar için müthiş bir fırsat… Tarihi Likya Yolu’nda ilk kez gerçekleşecek olan bir ultra maraton… Maraton beş gü
devamını okumak için tıklayınız.

Akdeniz’in tadını güneşlenip, denize girerek çıkarmaktan sıkılanlar için müthiş bir fırsat… Tarihi Likya Yolu’nda ilk kez gerçekleşecek olan bir ultra maraton… Maraton beş gün sürecek ve her gün bir etabı koşulacak. Yarışmacılar, her etap için belirlenen süreyi aşmadan sonraki hedef noktasına ulaşmaya çalışacaklar. Her 10 kilometrede bir kontrol noktaları kurulacak. Yarışmacıların geceyi geçireceği ana kamplar ise her etap sonundaki varış noktalarında olacak.
Damcı bölgenin hava şartlarının yarışmacıları zorlayabileceğini söylüyor. Likya Yolu’nda aynı gün rüzgarı da güneşi de yağmuru da görmek mümkün. Bununla birlikte bölgede değil koşmayı zaman zaman hızlı yürümeyi bile zorlaştıran dik yamaçlar bulunuyor. Ancak antik Likya kentlerinin kalıntıları arasında kamp kurmak her şeye rağmen maratonu daha da çekici kılıyor.
Daha detaylı bilgi için www.likyayoluultramaratonu.com adresine göz atın.